Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '13

 
Kategori
Anılar
 

Hacivat’ın Karagöz’ü; Bizans İmparatoru Konstantin'in seyisi Sofyozlu Bali Çelebi’mi?

Hacivat’ın Karagöz’ü; Bizans İmparatoru Konstantin'in seyisi Sofyozlu Bali Çelebi’mi?
 

Karagöz - Hacivat


Hacivat’ın Karagöz’ü; Bizans imparatoru Konstantin'in seyisi Sofyozlu Bali Çelebi’mi?

“Yıktın perdeyi eyledin viran/Varayım sahibine haber vereyim heman”

*Karagöz aslında Bizans imparatoru Konstantin'in Çingene seyisi Sofyozlu Bali Çelebi olduğunu biliyormuydunuz?

 

Karagöz ve Hacıvat’ı bizler iyi biliriz de çocuklarımız bilirlermi?

Yeni zamanlarda böyle saf, anlatıları ile ders veren gölge oyunları yokki.

Olsada onları bilgisayarların başından kalkarak izleyecek çocuklar nerede?

Taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyunudur bu muhteşem gösteri.

İçindeki güzellikler çoktur. Günlük hayattan söz edilir, doğrular aşılanır, yanlışların neticelerinde neler yaşanabildiği anlatılır. Bizler ondan çok şey öğrendik…

 

Karagöz oynatıcısı olurdu ki ona Hayalbaz denilirdi. Hayaldi çünkü yaptıkları, anlattıkları. Yardımcıları çırak, yardak, dayrezan, sadıkkar’lardı.

Karagöz Hacivat oyunlarından tanımıştım ben eski İstanbul’u.

Gölge oyununun bir ismi de hayal oyunu değilmidir?

Sizi düşünmeye yönlendirmez mi?

İşte o zamanlar bir memur çocuğu olan benim gözlerimin önüne köşkler gelirdi,

Evin hanımı, beyi, genç kızı ve olmazsa olmaz arap bacısı…

Çeşitli tiplemeler olurdu.

Rum’da vardı, Arnavut’larda vardı, Yahudi tiplemeleri de…

Hacı cav cav bizim çocuklarla aramızda konuşma şekliydi. Birbirimize takılırdık. Hatırlıyorum da Tuzsuz Kara Bekir tiplemesi vardı ve çok bağırırdı. Hepimiz onun sözlerini ezberlemiştik.

O zamanlar apartmandaki çocuklar ve kardeşim Ömer’le birlikte evin arka bahçesinde tiyatro kurmuştuk. Biz gölge oyunu değilde Karagöz – Hacivat’ın yaptıklarını tiyatro adabıyla canlandırmıştık. Kıyafetlerimizi de onlara benzetmek için annemin bütün çengelli iğnelerini, masa örtüsü ve tertemiz çarşaflarını kullanmıştık, tabi ardından da bir araba azar işitmiştik. Gerçi annem yaptığımızı yanlış bulmamıştı sadece elinde yıkayacağı o kadar çok çamaşır canını sıkmıştı.

O zaman İstanbul şarkıları dediğimiz bir çok şarkı öğrenmiştik. Eni konu ders çalışır gibi çalışırdık, şarkılara da söyleceğimiz sözlere de…

Sözleri öğrenmek sadece ezber yapmakla kalmıyordu ki, bu tiplemelerin ciddi lehçeleri vardı. Hepsi ayrı yerlerdendi.

Pişekâr vardı, Kavuklu vardı… Çingene olurdu, Rum, Ayvaz Zerkis, kekeme, aşık Hasan, Sünnetçi, Doktor, İmam, Cambaz, Kürt, Ermeni, laz ve saymakla bitiremeyeceğim tiplemeler.

İki önemli rol vardı ki kapanın elinde kalır hesabıyla biz çocuklar o iki rol için kavga ederdik.

Karagöz’ün oğlu ve Hacivat’ın kızı...

Onlar başrol oyuncularını çocuklarıydı. Karagöz – Hacivat rolünu kapamamışsak mutlaka bu iki rolu almalıydık.

Müzikler ve gazeller vardı ki sesi güzel olanların gazel okumaları şarttı.

 

Sonunda:

“Yıktın perdeyi eyledin divan – varayım sahibine haber vereyim heman”

Denildiğinde oyunumuz bitmiş olurdu.

Sonrasında birde müzik yapardık.

Şunu da belirtmekte yarar var, müziğimizde ya derme çatma bir def olur ya iki kaşık yâda sesimiz.

Pardon darbuka gibi yaptığımız tepsileri de dikkate almak gerek, hepimiz bayağı iyi ritm tutmayı başarmıştık…

 

Bu oyunu, nasıl yapıldığını, neler olduğunu yazılan bu yerden sizlere aktaracağım belli mi olur belkide günümüzün çocuklarından biri ikisi heveslenir bizim gibi bir yer bulur tiyatroya olan aşklarını çocukluktan başlatabilir.

 

Hacivat ve karagöz için bir çok anlatı var.

Kimileri onların sonlarının idam olarak bittiğini yazarlarki, sebebi:

Cami inşaatında çalışanları çok güldürdükleri için inşaatın yavaşlamasına sebep olduklarından Padişah tarafından cezalandırıldıkları!

 

Halkbilimcilerin; Karagöz’ün bazı oyunlarında Çingene olduğunu söylemesi, Bulgar gaydası çalması…

Evliya Çelebi’nin tanıklığına dayanarak Bizans İmparatoru Konstantin’i çingene seyisi Sofyozlu Bali çelebi olduğu…

 

Kim oldukları değil ne yaptıkları çok önemli.

Benim ve kardeşimin sanata olan duyarlığı, aşkının temelinde onlar yatmaktadır.

Ben o zamanlar bile onların neler söyleyeceklerini yazardım.

Tiyatro yapmıştık demiştim ya sizlere, inanın o metinleri ben yazıyordum.

Yazı yazmamında sebeblerinden biri onlar…

 

Güzelliği tanımak hangi yaşta olursanız olun makbul.

Sanat insanın ruhunu yüceltiyor…

 

Benim çocukluğumda muhteşem değerler varmış, biriktirdiğim hatıralarımdan çıkardıkça onların ne kadar kıymetli olduklarını anlıyorum.

Tıpka Karagöz – Hacivat gibi…

 

 

Nazan Şara Şatana

 

 

&

 

Hacivat – karagöz perde oyunundaki tiplemeleri yazıldığı gibi aktaracağım sizlere…

 

Karagöz:Saçsız başına “ışkırlak” adı verilen şapka giymektedir. Hiçbir zaman düzgün bir işi olmayan Karagöz eğitim almamıştır. Hacivat'ın ona bulduğu geçici işlerde çalışır. İçi dışı bir, olduğu gibi görünen, tepkilerini çabuk açığa vuran bir halk adamıdır. Halkın sağduyusunu temsil etmektedir. Merttir, cesurdur bu yüzden başı sürekli beladadır. Meraklı, patavatsız ve açık saçık konuşur. Bazen hile yaparak diğerlerini kandırmaya çalışır. Karısı ile sürekli didişir.

 

"Hacivat":Yukarıya doğru kıvrık sivri bir sakalı olan Hacivat, kurnaz, içten pazarlıklı bir tiptir. Eğitim almış olduğu bellidir ve her konuda iyi kötü bilgi sahibidir. Herkesin nabzına göre şerbet verir. Karagöze göre daha kültürlü, aklı başında ve güvenilir bir tiptir. Arapça ve Farsça sözcükleri sıkça araya sokuşturduğu süslü bir dille konuşur. Bu nedenle Karagöz onun dediklerini çoğu zaman anlamaz ya da anlamazlıktan gelir. Oyunlardaki gülütler genelde bu söz oyunlarına ve yanlış anlaşılmalara dayanır.

 

"Çelebi": İstanbul lehçesiyle konuşan kibar aile çocuğudur. Ailesinden kalan mirasla geçinir. İyi giyinip, güzel konuşur. Şiir okumasını sever.

 

"Tiryaki": Uyuşturucu müptelası bir işsizdir. Bu nedenle hep uyuklar. Tütün, nargile, kahve, gibi keyif verici maddelere de düşkündür.

 

"Beberuhi": Diğer adları “Altı kulaç” ve “pisbop”tur. Yılışık ve yaygaracı olan bu karakter hızlı hızlı konuşur, işi gürültüye getirir, sık sık ağlar.

 

"Kayserili": Asıl adı Mayısoğlu olan karakter, Kayserili şivesiyle konuşur ve genellikle bakkal veya pastırmacı olarak perdede gözükür. Bir işareti de kolundaki yumurta sepetidir.

 

"Kastamonulu": Asıl adı “Himmet Dayı” veya “Himmet Ağa” olan bu iri yarı adamın mesleği odunculuktur ve işareti elindeki baltasıdır. Kaba saba bir adamdır ve Kastamonu şivesiyle konuşur.

 

"Laz": Tipik işareti elinde taşıdığı kemençedir. Hızlı konuşur, kimseye konuşma fırsatı vermez, çabuk öfkelenir, çabuk sakinleşir.

 

"Kürt"": Genellikle hamallık ya da bekçilik yapar, şiveli konuşur.

 

"Acem"" (Püser, Nöker): Ya İran’dan ya da Azerbaycan’dan gelmiştir. Mesleği genelde halıcılık, antikacılık ya da tefeciliktir. Bu zengin tip eğlenceye düşkündür ve etrafına para saçar.

 

"Arap": İki farklı türü vardır, ya “Ak Arap” veya “Kara Arap” olarak perdede gözükür. Çoğunlukla halayık, uşak veya deveci rolündedir. Kına, kahve, fıstık satar. Ak Arap'ın diğer adları: Hacı Fitil, Hacı Kandil, Hacı Şamandıra'dır.

 

"Arnavut" (Mestan Ağa, Bayram Ağa, Celo Ağa, Recep Ağa, Şaban Ağa, Ramazan Ağa): Bahçıvan, ciğerci, celep, korucu veya bozacı rolündedir. Cahil cesareti vardır. Çabuk öfkelenip hemen silahına davranır, bir kabadayı gibi davranır fakat sıkıyı görünce kaçar.

 

"Rumelili" ("Muhacir"): Trakya şivesiyle konuşan ve adı çoğunlukla “Hüsmen Ağa” olan bu tip perdeye pehlivan ve arabacı olarak gelir. Güreşte yenilince mızıkçılık eder.

 

"Yahudi" ("Çıfıt"): Korkak, yaygaracı ve geveze olan bu karakter eskici, sarraf veya tefeci olarak perdede gözükür. İnatçı ve pazarlıkçıdır.

 

"Frenk" ("Rum") : Türkçe kelimelerin arasında sıklıkla Rumca kelimeler sarfeder. Mesleği çoğunlukla doktor, meyhaneci, terzi ya da tacirdir.

 

"Ermeni": Müzik ve şiire düşkündür. Mesleği ya kuyumculuk ya da lağımcılıktır.

 

"Çerkez": Başında kalpak ve belinde kılıç vardır.

 

"Tuzsuz": Bu kabadayı tiplemesinin asıl adı "Tuzsuz Deli Bekir"dir. Kaba kuvvetine güvenir ve etrafındakile sürekli çatar, gözdağı verir. Her an kavga çıkarmaya hazırdır.

 

"Matiz": Rumca'da matiz sarhoş anlamına gelir. Elinde sürekli olarak şarap şişesi bulunan Matiz tasviri, sarhoş, külhanbeyi vb tipleriyle yaklaşık olarak aynıdır.

 

"Zeybek":Adaletsizliğe, haksızlığa ve zulme uğrayanları korumak için halkın içinden çıkarak başkaldıran silahlı bir halk kahramanıdır. Eşkiyaya karşılık olarak da kullanılmaktadır.

 

"Zenneler": Oyunun temasına göre farklı farklı rollerde gözükürler. Genelde az konuşurlar. Zenne Karagöz'ün karısı rolündeyse perdede gözükmez sadece sesi duyulur.

 

"Çengi": Genelde oyunun sonunda ortaya çıkıp oynayan bu karakterin adı genelde “çengi kız” veya “Afet”tir.

 

"Cazu": Uçmak ve insanları farklı kılıklara sokmak gibi doğaüstü yetenekleri olan yaratıklardır. Bir ejderin veya bir küpün üzerine binmişlerdir ve ellerinde yılan şeklinde kamçıları vardır.

 

"Cin": Bir diğer doğaüstü bir yaratıktır.

 

Tiplemelerin gruplandırılması

Karagöz tiplemeleri bazı sanat tarihçileri ve araştırmacılar tarafından kategorilere ayrılarak da incelenmiştir. Örnek olarak bu konuda çok geniş araştırmalar yapmış olan Metin And oyunlardaki tiplemeleri 11 sınıfta incelemiştir[4]

Eksen Kişiler (Karagöz, Hacivat)

Kadınlar (Zenneler, Kanlı Nigar, Salkım İnci, Karagöz'ün karısı, Hacıvat'ın Kızı vs.)

İstanbul ağzıyla konuşanlar (Çelebi, Tiryaki)

Anadolulu kişiler (Lâz, Bolulu, Kayserili, Kürt, Kastamonulu)

Anadolu dışından gelen kişiler (Arnavut, Arap, Acem)

Müslüman olmayan kişiler (Rum, Ermeni, Yahudi)

Kusurlu ve ruhsal hasta olan kişiler (Kekeme, Kambur)

Kabadayılar ve sarhoşlar (Matiz, Tuzsuz Deli Bekir, Sarhoş)

Eğlendirici kişiler (Köçek, Çengi, Cambaz, Hokkabaz)

Olağanüstü kişiler ve yaratıklar (Cazular, Cinler, Canan)

Geçici, ikincil kişiler ve çocuklar (Çeyiz taşıyıcaları, Satıcılar vs.)

 

&

 

Hayâli: Karagöz oynatan ustadır. Karagözü tek bir usta oynatır ve bütün mizansenleri o idare eder. Ses taklidi yapabilir. Şarkıları usûl içinde kalarak karikatürize edip perdedeki tiplere özel usûller üretir. Bazı şarkılar bazı tiplemelerle özdeşleşmiştir. Şarkı duyulduğunda seyirci o tipin perdeye geleceğini bilir. Karagöz ustası, "hayâli" ünvanını uzun yıllar yanında "yardaklık" yaparak yetiştiği kendi ustasından alır.

 

Yardak: Ustanın perde arkasındaki yardımcısıdır. Tef çalar, tasvirleri ustanın eline verir.

 

Perde: Karagöz perdesi zaman zaman farklılıklar gösterse de genellikle 180x100 cm ebatlarındadır ve beyaz renklidir. İlk zamanlar, yani "Kâr-ı Kadîm" (eski) oyunlarda) perde basitçe iki duvar arasına iple gerilen bir basma kumaştan oluşmaktaydı ve 2 x 2,5m uzunluğundaydı. "Nev icad" (yeni) oyunlarda ise paravana şeklinde bir sahne oluşturularak beyaz renkli patiskadan, Ayna adı verilen bir perde kullanılmaktaydı. Bu yeni perdelerin ebatları 180x100 cm'ye küçültülmüştür. Perdeye, Karagöz'ü ilk oynattığı ileri sürülen Şeyh Küşteri'ye atfen Küşteri Meydanı adı da verilir.

 

Peş tahtası: Perdenin altında bulunan bu tezgâh perdenin gerisine doğru uzanır ve üzerinde Karagöz ustasının kullanacağı "tasvirler", "nâreke", "tef", "ışık kaynağı" vb bu tezgâhın üzerinde hazır bulunur. Raf şeklindeki parçasına Destgâh da denir.

 

Hayâl ağacı: Karagöz ustası perdede birden fazla tasviri idare etmeye çalışırken, yani her iki eli de tasvirlerin çubuklarıyla doluyken, perdede olması gereken üçüncü, dördüncü vb. tasvirleri perdeye yapışık (ve haliyle hareketsiz) tutmaya yarayan çatal biçimli destek gereci.

 

Tasvirler: Perdede karakterlerin iki boyutlu şekillerine "tasvir" denir. Bunlar ışığı kısmen geçirebilen şeffaf materyallerden yapılırlar. Geleneksel yöntemde deve derisi kullanılmaktaydı. Bazen de tasvirler manda, düve, at, eşek ve keçi derisinden kesilirdi. Deve derisi köpek dışkısı (tüyleri dökmekte etkilidir, ancak taze değilse etkili olmaz) ve zırnıkla (sodyum sülfat) tabaklandıktan sonra gerilerek yavaşça kurutulur, camla kazınıp inceltilerek şeffaflığı arttırılır. Tiplemeler deri üzerine çizilip kesildikten sonra ışığı daha da geçirebilmesi için kontürler boyunca delikler açılır. Tasvirler zımparalanarak derinin içine işleyebilen, dayanıklı bitkisel kök boyalarla boyanırlar. Tasvirler genellikle 32–40 cm boyundadır, ancak en iri tasvir "Himmet"tir ve 50 cm boyundadır.

 

Oynatma çubukları: Gürgen ağacından yapılır ve boyları 50–60 cm kadardır. Tasvirlere tutturularak onlara perdede hareket kazandırmak için kullanılırlar.

 

Fırdöndü: Türk Karagözü yatay çubuklarla oynatıldığı için tasvirler tek yönlü hareket ederler, geri dönemezler. Bunu aşmak için bazen tasvirlerin sırtına deriden ufak bir yuva yapılır ve bir menteşe yardımı ile görüntünün sağa sola dönmesi sağlanır. Buna "fırdöndü" denmektedir.

 

Göstermelik: Oyun başlamadan önce müzik eşliğinde perdede hareketsiz duran canlı veya cansız varlıkların tasvirleridir. Bunlar bir limon ağacı, çiçek demeti, gemi, denizkızı veya kedi olabilir. Ya da Zaloglu Rüstem'in dev ile savaşını gösteren bir resim konur. Bunların konuyla ilgisi olması gerekmez. Amaç seyircide bir merak uyandırmak ve onu birazdan başlayacak oyunun havasına sokmaktır.

 

Işık kaynağı: Eski zamanlarda mum ışığı veya şem’a (bir tür yağ kandili) kullanılmaktaydı. Modern zamanlarda elektrik ampulleri kullanılmaktadır.

 

Nâreke: Kamıştan yapılmış, kavala benzer bir tür düdüktür. Mukkaddime (giriş) bölümünde çalınır.

 

Tef: Genelde Karagöz ustası (Hayâli)'nın yardımcısı (Yardak) tarafından çalınır. Oyundaki tefe dayren denmektedir, tefi çalana ise dayrenbaz denilmektedir.

 

Zil: Tefin kullanıldığı anlarda zil de kullanılmaktadır. Tef ve zilin bir arada olduğu "zilli tef" de kullanılan gereçlerden biriydi.(alıntı)

 

 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 1731
: 4678
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....