- Kategori
- Deneme
Haddini Bilmeyen Hiçbir Şeyi Bilemez

Allah bizi öyle bir egoyla, öyle bencil, öyle şişkin bir nefisle yaratmış ki; en alçakgönüllülerimizin bile zaman zaman kendi rüzgarına kapılmadan yaşaması imkansız…
En boyumuzun yetmediği, en beceriksiz olduğumuz yanlarımızı dahi unutturur bize benliğimiz; aynadan yansıyan görüntümüze aldandığımızda…
Sırf bir şeyleri iyi yapıyoruz, bazı ayrıntılara eloğlundan daha hakimiz diye; kaf dağına varır burnumuz arada bir. Halbuki bilmeyiz ki, o burnu o zirveye taşıyan, bedenimizin tümüdür. Sadece kendisi değil.
O yüzden, sık sık söylediğim başlıktaki cümleyi, ben de unutuyorum kimi zaman maalesef… Haddimi bilmediğimi ya da aştığımı fark ettiğimde, iş işten geçmiş olabiliyor. Emek, zaman, enerji kaybı, kaçağı yaratabiliyor hesapsız kitapsız davranışlarım… Hatadan dönmek erdemse de, esas beceri, düşeceğin yanlışı önceden sezebilmek, görebilmek, hesaplayabilmektir.
Evet. Haddini bilmeyen hiçbir şeyi bilemez. Büyük hayal kırıklıklarımıza, şiddetli duygusal çöküşlerimize, ısrarlı yaşam patinajlarımıza şöyle üstün körü bir göz atsak bile apaçık ortada olduğuna şahit oluruz muhtemel başarısızlıklarımızın…
Tabii şu da başka bir gerçek: Deneme cesareti olmayan, hatalarından ders çıkarmaya da başaramaz. Hiçbir riski üstlenmeyip, sadece mevcudu korumaya çalışmak; düzenli biçimde yerinde saydırır insanoğlunu.
Bir kez daha haddimi bilmedim. Bir kez daha çuvalladım. Ama yine de denemeye devam edeceğim şansımı; kimi zaman da kendimi. Yanlışa düşmek kimi vakit büyük meseleyse de… Hata yapa yapa, düşe kalka doğrulturuz rotamızı bazen…
Dümdüz bir yolda gözü kapalı gitmektense, arada bir kaybolmak iyidir yine de! Her kayboluş, yeni bir arayışa, parlak bir ışığa çevirir yüzümüzü, yönümüzü. Yeter ki kendimizden, günden ümidimiz kesilmesin.