​ Hafiza ve beyin kapesitesi 2 / Sağlıklı Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Nisan '08

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
 

Hafiza ve beyin kapesitesi 2

Hafiza ve beyin kapesitesi 2
 

Günümüzde nörobiyolojik bilimlerdeki gelişmeler ve beyinin içini görüntüleme tekniklerindeki ilerlemeler, beynin nasıl işlediği ve kendini nasıl düzenlediği konusundaki geleneksel anlayışları sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Kompleks uyum sağlayıcı (adaptif ) dinamik bir sistem olan beynin işleyişi, makinenin prensiplerine göre değil, biyolojik prensiplere göre olmaktadır. Her ne kadar düşünme, akletme, öğrenme ve anlama, idrak etme arka planda ruhun fonksiyonu olsa da, bu ruhi fonksiyonların tezahürü, beynimizin işleyişi ile doğrudan bağlantılıdır. Beynin işleyişi ve öğrenme olayının son basamakta ortaya çıkışını (ekranda görünmesini) beyindeki nöral ağların yapısı ve düzeni belirler. Beyindeki nöral ağlar, kompleks ve dinamik bir uyum sağlama kapasitesinde olan yapılardır. Eğitimde bilgi beceri tutum ve davranış değişiklikleri oluşturacaksak, öncelikle ruhi fonksiyonların tezahür yeri olan beynin/zihnin işleyişini kurallarını ve biyolojik temellerini anlamak zorundayız. Bir başka açıdan insan canlı bir varlık olduğundan, ve ruhi fonksiyonları biyolojik yapısı üzerinde ortaya çıktığından, insan öncelikle biyolojinin kavram ve prensipleriyle anlaşılmalı sonra bu sağlam bilgiler üzerine metafiziki, ahlaki prensipler oturtulmalıdır.

1.) Beyin/Zihin Birlikteliği

İnsan beyni ve zihni kendini düzenleyebilen ve içinde bulunduğu şartlara adapte olabilen kompleks bir sistemdir. Şimdiye kadar düşünüldüğü gibi o bir mekanik alet veya basit paralel işlem gören bir bilgisayar da değildir veya baska bir deyişle bilgisayar insan gibi, gelmişi gecmişi ve gelecegi ayni anda düşünüp işlem yapamıyor. Kendini düzenleyebilen ruh/zihin/beyin/beden sistemi, kendini düzenlemede hem genetik yapısından kaynaklanan potansiyel kapasitesini hem de çevresel faktörlerin bu kapasiteyle etkileşim bilgisini kullanır. Öğrenme, anlama, hafıza, düşünme gibi ruh/zihin fonksiyonları, beyindeki nöral ağların işleyişi ve yapılanmasına bağlı olarak gerçekleşir. Nöral ağların işleyişi de hem genetik yapıyla hem de çevresel faktörlerle (beslenme, uyku, sosyal çevre öğrenme ortamlarının iklimi, tasarımı ve mimarisi) düzenlenir ve kontrol edilir. İnsan beyni doğuştan getirdiği kapasitesiyle, yaşamını tehdit eden fiziki, sosyo-kültürel engelleri ve problemleri çözebilecek kapasitede öğrenen ve uyum sağlayan bir sistemdir. Ancak başta eğitim olmak üzere sosyokültürel şartlar, onun bu özelliğini geliştirebilmekte veya köreltebilmektedir. Birey yaşamını sürdürebilmek için karşılaştığı problemlere mutlaka iyi veya kötü çözümler üretir. Eğitim hayatın problemlerini çözebilecek bilgi-beceri-tutum ve davranışların insana kazandırıldığı bir süreç olarak tanımlanırsa, eğitimin problem çözmeye dayalı boyutu ön plana çıkarılmalıdır. Bunun için önemli olan problemlerin hangi standartlarda nasıl ve ne seviyede çözüldüğüdür. Yoksa her insan veya toplum şöyle veya böyle karşılaştığı sorunlara çözüm üretmektedir.

2.) Beyindeki Analiz Butunlugu:

İnsan beyni olayları kavramada birkaç tane ayrı duyu sistemini kullanır. Her bir duyudan gelen bilgileri ayrı ayrı işler (Mesela görme olayında renk, hareket, şekil ayrı ayrı işlenir.) Şuuru tanımlamada esas problem, insan beyninin bu ayrı ayrı işlenen ve analiz edilen bilgi parçalarının nasıl nerede ne zaman sentez edildiğidir. Mesela yuvarlanan kırmızı topun birleştirilmiş anlamlı resminin beynin farklı kısımlarında şekil, hareket ve renk ayrı ayrı analiz edilmesine rağmen beyinde üretilmesi çok enteresandır. Çünkü şuur tecrübe edilebilir ama net bir tanımı yapılamayan fenomendir. Biz ancak fiziksel çevredeki olayları kesin sınırlar içinde tanımlayabiliriz. Ancak şuuru sevgiyi güzelliği sadece nöronların elektro kimyasal aktivitelerinden ibaret görmek te çok eksik ve tek boyutlu bir tanım olacaktır.

Şimdiye kadar eğitim sistemimizde öğrenme ve öğretme hadisesi parçaları analiz etme üzerine kuruldu. Dersleri parçalayarak, her dersi konularına bölerek öğrencilere bir şeyler verilmeye çalışıldı. Ancak insan beyni bununla yetinmeyip, bu parçaları anlamlı şekilde sentez etmektedir. Metaforları (benzetmeler ve örneklemeler yoluyla) kullanarak da yeni şeyleri üretebilmekte ve yeni bağlantılar ve ilişkiler kurarak yaratıcılık yönünü kullanmaktadır. eyin adaptif (yum sağlayan) bir sistem olduğundan kendisi hangi yöne yönlendirilirse o yönde gelişimini sürdürmekte, diğer fonksiyonları minimum seviyede kullanmaktadır. Okullarda, öğrenmeyi öğrenmeye ve çok boyutlu analitik ve yaratıcı düşünme becerileri kazanmaya yönelik ortak zorunlu dersler konulmalıdır veya beynin bu tabii işleyiş mekanizmasına göre eğitim sistemimizin ve derslerin yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

3.) Duygu Egitimi:

Son yıllarda yapılan bütün araştırmalar göstermektedir ki, insan kararlar alırken öğrenirken veya düşünürken büyük ölçüde duygularından ve içinde bulunduğu haleti ruhiyeden etkilenmektedir. Çoğu zamanda akıldan ziyade duygularına göre tercihlerini ve kararlarını oluşturmaktadır. Çünkü insanın hissiyatı veya duyguları, algılamayla doğrudan bağlantılı olan dikkati toplamakta veya dağıtmaktadır. Dikkatin toplanması veya dağılması ise doğrudan öğrenme, hafıza ve davranışlar üzerine belirleyici etki yapmaktadır. Bu noktadan duygular (hissiyat), yaptığımız her türlü faaliyeti başlatan veya tetikleyen mekanizmadır. Beynin anatomik yapısı incelendiğinde, rasyonel ve mantıksal korteks, duygusal merkeze nazaran daha büyük olmasına rağmen, her iki merkezden çıkan nöral ağların sayısı karşılaştırıldığında, duygusal merkezden çok fazla sayıda nöral ağ çevreye yayılmaktadır. Bütün bunlar analitik zeka kadar duygusal zekanın da önemli olduğunu göstermektedir. Her insanın duygusal zekasi boş şeylerle dolu değilse, kendini öğrenmeye, düşünmeye, anlamaya konsantre edebilir. Aksi takdirde duygusal zekasinda açık veren kişi, açığını kapatmakla meşgul olacağından, bedenen sınıfta olsa bile öğrenme ve anlama olayına kendini veremeyecektir. Ayrıca bu duygusal zekasi boş seylerle dolu olan öğrenciler, anlaşılmadığı takdirde, kötü davranışlar sergileyerek kendilerini farklı kılmaya çalışacaklardır. Ayrıca duyguları ona rahat ve emin güvenilir bir ortamda bulunmadığını ve konuşursa soru sorarsa ayıplanacağı ve gülüneceği mesajını öğrenciye yolluyorsa, veya öğrenme ortamları gizli veya açık bilinçli veya bilinçsiz olarak buna benzer mesajlar üretiyorsa, öğrenci öğrenme ve anlama olayına aktif olarak katılmaktan vazgeçecek durumu kurtaracak ölçüde öğrenecektir. Çünkü zihni öğrenme ve anlama pencerelerini büyük ölçüde kapatmıştır. Bu noktadan duyguları ve bütün bedeni, öğrenme olayının içine katma tekniklerini kullanarak, öğrenme tekniğinde insanlar, tekrar etmeden bir kerede istedikleri şeyi öğrenebilmektedirler. Bu teknikte önemli olan şey, kişinin bütün duyularıyla ve hissiyatıyla anlamlı bulduğuna inandığı şeyi öğrenmeye konsantre olmasıdır. Yeni beyin teorisinde duygular, insanın algılama işleminde merkezi bir öneme sahip olacaktır. Geliştirilecek olan yeni beyin teorisinin bugünkü okul sisteminde mevcut degildir.

4.) Öğrenme Zayifligi ve Sorunlar:

İnsan beyninin işleyişi ile ilgili bir başka önemli bulgu da, beyin, ani ve şiddetli gelen uyarılara, özellikle biyolojik ihtiyaçlarıyla ilişkili tehlikelere ve fırsatlara hızlı cevap ve uyum üretirken, belli bir dengede devam eden ve çok yavaş değişim gösteren dolayısıyla yaşamını doğrudan ve hemen tehlikeye atmayan gizli ve yıkıcı farklılıklara, tedrici değişimlere karşı ya izlemekle yetinir yada onları tamamen görmemezlikten gelir. Açarsak insanın sahip olduğu beyin, ani ve şiddetli patlamalara ve büyük felaketlere kolayca cevap verebilirken, üzerine yavaş yavaş sessizce gelen felaketlere karşı umursamazdır. Bu noktadan insan beyni, belirsiz, duygu yüklü problemleri tanımlamada ve abartmada kavramsallaştırmada ve önemsemede çok iyi performans gösterirken, sabır ve azim gerektiren sürdürülebilir dikkati ve uyanıklığı mecbur kılan olaylar ve problemleri çözmede çok zayıftır. Bir başka deyişle insan aklının, “bu gunku tavugu yarinki kaza” tercih etme gibi bir yaratılış zaafiyeti vardır. İnsanın hadiselerden ders alabilmesi için bela ve musibetin yavaş yavaş geliyor olması yetmiyor, ani ve şiddetli gelirse insanoğlu önlem almayı tercih ediyor. Bu durumu tipik olarak sigara alkol ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkları insanların kolayca kazanmasında ve çok zor terketmesinde görebiliriz. O halde öğrencilerin beyinlerini nasıl eğitmeliyiz ki, tedrici olarak gizli gizli gelişen sosyal problemlere karşı uyanık kalıp, gerekli önlemleri alabilsinler ve olaylar ortaya çıkmadan önce tedbirler ve çözümler paketini oluşturup kullanıma sokabilsinler. Bugünlerini gelecek yaşamlarının nasıl olmasını istiyorlarsa, ona bir hazırlık olarak değerlendirsinler. Mevcut okul sistemi ve eğitim teorileri de gerçekçi bir çözüm üretememiştir. Sonuç olarak insan zihninin zaafiyetinden kaynaklanan bu problemi çözebilecek yeni bir eğitim sistemine ihtiyaç vardır.

Bugünkü okullarda ekonomiklik, etkinlik ve ölçülebilir sorumluluk üç önemli değerdir. Ekonomiklik: Insan beyni vücut ağırlığının % 2’sini oluştururken vücut enerjisinin %20’sini kullanır. Çoğu fonksiyonlarının birden fazla yedekleme sistemi vardır. Biri devre dışı kaldığında diğeri o vazifeyi üstlenir.

Etkinlik: Insanoğlu, problemler karşısında etkin çözümler üretmesiyle değil, çok farklı şartlara mükemmel uyum sağlayabilme kapasitesiyle varlığını devam ettirebilmiştir. İnsan beyni adaptif bir sistem olduğundan birden fazla çözüm arar. Her problemin motif ve desenini anlamaya çalışır. O motifi ve deseni, daha sonra karşılaşacağı benzer durumlara uyum üretmede bir model olarak kullanır. O halde çok hızlı değişimin yaşandığı ve bunun asrimizda daha da hızlanacağı dikkate alınırsa, bir veya iki işte çok etkin çözümleri bilen uzman insanlar mı yetiştirmeliyiz yoksa, çok farklı değişen şartlara uyum sağlayabilecek becerilerin verildiği uyum yeteneği yüksek insanlar mı yetiştirmeliyiz? Organizma, ortak menfaatler ve iyilikler için değil, kişisel hayatını sürdürmek için mücadele eder. İnsanlar öğrenmeye bağımlı sosyal varlıklar olduğu için nesillerinin devamı, bireysel başarı kadar, ortaklaşmaya ve birlikte iş görmeye ve sorun çözmeye de bağlıdır. İnsan topluluklarının sürdürülebilirliği, ortak akıl değer ve menfaat üretmeye bağlıdır. Lisan, insanoğlunun algılamaya dayalı temel iletişim mekanizmasıdır. Genellikle yüksek zekalı bireylerin sosyal hayatları araştırıldığında, çoğunun başarısız bir hayat sürdükleri ortaya çıkmıştır. Çünkü diğer insanlarla -işte ve normal yaşamlarında kendilerine ve bireysel zekasına aşırı güvenden dolayı, bir arada yaşama ve ortak değerler üretebilme kabiliyetinden yoksundurlar.

sorumluluk:İnsanoğlu bu zafiyetlerini yenmek için bu işleri, güçlü şekilde yapan makineler ve yönetim -kontrol sistemleri geliştirmiştir. Mesela gerçeklere ve olgulara ait çok sayıdaki verileri işlemek, gruplamak ve analiz etmek için bilgisayarlar geliştirerek, insan beyninin bellek ve hız gibi iki zayıf yönünü muazzam derecede güçlendirmiştir. Yine benzer şekilde bilgi arama, bulma, sınıflama, analiz teknolojileri geliştirerek insan beyninin gücünü ve performansını bireysel planda en az 100 misli artırmıştır. Çeşitli yönetim ve kontrol sistemleri geliştirerek bir yandan hemcinsinden maksimum faydayı alabilecek diğer yandan da gelebilecek zararları önlemeye çalışmaktadır. Bu teknolojiler ve kontrol sistemleri günlük ve ticari hayatı ağ gibi sarmışken, okullar hala tahtayla öğrencilerin hayata hazırlandığı yerler olarak varlığını sürdürmektedir. Okullarda herşeyin bir sistem olarak tanımlanabileceği ve bu perspektiften herşeyin daha iyi anlaşılabileceğini savunan sistem dinamiği derslerinin ve öğrenen sistemlerin işleyişi ve kontrolü ile ilgili temel ortak dersler de verilmemektedir. Öğrenci, okul dışında kompleks, dinamik sistemler ağı içinde hayatını sürdürmeye çalışırken, evde ve hayatın diğer kısımlarında bilgisayar ekranlarından bilgiye ulaşırken, alışveriş yaparken ve parasal işlemlerini yönetirken, okullarda bir kalem bir defter üzerinde ve kara veya beyaz tahtayla bilgiyi öğrenmeye ve onu analiz etmeye çalışmakta ve sentez edici, bütünleştirici ve yeni bilgiler üretici aktivitelere zaman kalmamaktadır.

Devam edecek, Mustafa Ucman

 
Toplam blog
: 92
: 2862
Kayıt tarihi
: 14.01.08
 
 

Hatay-Antakya’da 1963 yılında doğdu. İzmir İmam Hatip Lisesinden sonra 1981 yılında aile birleşim..