- Kategori
- İlişkiler
Hafta sonu görüntüleri

www.emirdag.com
Hafta sonları genelde dışarıya çıkmak istemiyorum. Hüzün veriyor bana..
Sahil yolunda bir cafe'ye gittik. Bu otantik tarzda dekore edilmiş mekânı oldum olası çok severim. Sıklıkla uğrayamasak ta kömür ateşinde pişirilen kahvenin tadı her zaman bende farklı çağrışımlar yapmıştır. Şehrin göbeğindesiniz fakat km.'lerce uzakta bir köy evinde gibisiniz aynı zamanda... Gazetelerimizi aldık, kahvelerimizi söyledik. Hafta sonları mecbur kalmadıkça gazete okumam. Eklerini tercih ederim. Hafta sonu okuduğum kitaplarda farklıdır. Kısaca, bedenimi ve ruhumu haftalık streslerden bir nebze olsun arındırmaya çalışıyorum son dönemlerde. Ama mümkün mü?
Kahve siparişimiz gelene kadar dışarıya çıktım. Betonun kenarına ilişip oturdum. Güneş olan yerler sıcak ama sonbahar tüm gerçeğiyle kendini belli ediyor. Denizden gelen soğuk rüzgâr kamçı gibi yüzüme vurdu. Deniz kenarına baktım. Keşke sadece bakmayı becerebilsem. Ne yazık ki görmek istediklerimi gördüm yine. Bira şişeleri, domates , salatalık kabukları, yarım karpuz , kocaman deniz anaları , tek bir ayakkabı ve ne alâka anlayamadığım bir pantolon... Çevre ve görüntü kirliliği diz boyu... Bir sigara yaktım çoook uzaklara gittim.. Hey güzel İstanbul neydin ne oldun diye geçirdim içimden... Cebimden selpak çıkarttım, külünü içine silkeleyip tekrar cebime koydum...
Karşıdan gelen genç çift, koca sahilde yer yokmuş gibi yanımda durdular. Duruş nedenleri belli. Hani insanlar tartışırken arada durur, nefeslerini güçlendirir, daha bir yüksek tonda devam ederler ya işte öyle. Kavga ediyorlar ve tam benim bir metre ilerimi, o talihsiz konuşmaların yapılması gereken yer tayin etmişler.
"Sen hayvansın, insan müsfettesisin, manyak ! ", cevap gecikmiyor "Sen nesin kızım ? Kendini bir b..k sanan zavallısın. Senle evlenmek hayatımın en büyük hatasıydı. Karnındakini git aldır bitsin bu iş."
Acaba ben mi yanlış anladım diye, duyduklarımı bir daha kafamın içinde tekrarladım. Evet bunlar evliydi. Kadın hamileydi. Adam, kendi çocuğundan başkasının çocuğuymuş gibi bahsediyordu. Aldır boşanalım demek istiyordu.
İkisinin de yaşı en fazla 30 du. Saygı, sevgi, hiçbir şey kalmamıştı aralarında. Tabi bana göre... Cafe'ye geri döndüm...
Sipariş çok olduğu için yeni geldi kahveler. Tavla da gelirse değmeyin keyfime .. Az sonra o da geldi... Mümkün olduğu kadar sessiz oynamaya çalışıyoruz. Bu arada yan masada oturmuş dergi okuyan çifte eşim;
"Afedersiniz, sesten rahatsız olursanız lütfen söyleyin." dedi. Yanıt ".........."
Takma kafana dedim kendi kendime. İnsanlar transa geçmiş demek ki, onların dünyasında sözcüklere yer yok ki cevap vermediler...
Maçı 5-2 aldım. Rövanşı için devam edelim dedik. Kimseyi rahatsız etmediğimizden emindim ama yine de göz ucuyla yan masaya baktım. Kadın beyaz Nike eşofmanları içerisinde yün örüyor , adamda içemediği için olsa gerek piposunu temizliyor. Tanrı kelâmı konuşmadan...
Hava serin olduğu için sanırım, kapalı mekân diye çocuklu aileler gelmeye başladı. Gencecik çiftler, küçücük çocuklar. Anne, babalar ellerine birer gazete, dergi alıp ruhen mekânı terk ettiler. Çocukları ile ilgilenme işi de mekânda oturanlara kaldı. Zavallı garsonlardan ikisi kapının önünde, dışarı çıkmak isteyen çocuklarla savaş halinde. Ağlayan, tüküren, bacaklarının arasından kaçmaya çalışan ne isterseniz mevcut. Müşteri velinimet ya alttan almak zorundasınız. Onlar izin vermeyince çocuklar koro halinde bağıra bağıra "Anneeee", "Babaaaa" naralarıyla ailelerinin yanına geliyor. Aileler de tık yok. Sadece "Şiiişştt" sesine programlanmışlar.. Bir kaç kez aynı ritüel tekrarlanıyor ve sonra çocuklar taktik değiştirip yıldırma politikası uygulamaya başlıyorlar. "Gidelim.", "Uykum geldi.", "Çişim var.", "Acıktım." Olmuyor, olmuyor, olmuyor.. Vatandaşın okuma saati gelmiş...
Çocuklar iyiden iyiye gemi azıya almaya başladılar. Etrafa zarar veriyor ve ayakkabıları ile güzelim koltukların üzerine çıkıyorlar. O güzelim cafe 1 saat içerisinde tanınmayacak bir ambiansa büründü. Huzur yerini gerilime bıraktı. Çocuk sevilmediğinden mi ? Hayır. Ailelerin hayat görüşünden...
Beklenen oldu! 3 yaşında bir kız çocuğu garsona çarptı ve çay üzerine döküldü. Anne baba fırladı yerinden. Önce garsona hakaret ettiler , sonra masalarına oturup birbirlerini yemeye başladılar. Baba annenin ilgisizliğini eleştiriyor, anne de sen ilgilenseydin diye babayı. E tabi bu hadiseden sonra çocuklar ailelerinin yanında oturmak zorunda kalınca iş hepten çığrından çıktı. Çocuklar oturuyor, anne babalar kavga ediyor. "Sizi bir yere götürende kabahat." , "Bu çocuğu hep sen şımartıyorsun.", "Annen'e söyle, o bu hale getirdi çocuğu böyle.", "Edepsizlik etme.", "Ben bu çocuğu babamın evinden getirdim sanki." daha neler neler... Gelelim finale ! Anne, babasının kavgasından korkan çocuklardan biri ağlamaya başladı. Eşiyle tartışmanın gerginliğini yaşayan anne, tokadı yapıştırdı o 2 yaşında ki masum çocuğun yüzüne...
Oksijene ihtiyaç duydum. Hava almam gerekiyordu. Boğuluyorum sandım. Kalkıp bir şey söylememek için kendimi zor tuttum. Hesabı istedik.
Dışarı çıkınca ilk işim temiz havayı içime çekmek oldu. Mutluluk bu kadar yakınken, bir nefes kadar, neydi bu insanların öfkesi anlamak mümkün değil...
Yürümek istedim.. Malûm , hafta sonları hava biraz güneşliyse , neredeyse yeşillik diye refüj kenarlarında bile piknik yapma alışkanlığı edinildi... Yürüyüş parkurunun kenarında piknik yapan kalabalık bir aile. Adamlar yayılmışlar kilimin üzerine, iki ağaç arasına kurdukları salıncakta bir çocuk uyuyor, diğerleri caddenin kenarında koşturup duruyor... Kadınlar da yemek telaşında.. İnanıyorum ki zavallılar bir gün önceden hazırlık yapmaya başlamışlardır. Birlikte zaman geçirmek, farklı bir mekâna gitmek, hava almak için bunca eziyete katlanmayı göze almışlardır. Erkeklerini rahat ettirmek için pervane gibiler etraflarında... Yanlarından geçerken gülümsedim kadınlara... Koca göbekli adam "Çay hazır değil mi?" diye gürledi yayıldığı yerden. Yan gözlede gelip geçenlere bakıyor. Bağırarak emir verdi ya en büyük ERKEK o oluverdi birden... Yüzüne baktım ters ters, sen bir adet zavallısın dedim bakışlarımla. Ama o eminim ki "VAY BEE ! KADIN BANA BAKTI" diye algılamıştır...
Eve geldiğimde çok yorulduğumu hissettim. Yaslandım arkama etrafıma baktım.Yıllar önce "Kavga etmiyorsanız evliliğinizde bir sorun var." diyen psikolog arkadaşım geldi aklıma. Etmiyeceğim diye bir kez daha söz verdim kendime. Şu an ki sessizlikte huzur vardı çünkü.
Gün boyu yaşadıklarımda çok şey gözledim. Bunlara daha önce de tanık olmuş ve hafta sonları dışarı çıkmama kararı vermiştim. " Belki " ümidiyle çıktım ama maalesef düzeleceğine hepten kötüye gitmiş.
Evlilikler, paylaşım olmaktan çıkmış. Diyaloglar yerini monoloğa, nezaket, saygı, tebessüm yerini şiddete bırakmış. Erkek ve kadın cinsiyetinin farkında değil. Uzlaşmak yerine suçlamalarla, ben senden daha üstünüm çabası içerisindeler. İnsan olmanın gereklerini yerine getirmedikleri gibi , doğaya olan sorumluluklarının da bilincini kaybetmişler.
Mutsuz bir hafta sonundan bana kalan sadece hüzün ...
Sevgiyle kalın.