​ Hak yerde kalmaz / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '13

 
Kategori
Güncel
 

Hak yerde kalmaz

Hak yerde kalmaz
 

Adalet, sözlük anlamına baktığımızda hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızı ayırdığımızda adaleti yerine getirmiş oluruz.  Çok kısa bir anlamı var ama içerik olarak  çok derin bir anlam ifade ediyor.  Bu anlamın tam olarak anlaşılması için hem yasada, hem toplumun vicdanında yerini bulması gerekmektedir. Yasalar insanların hayatlarını kolaylaştırmak, toplumsal düzeni sağlam için çıkartılır. Bir insana müebbet hapis cezası veriyorsanız , bunun yasanın yanında toplum da vicdanen kabul edilmesi gerekir.

Hukukun en temel prensibi olan; “Bir insan bir gün suçsuz yere içeride yatacağına bin suçlu aramızda dolaşsın”, prensibi bizim için geçerli değil.  Adalet anlayışımız toplumsal ayrışmaya göre şekillendirilmiş. Ülke de bir davadan hüküm giyen bir kişiye, toplumun belli bir kesimi vicdanen rahatsız oluyorsa, adaletsizlik, hukuksuzluk olduğuna inanıyorsa, ne kadar adil bir ülke olduğumuzu tekrar gözden geçirmemiz gerekmektedir. Burada kendi gibi düşünmeyen kimselere yapılan bunca haksızlıklara, vicdanen  rahatsız olmayan kesimlerin kalplerin de nefret tohumlarının kaldığını, insanlara bakışının noksan olduğunu gösterir. Kendi penceresinden olaylara bakanlar, adaletten, hukuktan, vicdandan bahsedemezler.

Ülkemizin ne kadar ileri demokrasi ile yönetildiğini görmek için, günümüz Türkiye’sindeki yapılan yargılamalara, çıkan sonuçlara  bakmak, değerlendirmek gerekiyor. Avrupa insan hakları sözleşmesinde Türkiye’nin de imzası bulunan sözleşmede, vazgeçilmez haklar; Adalet, eşitlik, özgürlük ‘tür.

Peki bizde bu hakların hangileri tam olarak yerine getiriliyor. Eşini  bıcaklayan koca serbest kalırken, taş atan çocuk hapis’e giren sistemde adaletten söz etmek mümkün mü? Verilen müebbet hapis cezası toplumun vicdanında yer bulmuyorsa ne kadar adaletten söz edebiliriz.

 Bu ülkede adalet ölmüştür.

Çan beşinci kez çalmadan..

Çok eski yıllarda krallıkla idare edilen bir ülke varmış. Ama, bu ülkede, hukuk ve hâkimler de varmış.

Törelere göre, bir vatandaş öldüğünde, şehir merkezindeki dev çan bir defa çalınırmış.

Uzun uzun da yankılanırmış.

Asillerden birisi ölürse çan iki defa, kral ailesinden biri ölürse üç defa çalınırmış.

Ya kral?..

O öldüğünde, çan dört defa çalınırmış.

Gel zaman git zaman..

Şehirde bir olay olmuş. İş mahkemeye düşmüş..

Sanık diye hâkim huzuruna çıkarılan kişinin masumiyetine herkes inanıyor, davaya formalite diye bakılıyormuş..

Halk, beraat beklerken, sanık para cezasına mahkûm olmuş..

Mahkeme bitmiş. Dinleyiciler dağılmış.

Kafalarında bir kaygıyla!..

Kısa bir süre sonra dev çanın sesi duyulmuş...

Acaba kim öldü?..

Çan bir daha çalmış.. Acaba hangi kont öldü?..

Şehir, çan sesi ile bir daha inlemiş...

Hımmmmm... Kral ailesinden biri gitti.

Acaba kim?..

Çan bir defa daha çalmış..

Herkeste bir feryat.. "Eyvah!.. Kralımız öldü!.."

Ancak, tarihte görülüp işitilmemiş bir şekilde çan beşinci defa da çalmış, yeri göğü inleterek.. Sesler kesilmiş şehirde, nutuklar tutulmuş..

İnsanlar "Beşinci çan sesi"nin ne anlama geldiğini öğrenmek için çana koşmuşlar deliler gibi. Bir de bakmışlar ki çanı, haksız yere mahkûm edilen adam çalıyor.
Sormuşlar. "-Ne demek beş defa çan çalmak?..

Kraldan daha büyük, kim öldü?..."

"Adalet" demiş adam.. "Adalet öldü!."

 
Toplam blog
: 13
: 361
Kayıt tarihi
: 17.07.13
 
 

Yazacak bişeyleri olmalı insanın... ..