​ Hakan Şükür'ün istifası ve görüşüm / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '13

 
Kategori
Güncel
 

Hakan Şükür'ün istifası ve görüşüm

Hakan Şükür'ün istifası ve görüşüm
 

Hakan Şükür


Beklenmeyen, belki de beklenen oldu ve Hakan Şükür Ak Parti'den istifa etti.

Bu gidişin sonunun nereye kadar uzanacağını kestirmek giderek zorlaşmaya başladı. Neden mi?

Çünkü, dershanelerin yarattığı fırtına devam ediyor ve bu yüzden, arzulanan sükunet bir türlü geri gelmiyor.

Gezi eylemcilerinin yakıp yıkarak, kırıp dökerek; caddeleri, sokakları, meydanları savaş alanına çevirerek; otomobilleri, otobüsleri ateşe vererek yapamadığını cemaat sessiz sedasız başarıyor ve Ak Parti'nin duvarlarında küçük delikler açıyor.

Üstelik, medyasının ve fırsat kollayan bazı grupların desteğiyle de bu delikleri genişletmeye çalışıyor. Öyle görünüyor ki, eğer bu delikler bir kısım ellerin girebileceği kadar büyürse, küçük patlamalarla duvar çökertilecek ve galiba cemaat, dershane ihtirası uğruna ülkenin geleceğini heba etmekten çekinmeyecektir.

Ak Parti'nin içinde cemaatin truva atları bulunduğu, başarının bunlarla sağlandığı söylenebilir. Onların da Turhan Çömez, Abdüllatif Şener gibi gizli elemanları vardı ama böyle bir hareket meydana getiremediler. Ak Parti bünyesinde, bir miktar daha cemaat yanlısı milletvekilinin bulunduğu cümlenin malumudur. Bunlar da istifa eder mi, bu gidiş yerel ve genel seçimlerde Ak Parti'nin oylarını ciddi biçimde etkiler mi bilinmiyor. 

Cemaat yazarları eskisi kadar olmasa da dershaneler, fişlemeler ve görevden almalarla ilgili hükümet aleyhine haberler yapmaya devam ediyorlar. Bu hususlardaki rahat tutumlarında, "bir pire için de yorgan yakılabilir" gibi bir hava seziliyor. Yine de ben, bu kişilerinin niyetlerinin Ak Parti'yi çökertme kastı taşımadığı kanaatimi sürdürmeye çalışıyorum. Kendi kendime, "akıllı insanlar bindikleri dalı kesmezler" diyorum. Fakat bu tavırlarının, böyle bir amaca hizmet ettiğini de net biçimde görebiliyorum. 

Hakan Şükür'ün istifa haberini ilk duyduğum andan beri içimdeki ses şöyle diyor: "Şükür, kendi arzu ve iradesiyle istifa etmemiş, yaptığı açıklama da kendisi tarafından kaleme alınmamıştır." Her ne kadar bu bilgiye, duyuma, istihbarata dayanmayan bir fikir ise de doğruluğunda ısrar ediyorum. Şimdi bunun nedenlerini açıklamaya çalışayım.

Hakan Şükür'ün, Gülen Hoca'ya yakın durduğunu başka bir ifadeyle cemaatten olduğunu hemen herkes biliyor.

Tabi Başbakan'la aralarındaki görünür samimiyeti de... Yani Şükür dün akşama kadar, araları limoni gözüken iki önderin tam ortasında bulunuyordu. Belki bunalmıştı ve bu yüzden, hangi tarafı seçeceğine dair bir karar vermesi gerekiyordu.

Doğrusu, olayın tam ortasında kalan biri için tercih yapmak kolay değildi. İşte, "aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık" durumuyla tasvir edilen manzara buydu. Hedef kişinin kararsız kaldığı böyle pozisyonlarda, bir tarafın etkili gaz vererek durumu kendi lehine çevirmesi  gerekiyordu. Bence cemaat bunu yaptı ve Hakan Şükür'ü Ak Parti'nin elinden aldı. Bu bir.

Kanaatim odur ki, eğer Hakan Şükür kendi isteğiyle istifa etseydi, kararını vermeden önce Başbakan'a gider, durumla ilgili birinci elden bilgi alabilirdi. Erdoğan'a, dershaneler konusunda neden bu kadar ısrar ettiğini sorar, kararını aldığı cevaba göre verebilirdi. Şükür'ün istifa açıklamasında, Başbakan'la görüştüğüne  ve  parti içinde, "arkadaşlar, sizin cemaatle alıp veremediğiniz nedir" şeklinde tartışmalar yaptığına dair  bilgi bulunmuyor. Bu iki.

Bundan önce, Ak Parti'nin ve hükümetin dershaneler konusundaki tutumunu eleştirdiği için disiplin kuruluna sevkedilen Kütahya Milletvekili İdris Bal 'da istifa etmişti. Hakan Şükür, aynı konudan rahatsızlık duyduğunu açıklayarak istifa eden ikinci vekil oluyor.

İdris Bal, istifasıyla medyada ilgi odağı olmanın verdiği hazzın, memleketinde kalabalık bir araç konvoyu ile karşılanmadan aldığı gazın devamının geleceğini sanıyor muydu bilmiyorum. Eğer öyle düşündüyse yanıldı. Çünkü kişi ne kadar görkemli düşerse düşsün, "düşenin dostu olmaz" dı. Öküz ölünce ortaklık biterdi. Nitekim bitti de...

Ak Parti yetkilileri İdris Bal'ın istifasını önemsemediler, gidişine de pek üzülmediler. Hatta, belki de son günlerinde, "dershane zıtlaşmasını, Başbakan'a sataşmaya kadar vardıran" bu safradan kurtulduklarına memnun bile oldular.

Ancak Hakan Şükür'ün ayrılışı böyle olmadı. Onun istifası Ak Parti içinde hayret, şaşkınlık ve üzüntüye sebep oldu.

Egemen Bağış, istifa ile ilgili olarak, "Hakan ile bir konuşmak isterdim. Bilmiyorum ama entrasan geldi. Ama İdris Bal ile Hakan Şükür'ü aynı kefeye koymak doğru olmaz" dedi.
 
Hüseyin Çelik ise şunları söyledi: "Ben kendisini aradım. Telefonu şu anda kapalı. (İstifasını) kendisinden teyit etmiş değilim. Bunun doğru olmamasını temenni ederim. Kendisi edep timsali bir insandır. Böyle bir karar verip Ak Parti'den ayrılsa bile kendisi hakkındaki düşüncelerim değişmeyecektir. Gerçekten böyle bir karar verdiyse, buna saygı duyarım. ... Bu karara üzüldüğümü söyleyebilirim."

İki yetkilinin bu sözleri, Ak Parti camiasının Hakan Şükür'ü önemsediğini, bu yüzden istifasını kabulde zorlandığını gösteriyor. Öte yandan Şükür'ün, kamuoyunun da yakından tanıdığı başarılı (eski) bir futbolcu olduğunu da biliyoruz.

Meseleye bu açıdan baktığımızda şöyle bir kanaata ulaşabiliriz. Birileri, geniş kesimlerin değer verdiği bir insanın partisinden ayrılmasının toplumda ses getireceğini, iktidara geri adım attıracağını hesaplamış ve Şükür'ü istifaya ikna etmiş olabilir. Sanıyorum Hakan Şükür'ün istifası, kamuoyunu İdris Bal'ın istifasından daha çok meşgul edecektir. Bu da üç.

Şükür'ün istifası ile alakalı görüşüm bunlardan ibarettir. Açıklaması hakkında da şunları söyleyebilirim. 

Hakan Şükür'ün istifa açıklaması tümüyle bir cemaat manifestosunu andırıyor. Bu güne kadar cemaat medyasından yapılan açıklama, isnat ve iddiaların bir özeti gibi duruyor. İsterseniz bir iki cümle okuyalım:

" AK Parti son 11 yılda, Türkiye'de çok önemli başarılara ve reformlara imza attı. Ancak dersanelerle başlayan süreçte takınılan anlamsız tavırlar pek çok vicdan ehlini rencide etti."

"Daha önce, gösterilen tepkilerden ötürü bazı kararlarından dönme erdemi gösteren Sayın Başbakan'ın bu konudaki bütün ısrarlı anlatımlara, sitemlere ve taleplere kulaklarını tıkamasını anlayabilmiş değilim."

"Dersaneleri kapatılan, mensupları devlet dairelerinden tasfiye edilen, parti yöneticilerimiz tarafından ahlaksızlık olarak nitelenen fişlemelere ve baskılara maruz kalanlar bu milletin evlatlarıdır."

"Ayrıca dost bildiğim pek çok çevrenin bu 'cemaati bitirme' korosuna gönüllü ya da baskıyla katılmış olduklarını veya hiç ses çıkarmadıklarını görüyorum." Okuduk değil mi? Şimdi de düşünelim.

Sizce, milletin vekili olarak meclise giren birinin tek derdi cemaat mi olmalıdır? Böyle bir tutum makul karşılanabilir mi? Bir milletvekilinin başka meselelerle de ilgilenmesi ve istifasında bunlara da yer vermesi gerekmez mi?

Buna da siz karar verin. 

Resim: odatv.com
Not: Alıntılar medyadandır. 

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..