- Kategori
- Kitap
Hakkari'de Bir Mevsim

Hakkari'de Bir Mevsim;
1984 'de Berlin Film Festivalinde dört ödül alan, Japonca dahil bir çok dile çevrilmiş Ferid Edgü'nün şaheseridir.
Romanın başındaki kızılderili büyücü ve etnolog arası geçen alıntı diyalog ve ardından ön ve son sonsöz olarak gelen sayfalar sizi daha önce kulaklarınızın ve gözünüzün hiç tanık olmadığı gerçek ama bir o kadar ütopik bir dünyanın içine götürüyor.
Öncesi şaşkınlık... Sayfalar ilerledikçe devam etsem mi acaba, girdiğim bu yolların, bu labiretin çıkışını yazar bana vercek mi? korkusu!
Satır satır, şiir gibi akan ama şiir olmayan, yoğunlaştırılmış, refine edilmiş cümleler arası yitiklik...
Bir cümlenin, çok basit bir cümlenin alnınızda açtığı yaradan akan kanın sıcaklığı.
Ve elden düşürelemeyen bir yapıt, bir bağımlılık.
Soluksuzluk, soluksuz içimlik...
Yapıtta değil, romanda değil, şiir de değil de kendiniz için bir ad koycağınız cümleler bütünü.
Müthiş bir şeyin karşısında duyulan korku, korku korku diyorum çünkü müthiş denilen şey aslında bir yanıyla korkulandır da ondan.
Ben, Ferid Edgü'ye ve bu kitaba hayranlık duydum. Bir yazın ancak bu kadar sade ama çok şey ifade edebilirdi.
Çok farklı bir konu ve dil temel kemeği yapıtın.
Hakkari hiç bu kadar ütopik olmamıştı gözümde.
Hakkari'de var olan ya da olmayan o köy artık düşlerimde benimle.
Ey okuyucu! bu romanı, bu yapıtı, sen ne isim verirsen ver, okumadan önce düşün. çünkü bitirdiğinde artık özel bir okuyucu olacaksın. Ayrıca başladığın yere de geri dönemeceksin. Roman her ne kadar bir çember gibi başladığı yerde bitiyor gibi gözüksede bu bir yanılsama olacaktır. Eğer yazıyorsan bir daha eskisi gibi de yazamayacaksın.
Kaybolmaya, kendini bulmaya, doğuda doğmaya, tanımaya en hassından doğuyu, gerektiğinde bir cümle ya da bir sayfada bir parçanı bırakmaya, kanatmaya yaranı, görmeye gerçeği ve sorgulamaya yaşamı hazırsan, oku mutlaka bu yapıtı.
'' Kafka, karabasanlarında gördü belki seni, ama adlandıramadı. ( ya da hiç girmedin onun düşlerine)
bilseydi, senin gibi bir yer var yeryüzünde
en korkunç kitabının konusu sen olurdun.
Tolstoy bilseydi seni
soyluluğundan bin beter utanırdı.
ve kim bilir belki yazarlığından
-şimdi benim utandığım gibi-
Avvakun bilseydi yakınında senin gibi bir kent
olduğunu,
Kafkasları aşıp çile çekmeye sana gelir,
senin mağaralarından yaşardı.
Dostoyevski sürülseydi sana
Yer Üstünden Notlar'ı yazardı
ya da Suç ve Suç'u''