- Kategori
- Dünya Şehirleri
İspanya'da bir Türk...

Granada'da ben...
Malaga, Granada, Jean, Madrid...
İspanyollar inanılmaz derece de Türklere benziyorlar. Hatta onların arasında farklı bir milletten olduğunuzu dilinizden anlıyorlar. Benim İspanya maceram çok güzeldi. Çok sevdiğim birini görmeye gitmem de bunun etkisi çok büyük. Çok sıcak kanlılar ve tanıdık tanımadık insanların birbirleriyle, yüksek sesle konuşmaları çok doğal. Kasiyerle yaşlı bir hanımın, otobüs şoförüyle yolcuların, büfede ki adamla sandiviç alan kandının bağıra çağıra ama zevkle sohbet ettiklerine çok şahid oldum. Herkesin birbirine HOLA ( merhaba) demesi ise bir adet. Biz kendimize güler yüzlü derdik ama ben orada çok daha sıkca bir hava sezdim insanlarda.
Uçsuz bucaksız zeytinlikler, balık ürünleri , has zeytin yağları çok güzeldi.
Mutfağına da bayıldım. baharatlı, zeytin yağlı, tatlı tuzlu karşık yemekler, aparatifler...
Şehirler arasında yerleşim görmek çok mümkün olmuyor. Arabayla bir yerden bi yere giderken genelde dağları, zeytinlikleri, rüzgar enerjisi direklerini seyrediyorsunuz.
Biz Jean'de kaldık. Jean İspanya'nın güneyinde andulusya bölgesinde. Endülüsler'den kalma olmalı diye düşünüyorum. Küçük ama çok sempatik bir şehirdi. İspanya'nın suç oranının en düşük şehirlerinden biri olduğu söylendi bize.
Jean'i sokaklarına gire çıka, yürüyerek bir çok yerini gezebilirsiniz.
Jean'nin en büyük tarihi yapısı şehrin tam tepesindeki kaleydi. Kalenin içini gezemedik, pazar günüydü. Manzarası ise görülmeye değerdi. Tüm şehir küçücük bir maket gibi elimizin altındaydı. Kale gece ışıklandırıldığı için şehirden bakınca da çok güzel gözüküyor. Ayrıca kalenin en uç noktasındaki devasa haç işareti ise geceleri şehirden bakıldığında havada asılı gibi durması çok muhteşem oluyor.
Tarih İspanya 'da çok iyi korunmuş. Kadedraller, kiliseler, süs havuzları her yerden tarihe tanık olarak karşınıza çıkıyor. Ve her yer tarih kokuyor. Jean 'de hele bir süs havuzu vardı ki geceleri yanıdan geçerken serinliğini ve sesini çok sevmiştim. Gezdiğim şehirler çok temiz ve düzenliydi. Yerlerin bazı kısımları özellikle Malaga'nın en önemli meydanı mermerle kaplıydı. Malaga ve Granada'nın en önemli caddelerinin üstleri yazın aşırı sıcaktan insanları korumak için devasa brandalarla kaplı.
İspanyollar dillerine çok düşkünler. Kolay kolay onları ingilizce konuşturamazsınız:)
Arenaya gitmedim ama televizyonda bir boğa gösterisi izledim.
Matador önce boğanın gücünü kırmak için ucu sivri altıya yakın bıçak gibi ( tam adını bilmiyorum ) keskin aletlerini boğanın sırt kısmına saplıyor. Boğa kan revan içinde, gücünden bayağı düşüyor. Matador böylece başlıyor boğayı oynatmaya. Öyle bir an geliyor ki boğa ve matador göz göze geliyorlar ve matador bağanın alnına elini koyup ittiriyor. Burada büyük alkış alıyor matador. En son ise matador boğanın beynine sapladığı keskin aletle boğayı öldürüyor. Açıkcası benim hiç hoşuma gitmedi. Zevkli bir yanı yok. İspanya'nın kuzeyinde değilde bu gösteri daha çok güney bölgesinde halen devam ediyor.
Malga'ya kadar denize girermemekte bana nasip oldu:( Hava şartları uygun değildi. Kumsalda sallıncaklarda sallandım, sahil boyu çıplak ayak yürüyebildim sadece...
Granada'yı daha çok istanbula benzettim. Mevsim daha açılmamış olduğundan, Malaga'ya göre Granada 'da turist sayısı fazlaydı. Hediyelik eşya dükkanları çok güzeldi. Biraz pahalı ama:( Bende kendime orada çok moda olan ve turistlerin çok ilgi gösterdiği puşilerden aldım hem de pembe...
İsanya 'da (daha çok güneyinde) genelde dükkanlar, iş yerleri dokuz gibi açılıyor. Öğlen 1'de her yer kapanmış oluyor. Akşam altıya kadar açılmıyor. İspanyollar buna siesta diyorlar. Öğle tatili yani ya da öğle uykusu. Bankalar ise öğlen 2'de tamamen kapanmış oluyorlar. Biz genelde geç kalktığımız için akşam altıyı beklemek zorunda kalıyorduk gezmek ya da ihtiyaçlarımızı almak için... Siesta vaktinde sokaklarda birilerini görmek jean'de mümkün olmuyordu, kedileri bile:) Çok mu sıkcaktı diye sorarsanız, hayır ben gittiğimde hava gayet serindi ( haziran sonu)
Eğlence hayatları perşembe ve cumartesi akşamlarıdır.İlk cumartesi akşamımda dışarı çıktığımda çok şaşırmıştım. Yaşlısından, gencine tüm şehir dışardaydı. Hayat varmış demek ki bu şehirde dedim o zaman:) Barlar tıklım tıklım dolu. Ve her barın yaş grubuda genelde farklı. Cumartesi akşamı gezmek gerçekten çok eğlenceliydi. Pazar ise inanılmaz bir seslik çöküyordu her yere ( jean' de) hiç bir yer açık değil, sokaklar bomboş, çıt yok. Bizim pazarlarımıza hiç benzemiyor:)
İspanya'da erkeklerin karşılaştıkları kadınları öpmesi adet gibi bir şeymiş. Tanısanız da tanımasanız arkadaşlarınızın ya da tandıklarınızın yanına bir erkek geliyorsa sizi mutlaka eğilip öpecektir. ( yanağınızdan tabii:) erkekler arasında böyle bir kural mecburi değil:)
Madrid ise gerçekten göz alıcı ve büyüleyiciydi... Madrid'in bir ağırlığı vardı gerçekten. Doğal parklarından birine gittik. Cennet dedikleri böyle bir yer olsa gerek... insanlar yürüyüş yapıyorlar, yapay gölde sandala biniyorlar, okuldan çıkan çocuklar hocalarıyla piknikteler, saksofon çalan adam kulağıma hiç yabancı gelmeyen bir parçayı çalıyor, bir kayak sporcusu yapay tekerlikli kayaklarıyla antreman yapıyor... birden içim burkuluyor. hem de öyle böyle değil. neden diyoruz arkdaşımla neden bizim insanımz böyle refah yaşayamıyor. neden bu güzellikleri bizde yok ya da olanları görmüyor, korumuyoruz. burası Madrid... ben ki gezen, yaşayan insanım. burada hayrete düşüyorsam benim gezemeyen ve insanca yaşamayan insanımın burdan bu yaşamdan bir haber olması, dayatılanları kabul etmesi normal değil mi?
Sol meydanına geri dönüyoruz. gitme vakti geliyor. rotamız Madrid Havaalanı. ayrılık anını ne siz bana sorun ne de ben anlatayım...
Ama İspanya'da geçirdiğim kısacık zaman dilimine ve görebildiğim az yerlerine, şehirlerine rağmen gerçkten muthiş bir gezi, tatil ve anı oldu. gidilmesi tavsiye edilecek yerlerden biri... bir daha gitmeyi çok istiyorum. rotam mutlaka gene İspanya'ya düşecektir.
sevgilerimle...