Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

15 Şubat '10

 
Kategori
Tarih
 

Haliç'teki Demir Kilise ve İstanbul Bulgar Ortodoks Cemaati (2.Bölüm)

Haliç'teki Demir Kilise ve İstanbul Bulgar Ortodoks Cemaati (2.Bölüm)
 

DEMİR KİLİSE SVETİ STEFAN


Ocak 1945’te, Moskova’da bir Ortodoks birliği toplantısı yapıldı. Fener Rum Patrikhanesi temsilcilerinin de katıldığı bu gibi toplantıya; Rum Patrikhanesi tarafından shizmatik ilan edilmiş, Bulgar Kilisesi temsilcileri katılmıyordu.

Burada, Rus Patriği ”Kardeş Bulgaristan Kilisesi’nin de artık Ortodoks birliğine dâhil olması gerekir. Bu yolda her şeyin yapılması gerekmektedir.” fikrini ortaya attı.

Bunun üzerine Rum Patriği; Bulgarların kendisine bir mektup yazarak 5 Mart 1870 tarihli padişah fermanı ile başlayıp 1872 yılında shizma (aforoz) ile noktalanan ayrılık için özür dilemesini istedi. Rus Patriği tarafından da benimsenen bu çözüm Bulgar Ortodoks Kilisesi’ne derhal bildirildi.

Politik güçler tarafından organize edilen bu gelişmeler sürerken 21 Ocak 1945 tarihinde, Sofya’da acele olarak bir kilise genel kurulu toplandı ve Sofya Metropoliti Stefan Eksarh seçildi. Yine aynı kurulda komünist yöneticilerin dikte ettirdiği “Bulgar Ortodoks Kilisesi Tüzüğü” de onaylandı. Stefan, Eksarh seçilir seçilmez -aynı gün- Rum Patrikhanesi’ne aman dileyen uzun bir mektup yazdı.

(Bulgar Patrikhanesi Arşivi, Tarih: 21 Ocak 1945, protokol no: 360, Ortodoksia Dergisi 1945 Şubat Özel Protokol Sayısı, s. 54-55-56-57 Bahsi geçen mektupta 21 Ocakta toplanan kurul ve kurulda alınan kararlar hakkında da ayrıntılı bilgi verilmektedir.)


Eksarh Stefan bu mektup ile Bulgarların; Osmanlı Devleti’nin de destek ve hoşgörüsü sayesinde elde ettikleri dini özerkliği bir kenara atmaktaydı. Böylece 73 yıldır süregelen anlaşmazlıklar ile karşılıklı olarak birbirlerini reddeden bu iki kilise arasında tekrar bir yakınlaşma oldu.

3 Şubat 1945’de Nevrokopski Boris ve Tırnovski Sofroniy dini lakaplarıyla bilinen iki Bulgar metropoliti, İstanbul’a geldiler ve Şişli’de, içinde Sveti İvan Rilski kilisesinin de bulunduğu Eksarhlık binasına - ki o esnada sadece Eksarhlık Vekilliği - yerleştiler. 5 Şubat 1945’de o esnada İstanbul’da bulunan Bulgaristan uyruklu Arhimandrit (Bir dini rütbe.) Andrey Veliçki ile birlikte Rum Patrikhanesi’ne giderek shizmanın kaldırılması ile ilgili görüşmelere başlanmasını rica ettiler. Şubat ayı içinde yapılan bir kaç görüşme sonucunda shizmanın kaldırılmasına karar verildi.

19 Şubat 1945’da Rum Patrikhanesi ”Tomos” denilen bir belge yayınlayarak Bulgar Kilisesi’ni tanıdığını ve kucakladığını açıkladı. Bu belgede Fener Rum Patriği Benyamin ile beraber Rum Patrikhanesi Sen Sinodu’nu teşkil eden 12 metropolitin imzaları vardır.

Rum tarafından verilmiş olup belgede Bulgar tarafının imzası yoktur. Bu hikâyede her iki tarafın müştereken imzalandığı bilinen tek belge; daha sonra bir anlaşmaya çevrilmemiş olan 19 Şubat 1945 tarihli ve tam olarak ne olduğu anlaşılamayan protokoldür. Protokolde, iki tarafı bağlayan hiçbir madde bulunmamaktadır. İstanbul Bulgar Ortodoks Cemaati’ni ilgilendiren tek madde olan “D” maddesi ise karşılıklı olarak papaz kutsanmasına yardımcı olunması ile ilgili bir paragraftır.

(Protokolün Rumca ve Bulgarca yazıldığı söylenen aslı ortada yoktur. İlk Bulgar patriği olan Kiril dahi yazımızda bahsi geçtiği gibi gizli raporunda protokolün aslını bulamamaktan bahseder. Bilinen protokol suretleri veya tercümeleri ise şunlardır: 1/ Ortodoksia Dergisi 1945 Şubat Özel Protokol Sayısı’nda çıkan Rumcası, 2/ Bulgar Patrikhanesi arşivinden gelen suret ki üzerinde “Prepis ot prepis = suretten suret” yazmaktadır, 3/1996 yılında “Paskalya Davası” sürecinde Fatih Asliye Ceza Mahkemesi’ne verilen ve Rum Patrikhanesi arşivinden alınmış olduğu belirtilen Rumca ve ekindeki yeminli Türkçe tercümesi, 4/ 1945 yılında Bulgar Eksarhlığı İstanbul Temsilciliği’nin evrakları arasından bulunan Bulgarca bir kopya (Aslı Bojidar Çipof arşivindedir.) Elde bulunan tüm kopyalar tercüme edilmiş ve tamamen birbirlerinin motomot tercümeleri olduğu görülmüştür. Burada İstanbul Bulgar Ortodoks Cemaati’ni ilgilendiren tek madde olan “D” maddesidir ve her iki tarafın karşılıklı olarak papaz kutsanmasına yardımcı olmaları ile ilgili bir paragraftır. Bunun dışında Bulgar tarafını bağlayıcı hiçbir ibare bulunmamaktadır.)

Bahsi geçen protokolün aslının bulunamamış olduğu gibi “Tomos” denilen dini belgenin de aslı ortada yoktur. Burada bir hususu da ayrıca vurgulamak gerekir. Rum Patrikhanesi’nin bir yabancı kilise ilke arasında dini bir akit yapmasına Türkiye Cumhuriyeti müdahalede bulunmaz ve bu güne kadar da bulunmamıştır. 1945 yılında da günümüzde de aynıdır.

Ancak Bu protokolü yapan taraflardan birisi olan Bulgar Kilisesi temsilcilerinin -ki bunlar 3 kişidirler- Türkiye’de yerleşik ve yaklaşık çoğu Türk Vatandaşı olan bir topluluğun, Türkiye’deki Bulgar Ortodoks Cemaati’nin dini haklarını bir başka kuruma nasıl devrettikleri tartışma konusudur. Çünkü bu yapılan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı bir davranıştır. Nitekim 1996 yılında bu husus tarafımdan açılan bir davada ortaya çıkacaktır.

1966 yılında ilk Bulgar Patriği olarak görevde bulunan Kiril bu konu üzerine özel bir çalışma yaparak bir gizli rapor hazırlamış ve Bulgar Kilisesi’nin üst düzey yöneticilerine dağıtmıştır. Elinde kilisenin tüm imkânlarını kullanmak, arşivini istediği gibi inceleme olanaklarına sahip olan Bulgar Patriği Kiril dahi bu anlaşmanın ya da protokolün aslını bulamamıştır. Rapordan bazı alıntılar şöyledir:

“(...) Maalesef Bulgar Sen Sinodu’nun arşivinde shizmanın kalkması için karma komisyonun bir protokolü bulunamamıştır. (Not: Bu kısmın altı çizilidir.) Bunun için İstanbul’daki Eksarhlık Vekilliği’nin geleceği hakkında bizi aydınlatacak bir bilgiye sahip olamadık. (...) Çünkü patrikhanenin kabul etmemesine rağmen, İstanbul’da Eksarhlık Vekilliği vardı ve varlığı Türk makamlarının hoş görüşü ile kabul edilmiştir.

Bulgar Patriği Kiril 9 Nisan 1966”

(Bulgar Patrikhanesi Arşivi, Bulgar Patriği Kiril’in 9 Nisan 1966 tarihli gizli raporu. Mikrofilmi Bojidar Çipof arşivinde mevcuttur.)


5 Şubat 1945’de Fener Rum Patrikhanesi’nin içinde bulunan Aya Yorgi Kilisesi’nde; Bulgar, Yugoslav, Yunanistan, Sovyet Rusya, Polonya ve İngiliz başkonsoloslarının da bulunduğu bir ayin yapılarak aforozun kaldırılması için dua edildi. Fener Rum Patriği Benyamin aynı gün; “Bulgaristan Eksarhı ve Sofya Metropoliti Stefan’a” diye başlayan bir telgrafla yapılan töreni ve kutsamayı haber vererek kendisini tebrik etti. Bulgar Eksarhı Stefan da 28 Şubat 1945 tarihli bir telgrafla Rum Patriği’ne teşekkür etti. Bu olaya politikanın karışmış ve kilisenin bu işe alet olduğunun bir başka delili de; Bulgar Devleti’nin, Rum Patrikhanesi’ne teşekkürde dini otoriteden daha önce davranması ve 23 Şubat 1945 tarihinde Bulgar Dışişleri ve Dinişlerinden Sorumlu Bakan Stoyanof imzası ile Fener Rum Patriği’ne hitaben özetle;


“Bulgar Hükümeti adına çok mutluyum. Bu nedenle şahsınıza, büyük tatminimizi ve teşekkürlerimizi sunuyorum.” diye telgraf çekmesidir.


(Ortodoksia Dergisi 1945 Şubat Özel Protokol Sayısı, s. 81)

İstanbul’daki Bulgar Kiliselerinin de ruhani yönden, Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlanmış gösterilmesi üzerine, Bulgar heyetinde olup İstanbul’da yaşayan (Bulgar uyruklu) Arhimandrit Andrey Veliçki’nin görevine devletçe son verdirilmiş ve 6 Aralık 1945’te ülkeyi terk etmesi istenmiştir.

Shizmanın kalkması, yeni bir kilise tüzüğünün yürürlüğe girmesi çok kısa bir süre içinde, Bulgaristan Devleti’nin de baskısı ile yeni Bulgar Eksarhı olarak seçilen Stefan’ın normal olarak Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret etmesi ve aman dilediği, Fener Rum Patriği ile görüşmesi gerekirken, tersine bir davranışla evvela Rusya’ya giderek Rus Patriği ile görüşmüş ve yardımları için kendisine teşekkür etmiştir.


Shizmanın kalkması ile birlikte İstanbul Bulgar Ortodoks Kiliseleri ile Rum Patrikhanesi arasında ciddi problemler yaşanmaya başlandı.

Rum Patrikhanesi, Şubat ayından itibaren Bulgar Kiliselerinde kullanılan dini belgelerin Rumca olarak verilmelerini talep etti. O zaman Bulgar Ortodoks Kiliseleri’nde ruhani olan Protoirey (Dini bir rütbe) Yoakim Mustref ile Rum Patrikhanesi arasında zorlu bir mücadele başladı. Mustref 21 Mart 1946 tarihinde, Bulgar Eksarhı Stefan’a bir mektup yazarak durum hakkında bilgi verdi ve dini belgeler ile ilgili sıkıntıları dile getirdi. (Bulgar Eksarhlık Vekilliği’nin 21 Mart 1946 tarihli mektubu. Sureti Bojidar Çipof arşivindedir.)

Mustref, 18 Eylül 1946’da, Ankara’daki Bulgar Büyükelçisine de bir mektup yazarak patrikhanenin hiçbir dayanağı olmayan istekleri için destek istedi. Büyükelçi Angelof, Mustref’e bir cevap vererek şu ifadeyi kullandı:

“(...) gayet basit olarak onlara hiç önem vermeyiniz ve belgelerinizi şimdiye kadar yapmış olduğunuz gibi Bulgarca vermeye devam ediniz. Elçiliğimize, Bulgar Eksarhı’nın bu konu ile ilgili yazınıza verdiği cevabın bir nüshasını acele yollayınız. Ankara 24 Eylül 1946 Büyükelçi V. Angelof”


(Bulgar Büyükelçisi’nin 24 Eylül 1946 tarih ve 923 sayılı mektubu. Orijinali Bojidar Çipof arşivindedir.)


Protokolün yapılış tarihinde hasta olduğu ya da başka bir gerekçeyle bu delegasyona iştirak etmeyen Bulgar Eksarhı Stefan protokolden 10 ay sonra İstanbul’a gelerek, Rum Patriği ile görüştü. Bu konuda Cumhuriyet Gazetesi’nde şu haber çıktı:

“Patrikhane ile Bulgar Kilisesi dün barıştılar. Şehrimize gelen Bulgar Eksarhı Patriğin elini öptü ve ona hediyeler verdi.” (Cumhuriyet 26 Ekim 1945)

İlk başta politikanın oyuncağı olan Eksarh Stefan daha sonraki yıllarda komünistlerle anlaşmazlığa düştü ve 1948’de istifasını verdi. Bu istifayı verdikten hemen sonra Paisiy Vraçanski ve Kiril Plovdiski adındaki iki metropolit tarafından oyuna getirildiğini anladı ve istifayı geri almak için geri döndü. Fakat bu iki metropolit istifasının yürürlüğe konduğunu, kasaya kaldırıldığını ve bunun gibi mazeretlerle kendisini geri çevirerek isteğini yerine getirmediler. Eksarh Stefan daha sonra Bane Karlovsko Köyü’nde komünistlerce gözaltına alındı ve hayatının sonuna kadar orada bir evde yaşadı.

(Bu kısım, Bulgar Patrikhanesi Arşivi Müdürü Dr. Hristo Temelski’nin, Eksarh Stefan ile ilgili olarak Bojidar Çipof’a hazırladığı çalışmadan derlenmiştir.)



Bulgar Eksarhlığı’nın Patrikhane Olması

Yukarıda bahsi geçen metropolitlerden Kiril uysal biri olduğu için devletin de desteğiyle Sen Sinod Vekili oldu. Komünistler; 1950 yılı sonunda bir “Kilise Nizamnamesi” hazırlayarak bunu Bulgar Sen Sinodu’na kabul edilmesi için yolladılar. Tabi ki Bulgar Sen Sinod’u da bu nizamnameyi hemen kabul etti. Aslında kilise yasalarına (kanonlar) göre bu gayri kanonik bir hareket oldu. Çünkü bu gibi bir nizamnamenin kabul edilebilmesi için geniş katılımlı bir ”Ulusal Kilise Toplantısı” yapılması ve nizamnamenin bu toplantıda hazırlanması gerekirdi.

8 ila 10 Mayıs 1953 tarihinde yapılan “Ulusal Kilise Toplantısı” ile Bulgar Eksarhlığı’nın artık Bulgar Patrikhanesi’ne dönüştürülmesi kararı alındı. 11 Mayıs 1953’de Sen Sinod Vekili Metropolit Kiril de ilk Bulgar Patriği olarak seçildi. Patriklik törenine tüm kiliseler davet edildi. Rum Patrikhanesi bu törene katılmadı. 8 yıl sonra, 1961’de bir mektup yollayarak Bulgar Patrikhanesi’ni tanıdığını beyan etti.

Bu dönemin en önemli olayı; protokolün yapılmasıyla birlikte ortaya çıkan “Dini Belgeler” krizidir ve Rum Patrikhanesi’nin derhal Türkiye’deki Bulgar Ortodoksları asimile etmeye kalkışmasıdır. 1994 yılında da tekrar hortlayacak olan bu dini belgeler sorunu; bir yandan Bulgar Cemaati’ni ruhani ve idari açıdan, Rum Patrikhanesi’ne bağlamak, diğer yandan ise (o zaman) dini belgelerden bir kazanç elde etmek olarak; iki farklı açıdan ele alınmalıdır. 1994’te yapılanlar; hadisenin kazanç yönüyle değil, ruhani bağımlılığın yanı sıra hiyerarşik olarak da Rum Patrikhanesi’nin üstünlüğünün Bulgarlarca tescil edilmesi ve Patrikhane’nin, Türkiye’de tescil ettirmeye çalıştığı sözde “Ekümenik” vasfının Bulgarları kullanarak “de facto” bir durum yaratılmak istenmesidir.

İki Başlı Bulgar Patrikhanesi’ndeki İhtilafların Kronolojisi

10 Kasım 1989 tarihinde, Bulgaristan’da iktidardaki Todor Jifkov yönetimi kansız bir darbe ile indirildi ve “Büyük Demokrasi Dönemi” diye adlandırılan süreç başladı. Birdenbire ortaya çıkan büyük sermayeler; eski idareciler, mafya mensupları ve gizli servis elemanlarının elinde toplandı. Sonuçta ülkede gelir dağılımı bozuldu, işsizlik, pahalılık ve özellikle suç işleme oranı arttı.

Bulgar Kilisesi açısından da bu gelişmeler, pek olumlu sonuçlar vermedi. Komünist Parti zamanında kurulan Diyanet İşler Müdürlüğü; Bulgar Kilisesi’ni uluslararası platformda saygınlık kazanmak için günümüzde de olduğu gibi kullanmaya kalktı.

1990 yılında yapılan, “Ulusal Yuvarlak Masa Toplantısı”nda Bulgar Patriği Maksim; Komünist yönetimin adamı olmak, Eski ve Yeni Ahid’i dahi tam olarak okumamış olmak ve en önemlisi yasal bir şekilde seçilmemiş -komünistler tarafından bu göreve getirilmiş- olmakla ve daha buna benzer birçok şeyle itham edildi. Gelişen olaylarda bütün yüksek rütbeli din adamları şeytandan daha kara gösterildiler. Eski din adamlarının itibarları aşırı zedelenmiş olduğundan, yeni bir Sen Sinod’un ve patriğin seçilmesi için kilise ve halkın iştirak ettiği bir konsilin toplanması gerekirdi fakat bu da yapılmadı. İşler sürünceme kaldı ve Bulgar Kilisesi saygınlığını günden güne yitirdi.

S.D.S partisinin başkanı olan Filip Dimitrov’un iktidarında, o dönem milletvekili olan Hristofor Zıbev sahneye çıktı ve parlamentodaki “Diyanet İşleri Komisyonu”nun başına geçti. Kendisini Mesih de ilan eden Zıbev, kısa sürede birçok taraftar topladı. Diyanet İşleri Başkanlığına da yaşlı bir avukat olan Metodi Spasov tayin edildi. Metodi Spasov için Hristofor Zıbev’in adamı olduğu iddiaları ortaya atıldı. Bu arada, Zıbev yasal olmayan (Dini kanonlara göre) bir şekilde “Arhiepiskop” dini rütbesini aldı. Yeni idare tarafından uygun görünmeyen bazı metropolitler, Metodi Spasov’un idaresindeki Diyanet İşleri Müdürlüğü tarafından azledildiler. Patrik Maksim tarafında olanlar, bu gelişmeleri kilisenin otonomisine tecavüz olarak nitelendirdiler.

30 Mayıs 1992 günü Metodi Spasov, komünist ajanı olduğu gerekçesiyle, Patrik Maksim’in azli için emir verdi. Yine aynı emirle yeni bir Sen Sinod tayin etti ve bu ikinci Sen Sinod’un başına da başkan vekili olarak Metropolit Dimon’u getirdi.

Zıbev; 1 Haziran 1992 günü sabahın erken saatlerinde taraftarları ve fedaileri ile birlikte Sen Sinod merkezini işgal etti. Patrik Maksim, ruhbanlar ve sivil memurların binaya girmelerini kaba kuvvet kullanılarak önlendi. Korumalarla çıkan çatışma sonunda içeri giremeyen Patrik Maksim ve diğerleri, Sofya Metropolitliği’ne çekildiler ve uzun bir süre orayı Patrikhane merkezi olarak kullandılar. İşin garibi Bulgar Devleti bu işgalcilere, kapısında korumalar bekleyen ikinci Sen Sinod’a hiçbir müdahalede bulunmadı.

Bu arada, SDS hükümeti yetkiler vaat ederek, Nevrokop Metropoliti Pimen, Vratza Metropoliti Kalinik, Stara Zagora Metropoliti Pankratiy, Episkopos Antoniy ve Episkopos Galaktion ile anlaştı. Bu ruhaniler, Nevrokop Metropoliti Pimen başkanlığında yeni bir sinod kurdular ve kısa bir zaman içinde yeni metropolitler seçtiler ve atadılar. Bu suretle Bulgaristan’daki metropolitlik bölgelerinde, Maksim’e bağlı olanlar ve Pimen’e bağlı olanlar olarak iki ayrı metropolit ortaya çıktı. Bazı bölgelerde din adamlarına yakışmayacak hadiseler oldu. Metropolitlik binalarına, kiliselere, manastırlara kapıları kırılarak girildi, binalar yağmalandı. Bir diğer tarafı içeri sokmak istemeyen ruhaniler dövüldü.

Bu arada Bulgar Sen Sinodu’na ait olan mum fabrikasına da el konuldu. İlienski Manastırı’nda (Sveti İliya) bulunan bu fabrikada Sinod’un tersi olarak yazılan “Donis” adlı bir şirket kurularak mum ve diğer dini malzeme satışları bu şirket üzerinden yürütüldü. 1992 yılında Sen Sinod binalarına el konulduktan bir süre sonra ele geçirilen bu fabrikaya; 1996 Mart’ında Patrik Maksim taraftarı bir grup ruhani, bir takım fedailer ile beraber bir müddet için tekrar el koydu. Fakat Paskalya Bayramı münasebeti ile dini görevlilerin esas görev yerlerine gitmeleri üzerine boş kalan mum fabrikası tekrar Maksim karşıtlarının eline geçti.

Bir süre sonra Pimen’in Sinodu’ndan Antoniy ve Galaktion af dilediler ve Patrik Maksim’e tekrar katıldılar. Patrik Maksim’den yazılı olarak af dilemek isteyen bazıları ise, tehdit edildi ve vazgeçirildi.

Tam iki yıl Sen Sinod binası, Pimen taraflarının elinde kaldı. Patrik Maksim’in itirazları sonuçsuz kaldı. Bir tarafta yasal Sen Sinod’un başı olduğunu iddia eden Maksim; diğer tarafta “Maksim komünist ajanıdır. O ve tarafları tayin ile gelmişlerdir. Biz gerçek Sen Sinoduz.” diyen Pimen taraftarları kavgalarını sürdürürken Bulgaristan Devleti hadiselere sadece seyirci kaldı. Belki dini konulara karışmak istemedi, belki işine geldiği için karışmadı. Ancak, bu olanlar, Fener Rum Patrikhanesi’nin işine yaradı. Bütün bunlar, demokratik değişimler yaptığını ilan eden, Avrupa Birliği’ne aday bir ülkede cereyan etmekteydi.

1 Haziran 1994 tarihinde Metropolit Neofit kalabalık bir fedai gurubuyla ve karşı tarafı şaşırtarak Sen Sinod binasına girdi ve binayı tekrar ele geçirdi. Böylece eski Sen Sinod ve Patrik Maksim, binaya yeniden yerleşebildiler.

Tüm bu olaylarda başı çeken Hristofor Zıbev, bir sonraki seçimlerde kazanamadı ve tekrar milletvekili olamadı. Daha sonraları, Amerika’ya giden Zıbev; bir tavernada şarkıcılık yapmaya ve “Ne için bu işi yapıyorsun?” diye soranlara da şarkıcılıktan kazanacağı para ile Bulgaristan’da bir kilise yaptıracağını söylemeye başladı.



İki Başlı Kilise ve İki Patrik

4 Temmuz 1996 tarihinde, tarihte örneği görülmemiş bir uygulamayla; Bulgaristan’da, isyancı taraf olarak bilinen Metropolit Pimen ikinci Patrik seçildi. Birkaç gün süren bir kilise konsülü toplantısı tertipleyen Pimen grubu bu toplantılar içinde ikinci Bulgar Patriğini seçeceklerini zaten basın yolu ile kamuoyuna duyurmuşlardı. Yasal patrik olarak bilinen Maksim ve Sen Sinodu, bu toplantıların yapılmaması için devlete baskı yaptılar fakat toplantıların yapılmasını engelleyemediler. Kilise kanonlarına göre konsül toplantısını patrik veya vekili toplayabilir. Bu nedenle seçimin yasal olmayacağı tezini savundular.

Kilise konsülü yapılırken Metropolit Pimen’e, Kiev Patriği Filaret, Makedonya Kilisesi’nden bir teolog da katılarak destek verdiler. Bu arada eski başbakan Filip Dimitrov ile Başsavcı İvan Tataçev de bu toplantılara katıldılar. Bu iki kişi için, Maksim taraftarları; ”Kilisenin parçalanmasına sebep olanlar.” demektedirler ve dış kaynaklarca desteklendikleri iddia edilmektedir.

Bu konsülde yeni bir kilise tüzüğü de kabul edilmedi. Maksim taraftarları buna karşı grubun fikir adamlarının (İdeologları) zayıf olmasını gerekçe gösterdiler. Bu kişiler Prof. Radko Poptodorof ve Papaz Anatoliy Balaçef’tir. Eski isyancılardan Metropolit Kalinik’in konsüle iştirak etmemesi ise dikkat çeken bir durumdur. 91 yaşındaki Pimen, Bulgaristan’a ikinci patrik oldu. Başsavcı İvan Tataçev de Pimen’i tescil edeceğini ve yasal olduğunu savundu.

İkinci Patrik Pimen vefat etmiştir. İkinci Bulgar Sen Sinod’u; varlığını, Metropolit İnokentiy’in Sen Sinod vekilliğinde halen sürdürmektedir. Bulgaristan’da şu anda iki başlı kilise vardır ve daha uzun süre bu ayrılığın devam edeceği sanılmaktadır. Bulgaristan’da vuku bulan bu hadiseler; tarihte sayısız örneklerine tanık olduğumuz, dinin, din adamları tarafından istismar edilmesine çarpıcı bir örnektir.

(Halen İki Başlı Olan Bulgar Patrikhanesi’ndeki İhtilafların Kronolojisi ve İki Başlı Kiliseye İki Patrik bölümleri; çeşitli Bulgar gazetelerinden derlenmiştir. Gazetelerin çokluğu nedeniyle burada tek tek ad ve tarihleri zikredilmemiştir.)


Bartholomeos Döneminde Bulgar Kilisesi ile Rum Patrikhanesi’nin İlişkileri

Dimitri Arhondoni’nin 1991’de “Bartholomeos” dini adı ile patrik oluşunu takip eden dönemde; Bulgar Ortodoks Kiliseleri üzerinde aşırıya kaçan bir heves gözlenmiştir. Bu tarihten sonra yapılan tüm önemli bayram ayinlerinde Bartholomeos ya da görevlendirdiği bir metropolit Bulgar Kiliseleri’ne gelerek ayinleri yönetmişlerdir.

Bütün büyük bayramlarda ayinlerin Rumca icra edilmesi ile yetinmeyen Rum Patriği Bartholomeos, 12 Şubat 1994’te Bulgar Kiliseleri Başrahibi Konstantin Kostoff’u çağırtarak


“Bundan böyle Bulgar Kiliseleri’nde kullandığınız dini belgeleri Rumca ve Bulgarca yazarak vereceksiniz. İşte size İstanbul Rus Kilisesi’nin kullandığı Rumca ve Rusça belgeler. Bu örneklere uygun olarak derhal belgelerinizi tanzim ediniz.” Şeklinde bir yaklaşım sergilemiştir.

Bu belgelerin antedinde “Ekumenikon Patriarhion” yazılması isteniyordu. Konstantin Kostoff Bulgar Kiliseleri Vakfı Yönetim Kurulu’nu acilen toplantıya çağırarak bu talebi yönetime iletti ve çok büyük bir skandal koptu. Bulgar gazetelerinde bu konu manşetlere taşındı. Bir gazetede şu manşet çıktı “Fener bizi tekrar Rumlaştırmak istiyor.

Bulgar gazetecisi Diana Petrova bu yazısında şöyle demektedir.

”(...) Patrik Maksim, kilisemizdeki ihtilafta, Pimen’e karşı verdiği mücadelede, Patrik Bartholomeos’un desteğini almıştır. Hatta Patrik Bartholomeos, geçen yıl memleketimizi ziyaretinde bunu şahsen beyan etmişti. Bartholomeos, herhalde şimdi Patrik Maksim’den bu davranışının karşılığını beklemektedir. Fakat istenen ücret çok yüksektir ve bizim ruhaniler yeniden Rumlaştırılmamıza herhalde müsaade etmeyeceklerdir.”

(Trud Gazetesi Sofya 2 Mart 1994)

Gazetelerden bunalan patrikhane bu yazıları Bulgar Patrikhanesine gönderdiği bir mektupla tekzip ettirmek istemiş ve Bulgar Patrikhanesi de bir basın bülteni ile bu isteğe cevap vermiştir. Daha sonra bu istek reddedilecek ve hatta bir Bulgar gazetesinde böyle bir istekte bulunulmadığı ve bunları Konstantin Kostoff’un uydurduğu söylenecektir. Fakat bunları teyit eden bir röportaj bu hızlı medya trafiğinde unutulacak ve Bulgar “Standart Gazetesi”nde çıkan ve bizzat Rum Patriği ile yapılan bir röportaja göre bu talepler teyit edilecek, patrik “Ekümenik” olduğunu ve bu isteklerin doğal hakkı olduğunu şöyle savunacaktır:

“Peder Konstantin’e Rus Kilisesi’nin kullandığı Rusça–Rumca belgeleri kullanmasını tavsiye ettim. Bu Ekümenik Patrik
olarak benim için çok önemlidir...”
(Standart Gazetesi Sofya 14 Nisan 1994)


Bu tarihten sonra bir hukuk mücadelesi başladı. Mücadele; 1997 ve 2007 tarihlerinde çok önemli iki Yargıtay Kararı ile bir esasa bağlandı. Bazıları Türkiye’nin azınlıklar üzerinde baskıcı olduğunu söyler dururlar ki bu doğru değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Osmanlı’dan kalma özgürlükleri devam ettirterek “kendi dilinde ve dininde ibadet” etme hakkına sahip olan Bulgar Cemaati, ne yazıktır ki Fener Rum Patrikhanesi tarafından uygulanan bir asimile programı ile baskı altına alınmak istenmektedir.


Şu an sayıları 1000 civarında olan Rum Cemaati’nin “Başpapazı” konumundaki bir “Patrik” sayısı 400’ün altına inmiş bir cemaati yutmaya çalışmaktadır. Ve bu patrikhanenin “tüzel” kişiliği de yoktur. Yine ilginç olan bir başka husus da “Bulgar Ortodoks Kiliseleri Vakfı” bir tüzel kişiliktir.

1993 ile 2007 yılları arasında olan, Anayasamıza, Kanunlarımıza aykırı nelerin yapıldığını, ne entrikaların döndüğünü, yakında çıkacak olan, baskıya hazır, 780 sayfalık, içinde 300’ün üzerinde belge içeren kitabımda sizlere sunacağım.

2007'deki açtığım dava sonucunda, Türk Hukuk Tarihi'ne giren Yargıtay İçtihadı; o seneki AB İlerleme Raporumuza kadar girdi. Bu gün Devletin elindeki; Rum Patrikhanesi Ekümenik değildir söyleminin en kuvvetli dayanağı bu açtığım dva sonucunda çıkan Yargıyat kararıdır.

 
Toplam blog
: 336
: 625
Kayıt tarihi
: 29.01.10
 
 

Araştırmacı yazar BOJİDAR ÇİPOF: 1953 yılında İstanbul'da doğdu. Ailesi; Ege Makedonyasından İsta..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara