​ Halife/İnsan / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '19

 
Kategori
İnançlar
 

Halife/İnsan

Cinsiyet sözcüğünün TDK’daki  tanımı: “Bireye, üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaradılış özelliği” şeklindedir. “Toplumsal cinsiyet” kavramı ise kadın ve erkeklerin beklentilerini, değerlerini, imajlarını, davranışlarını, inanç sistemlerini ve rollerini tanımlayan bir faktördür.
 
Toplumsal cinsiyet aynı zamanda toplumun bireylere yüklediği roller ve bu rolleri yüklenenlerin uyması gereken davranış biçimleri, zorunluluklar olarak özetlenebilir. Örneğin, bu rollerin bir sonucu olarak erkekler ağlamaz, evin direğidir ya da kadınlar ev işlerinden sorumludur gibi. 
Bu rollere uymayan herkes ise toplumda aşağılanıyor ve ayrımcılığa maruz kalıyor. Ağlayan erkekle dalga geçiliyor ya da çocuk sahibi olmak istemeyen kadın bencil ve sevgisiz olarak niteleniyor. 
 
Peki veri tabanımızdaki kısıtlı bilgilerle ve beşerî önyargılarla değerlendirdiğimiz cinsiyet kavramının hakikat yaklaşımı nasıldır?
 
Bedeni kadın veya erkek olsun her insan halifedir.
 
1970’lerde özden çıkan “Açıl” evrensel yayını, her birimliliğini yaşayanda kendi veri tabanına göre farklı bir açılım oluşturmuştur. Moda dünyası daha özgürlükçü kalıplara girmiş; kendilerine sınır koymayan, varolan tüm yetkileri reddeden, özgürlükçü ve sadece 'o anda var olmak'  isteyen hippie kavramını doğurmuştu. 
 
Günümüzde, Altın Çağ diye nitelendirdiğimiz bu dönemde ise; yine özden gelen halifeliğin, erkek veya kadın olma özelliği dikkate alınmadan algılanması gerektiğini ve bunun algılanışlarının yansımalarını görüyoruz. 
 
Halife, cinsiyet kavramından ötedir, beden kaydıyla kayıtlanamaz. Kayıtlanmayan hali ise İNSAN veya RUH ismini alır; hakikati de esma boyutunun iz düşümüdür, kuantum alandır, Tek kare resim olarak tanımlanır.  Esma boyutunda kimlikten veya karakterden, cinsiyetten bahsedilmediği gibi kuantum alanda dahi durum böyledir.
 
Peki bu bilgiyi yaşantımıza ne kadar yansıtabiliyoruz?  Yoksa toplum tarafından dayatılan ve etiketimiz haline gelen kimliğimizle yaşantımıza devam mı ediyoruz? 
 
Doğduğumuz andan itibaren veritabanımıza toplum tarafından yüklenen etiketlerle mi kendimizi sınırlıyoruz. 
 
Bunun neticesinde cinsiyetli ve suretli, beden algısına yönelik beşeri ortaya koyuş ve çıkışlar oluyor. 
Bu algılardan kendimizi kurtarıp özetle YOKluğumuzu kabul edip, orijin varlığı hissetmeye çalışmalıyız.
 
İşte bu aşamada AŞK; suretsiz yaşamayı teşvik ederek bizler için bir ayna olur. 
 
Eğer yaşayamıyorsak, çevremizde bulunan, suretsizliği benimseyen aziz veya evliya denen insanları örnek almalıyız. 
 
Ancak bu şekilde beşeri bakış açımızdan kurtulup insanlık aleminde derin izler bırakan Mevlana’nın Şems’e duyduğu AŞK'ın hakikatini anlayabiliriz. Mevlana'nın mana alemindeki tanımlanışının YOKluk olarak simgelendiğini söyleyebiliriz.
 
Yoksa aşk kavramımız bedensellikle kısıtlı kalır. Suretli olarak nitelenir. AŞKta YOKluğun izi bile olmaz. YOKluk yoksa AŞK da yoktur.
 

Ahmed F. Yüksel

Bodrum-Milas  08.08.2019

 facebook.com/ahmedfevzi.yuksel
instagram.com/sufafy
twitter.com/sufafy

 
Toplam blog
: 636
: 9957
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..