- Kategori
- Futbol
Halilhodzic öncülüğünde, ya “devrim” ya da “çöküş”...

Bir kişiden söz edildiğinde, hemen onu tanıdığımızı söyleriz.
Oysa “tanımak”, çoğu kez, “Görmüştüm”, “Sabahları bizim evin önünden geçer.” gibisindendir. Ya da, sözgelimi; Karabük’te, maç çoktan bitmiş, ama biri yedek kulübesinde hâlâ oturuyor. Adını bilmediğiniz, ama gözünüze aşina biri... Hemen “Ben onu tanıyorum.” dersiniz.
Kim mi?
“Trabzonspor’un çalıştırıcısı...”
Ya ekranlardan söylem ve eylemleriyle “tanıdığımız” Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu, nasıl bir kişidir?
Hacıosmanoğlu, Halilhodzic’e, alışılmışın dışına çıkarak destek oluyor.
Nedir o “alışılmış” olan?
Hocamızın arkasındayız!.
Hacıosmanoğlu ne diyor?
Hocamızın yanındayız!.
(Arkada olan, giden “hoca”yı, daha hızlı gitsin diye itekler!.. Kendisi arkada olduğu için, gözler gidenin üzerindedir. Böyle olunca da “ihale” gidende kalmış olur; “fatura” ona çıkartılır. Ama “yan yana olan”, “hoca” giderse, onu da sürükler.)
Hacıosmanoğlu, söylediğinin farkında olduğu, yani bilinçli konuştuğu için, “Hoca giderse siz ne yapacaksınız?” gibi bir sorunun sorulmasını önlemek için açıklama yapma gereğini duyuyor, “senet” misali söz veriyor:
“Hocamıza güveniyoruz. Ancak neticede, başarıyı yakalayamazsak, elbette hocayla birlikte gideriz. Biz de durmayız burada. Biz gerekeni yaptık. Transferi bu takımın ihtiyacı olduğu için yaptık. Ancak bütün bunların neticesinde başarılı olamıyorsan, demek ki bu işi yapamıyorsun... Bırakacaksın, ‘Yapamıyorum’ diyeceksin, yapacaklara bırakacaksın.”
*****
Halilhodzic, Trabzonspor’a görülmemiş destekle geldi; kente büyük umut pompalandı. Halilhodzic üzerinden pompalanan umut, “devrim”e gidiyordu!
“Umut”la yola çıkanın “umutsuzluk”a düşüreceği de bir olasılık. Bu nedenle şunu düşünmek mümkün/dü:
Halilhodzic, ya “devrim” yapacak, ya da Trabzonspor’u “çöküş”e götürecek!.
Halilhodzic gelmeden 10 kadar futbolcu alındı, geldikten sonra da bir o kadar daha...
Yetti mi?
Halilhodzic’e bakılırsa yetmedi, yetmeyecek de...
Halilhodzic, her gördüğünü isterim diye direten, sonunda istediğini aldırtan çocuk misali. Başkan, onun her istediği futbolcuyu alıyor. Ama görülüyor ki, bunun sonu yok. Daha önce, gelir gelmez teknik direktörünü gönderen, ardından getirdiklerini yine gönderen başkan, Halilhodzic’in nazını bu kadar çekiyor, “rest çeker” tavrına ses çıkarmıyorsa, demek ki, bizim bilmediklerimiz var!
Halilhodzic ve yönetim, Süper Lig’e terfi etmiş bir takımı almış gibi transfer yaptı; eskilerin tümü neredeyse gönderildi. “Terfi etmek” olmadığına göre, Halilodzic ve yönetim, acaba gelecek sezona mı yatırım yapmak istiyor/du?
Bilinmez, ama bunu “teknik adamın bir bildiği var”a bağlamak yerinde olur.
(“Ben 2 senedir, 2. ligden çıkan takımları aldım ve çok iyi takımlar yaptık. En son yaptığımız Çaykur Rizespor takımının bütün oyuncularını ben aldım. Şu anda Rize takımı sadece 2 tane oyuncu aldı ve transferi bitirdi. Yani biz iyi transferler yapıyoruz. 2. ligden çıkan takımlara mecburen çok transfer yapıyorsunuz. Ben, yoksa çok transferi sevmiyorum. Özellikle çıkmayan takımlarda çalıştığım zaman bir tane transferle işi bitiririz." Mersin İdmanyurdu Teknik Direktörü Rıza Çalımbay)
*****
Süper Lig’de 5 hafta geride kaldı; Trabzonspor, sondan üçüncü sırada...
5 haftanın dökümü: 4 beraberlik, 1 yenilgi. Atılan 2 gole karşılık yenen 5 gol.
Tablo, acele karar verenler için, “havlu atılmış” gibi görünse de, daha 29 hafta var.
Köprülerin altından ne sular akar!.
Halilhodic, “Başkanımız ve Trabzonspor için acil şekilde galibiyete ulaşmamız gerek.” diyor.
Bir çiçekle bahar mı gelir?
Gelmez, ama bir galibiyetle 3 puan gelir. O bakımdan gözler, 19 Ekim’de Mersin İdmanyurdu maçında, Avni Aker’de olacak
Trabzonspor’la Mersin İdmanyurdu’nun “ortak yanı” ne?
Yeni transferlerin çokluğu.
Farkı?
Mersin İdmanyurdu’nun, “oturmuş takım” görüntüsü vermesi. Sahadan yansıyan bu. Bu bakımdan, Mersin İdmanyurdu maçında 3 puan “çantada keklik” mi ki, diye sormak gerekecek.
Son söz:
Başarısız olan teknik direktörü gönderirken, “Bırakacaksın, ‘Yapamıyorum’ diyeceksin, yapacaklara bırakacaksın.” diyen başkan da gidebiliyorsa, Türk futbolunda bir “devrim” başlamış demektir!.