- Kategori
- Güncel
Halk Koşusu'ndaki Hallerimiz
Malum geçtiğimiz Pazar günü Halk Koşusu yapıldı. Bendeniz de sporcu kimliğimle bu etkinliğe katıldım. Eleştirel bir göz olarak Halk Koşusu'nun öncesinde, sırasında ve sonrasında dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmak istedim. Gören gözler bakınca hangi krallar çıplakmış beraberce saptamaya çalışalım.
Koşu öncesi dağıtılan broşürde otobüs, metrobüs gibi toplu taşım araçlarının koşuya gidecek olanlara ücretsiz olacağı yazıyordu. Ancak benim gibi trenle gitmeye çalışanlar istasyonda ilk tokadı yiyorlardı. Yani gerçekten koşuyu ciddiye alıp, rahat koşabilmek için yanınıza eşya veya para almazsanız istasyonda kalıyorsunuz. Cevizli Tren İstasyonu'ndan gençlerle beraber trenle yola çıktık. Söğütlüçeşme'de indiğimizde ikinci sürpriz bizi bekliyordu. Söğütlüçeşme'den koşunun başlangıç yeri olan Altunizade'ye metrobüs yoktu. Haydaa! Ben bütün bunları tahmin etmiş olmanın pişkinliğiyle "Kızmayın çocuklar. Ben 45 yaşında bunları önceden tahmin edecek seviyeye geldim. Siz de ilerde öğreneceksiniz" diye böbürlendim biraz. Yolda çocukları gözledim. Hepsi de pırlanta gibi; zeki ve esprili. Kadıköy'de bindiğimiz otobüsün muavinine "kanka" diye sesleniyorlar. Gırgır şamata. Hiç sululuk yapmadılar yolda. Hatta yanıma oturan Emre ile biraz memleketin hallerini konuştuk. Ne yalan söyleyeyim, gıpta ettim. Eleştirel bakabilen, ancak bunları paylaşmaya hasret bir gençlik gördüm Emre'nin şahsiyetinde. Grup içinde "harala gürele" takılan gençlerimiz birebirde ne kadar yaratıcı oluyor, şaşırırsınız.
Neyse koşu son derece güzel bir havada yapıldı. Tabi intihar eden kardeşimizi sonradan öğrenince içim ezildi. Oradaki 90.000 kişi arasında insan ister istemez kendine de pay biçiyor. Bir de sıradışı etkinliklere ne kadar özlem dolu olduğumuzu bir kez daha anladım.
Yolda birkaç uyanık 1 TL'ye su satıyorlardı. Böyle fırsatçılara çok kızıyorum. Orada insanlar gerçekten susuyorlar ve ücretsiz su standları taa Beşiktaş'ta var. Tabi anında kapışılmış ve bütün şişeler yerlerde; boşu da dolusu da. Yazık! Neyse "O kadar kusur kadı kızında da olur." diyelim, devam edelim. Koşunun bitişinde madalyalar ve tişörtler dağıtılıyor. Mikrofonu eline alan bet sesli adamlar gereksiz anonslarla milletin tadını kaçırıyorlar. Yok efendim madalya ve tişört dağıtan öndeki minibüslere yığılma olmasın, yok daha ileri gidilmesin. Sevimsiz bir görüntü yani. Minibüsleri paralel koyarsın, millet hepsini görür ve yığılma olmaz. Ya da bir iki görevli ile daha ileri gidilmesini engellersin (o da niyeyse?).
Bu arada bazı uyanıkların koşuya başlangıç noktası olan Altunizade'den değil de bitişe yakın yerlerden başladığını, yarışı tamamlayanlara verilen madalya ve tişörtleri de cebe attığını gördüm. Herkesi kandırabiliriz belki ama önce kendimizi kandırırız. Bu "yalan " dünyada bir yalan da kendimiz yaratmaya ne gerek var değil mi? Neyse onu yarışmadan madalya alanlar düşünsün. Üzüldüğüm nokta; bu hediyelerin bir maliyeti var ve hepimizin vergileriyle ödeniyor.Yani tüyü bitmemiş yetimin hakkı var. Faturayı şişirdiğimizde bir sonraki yıl yapılacak masrafı da gereksiz yere arttırmış oluyoruz. Yani kendi kendimizi soymuş oluyoruz. Sonra da hırsızları eleştiriyoruz. O da işin başka bir acıklı tarafı. Saygılarımla.