- Kategori
- Gündelik Yaşam
Halka açık yerlerde öpüşülür mü?

Buı sabah gazetemi açtığımda okuduğum bir haber beni alıp çok uzun geçmişime, anılarıma götürdü ve bir olayı sorgulamama sebep oldu.
Haberde dün Etiler'de bir lokantada bir çiftin toplum içinde uygunsuz sayılabilecek şekilde öpüşmesinden dolayı garsonun müdahalesi ve tarafların savunmaları anlatılıyordu. Gazetenin köşe yazarı da bu konuyu okuyucunun kararına açmiş ve 'Jüri sizsiniz, kararı , siz verin.'diyordu.
Bu olayı okuyunca yıllar önce başıma gelen ve iki farklı ülkede, iki farklı tepki ile karşılaştığım olaylar geldi. Bunları siz okurlarımla paylaşmak istedim.
Bundan 50 yıl kadar önce idi. Eşim ve ben o zaman 17 -18 yaşlarında Üniversiteye yeni başlamış iki genç çocuktuk. Tabii o zaman arkadaşız. O gün ki bir kasım günü idi , havanın ılık, derslerin boş olmasını fırsat bilip bir kaçamak yapmak istedik. Eminönü'nden vapura binip Küçüksu'ya geldik. Genciz, hava güzel, karnımız acıktı ve susadık. Sahildeki mütevazi çay bahçesinde bir çay içelim dedik. Yanına da iskeledeki simitçiden simit almıştık. İkimiz de öğrenciyiz ve bütçemiz daha fazlasına izin vermiyor. Neyse biz sahilde oturup çaylarımızı içerken sanırım havadan, manzaradan etkilendik erkek arkadaşım elimi tuttu. Biz elele deniz kıyısında martıları, akan denizi , geçen gemileri seyretmeye başladık ki birden tepemizde bir garson belirdi. Gayet aşağılayıcı bir ses tonu ile bize 'Burası aile çay bahçesi, burada bu şekilde oturamazsınız, hemen kalkın, gidin.'dedi. Düşünün ben 17 yaşındayım, arkadaşım 19. Ve sadece elele oturuyoruz, öpüşme falan yok, Zaten o yaşta , o senelerde öpüşme demek evlenme demek. Birden kendimi filmlerde seyrettiğim genelev kadınları gibi hissettim. Uğradığım hakaretten birden ağlamaya başladım.Ve hemen kalkıp çay bahçesinden uzaklaştık.
Yukarda anlattığım olay 50 yıl önce İstanbul'da ve Boğazda geçiyor, dikkat ederseniz.
Anlatacağım ikinci olay yukardaki olaydan yıllar sonra gerçekleşti. 1996 lı yıllarda küçük kızım ile onun eğitimi için Paris'te yaşıyoruz. Bize para yetiştirmek için çalışmak zorunda olan eşim ayda bir kere 3 gün gelebiliyor Paris'e. Gene böyle bir gelişinde evdeki yemek masası kırıldı. Masa almamız lazım ama arabamız yok. Ev eşyaları satan mağazalar evimize uzak. Düşündük ,bir büyük mağazadan masa alalım , dönüşte metro ile getiririz. Ben metroda böyle eşya taşıyan kişilere rastlamıştım daha önce. Evimiz de metro istasyonuna yürüyüş mesafesinde olduğundan metro çıkışı eve taşırız aldığımız masayı diye düşündük. Neyse biz masayı aldık, metroya bindik. zavallı eşim ıkına sıkına taşıyor masayı. ben de ucundan yardım etmeye çalışıyorum. Metrodan indik, Eve giderken eşim birden yoruldu ve masayı yakındaki bir duvara yasladı ve biraz dinlenmek istedi. Onun o garip ve fedakar hali, birden içimde öylesine büyük bir sevgi yarattı ki , dinlenen eşimi sarılıp yanağından öptüm. Öptüm ama birden ya gören olursa diye endişelendim. Ne de olsa Türk vatandaşıyım. 50 yaşlarında iki insanın yolda öpüşmesi pek hoş karşılanmasa gerek. Ben eşimi öptüm, birden bir alkış sesi duydum. Masayı dayadığımız duvarın öte tarafında bir iş yeri varmış. Alkış sesine kafamı kaldırdığımda işyerindeki bir sürü hanımın pencereden bizi izlediğini ve alkışladığını farkettim. Hanımlar bu güzel sevgi gösterisi karşısında duygulanmış ve bizi alkışlıyorlardı.
Yukarda iki ayrı olay ve ve iki ayrı tepki. Biz Türkiye'deyiz. Her ülkede belli davranışlar farklı tepki ile karşılanır. Umuma açık bir lokantada oturmanın da bir kuralı vardı. Gösterilen tepkiyi hemen değişen hayat şartlarına bağlamamak gerek. Zira İstanbul'da 50 yıl önce de iki genç elele oturuken tepki alıyordu. Evet şu anda ülkemizde belli şeyler değişme durumunda ama her olayı buna bağlamamak gerek. Paris'te iki genç sokak ortasında öpüşür ve yaşlı, genç herkes bu aşkı mutlulukla seyreder ve geçer. Ama ülkemde bu tür davranışlar hoş karşılanmayabilir.
Toplum içindeki davranışlarımıza dikkat etmek bizim insan olarak görevimiz bence.