- Kategori
- Güncel
Halkımızın diline düşen o kadar çok türküsü var ki Garibin…

Neşet ERTAŞ
Süleyman ÖZEROL
1972 yılında Akçadağ Öğretmen Okulunu bitirip Urfa’ya atandığımda rahmetlik Polis İsmail’in (İsmail Uçar) önerisi ile Vartolu Mehmet Hakyol (Muhammedi Kaley) Amca ile tanıştım. Yetiştirme Yurdunda göreve başladıktan sonra da zaman zaman yanına uğrardım. Bir gün gittiğimde evleri başka bir yere taşınmıştı, orada bir plak koydu ve dinledik:
Güzel Şah’tan bize bir dolu geldi
Bir sen iç sevdiğim, bir de bana ver
Balım Sultan Kızıl Veli’den geldi
Bir sen iç sevdiğim, bir de bana ver
Payım gelir erenlerin payından
On İki İmam nesli Ali soyundan
Selman’ın içtiği üzüm suyundan
Bir sen iç sevdiğim, bir de bana ver
Beline kuşanmış nurdan bir kemer
Aşkın dolusunu içenler kanar
Herkes sevdiğine bir dolu sunar
Bir sen iç sevdiğim, bir de bana ver
Pir Sultan’ım, hamı, hası seçerim
Hak okurum, aşk kitabın açarım
Yar elinden ağu gelse içerim
Bir sen iç sevdiğim, bir de bana ver
Farklı bir tezene ve okuyuştu. Sesi Neşet Ertaş’a benzettim ama yine de Mehmet Amcaya sordum, o olduğunu söyledi. Daha önce dinlediğim Neşet Ertaş türkülerine benzemiyordu. “Mehmet Amca Neşet Ertaş deyiş okur muydu?” diye sordum. “Elbette yavrum, babası da okur” dedi. Muharrem Ertaş’ı Akçadağ Öğretmen Okulunda İbrahim Güleç öğretmenimin bize Ruhi Su’dan “Kalktı göç eyledi Avşar elleri” adlı bozlağı dinlettiğinde öğrenmiştim. Çünkü Ruhi Su, bu türküyü Muharrem Ertaş’tan derlemiş…
Daha sonraki yıllarda Neşet Ertaş’ın özellikle Orta Anadolu Türk Halk Müziği ürünlerini (Daha çok da Bozlakları) okuduğunu ve bu alanda usta olduğunu öğrendim. Bozlakların, onun kullandığı oldukça uzun kollu bağlama (divan) ile daha güzel çalınıp söylendiğini de…
Neşet Ertaş usta malı okuduğu kadar kendi yapıtlarını da seslendirmiş. Garip mahlasıyla yazdığı-söylediği şiirleri-türküleri nasıl unutabiliriz? Halkımızın diline düşen o kadar çok türküsü var ki garibin…
Zahide kurbanım ne olacak halim-Gene bir laf duydum kırıldı belim
Mühür gözlüm, seni elden-Sakınırım kıskanırım
İki büyük nimetim var-Biri anam biri yârim
Gönül Dağı yağmur boran olunca-Akar can özümde sel gizli gizli
Şu garip halimden bilen işveli nazlı-Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dile güler yüze-Doyulur mu doyulur mu?
Bilemedim kıymatını kadrini-hata benim günah benim suç benim
Aşkın beni deleyledi-Yaktı yaktı kül eyledi
Cahildim dünyanın rengine kandım-Hayale aldandım boşuna yandım
Hapishanelere güneş doğmuyor-Geçiyor bu ömrüm de günüm dolmuyor
Kendi sözüyle, kendi sesiyle soralım: Neredesin sen?
Şu garip halimden bilen işveli nazlı
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Ben ağlarsam ağlayıp gülersem gülen
Bütün dertlerim anlayıp gönlümü bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiç bir tabip bu yarama merhem olmuyor
Boynu bükük bir Garibim yüzüm gülmüyor
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
25 Eylül günü İzmir’de tedavi gördüğü hastanede aramızdan ayrılan Türk Halk Müziği bestecisi, söz yazarı ve yorumcusu Neşet Ertaş ustaya saygılarımla…
Neşet ERTAŞ
1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesi Kırtıllar’ köyünde dünyaya geldi. Babası saz ustası Muharrem Ertaş, annesi Döne hanımdır. Abdallardan olup, “Bozkırın tezenesi” adıyla anılır. Çocukluğu köyünde geçti, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız” der.
1950'li yılların sonunda İstanbul’a gelerek “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” adı ile ilk plağını çıkardı. Daha sonra birçok plak çıkardı. Ankara’ya yerleşti. Sağlık sorunları ve çocuklarının eğitimim nedeniyle bir süre Almanya’da kaldı. 2000 yılında İstanbul’da verdiği konserle sahne hayatına geri döndü.
Demirel zamanında kendisine sunulan ‘devlet sanatçılığı’ unvanın, ,”Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor’ diyerek geri çevirdi. UNESCO tarafından yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet Konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görüldü.
25 Eylül 2012'de İzmir’de tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini kapadı.
BOZKIRIN TEZENESİNE
Sensiz yanık bozlaklar o tadı vermez artık
O güzelim nağmeler sensiz yeşermez artık
Bülbüller kara giydi gülleri dermez artık
Türkülerin avazı bozlaklar efsanesi
Mezarın ışık olsun bozkırın tezenesi
Nice kitaplar yazdı insanın hası diye
Nefrete yer vermezdin gönüller pası diye
Yaşar kemal demişti bozkırın sesi diye
Türkülerin avazı bozlaklar efsanesi
Mezarın ışık olsun bozkırın tezenesi
Sen en güçlü ozandın bunu herkes bilmeli
Sanatçıyım diyenler önünde eğilmeli
İnsanı sevmek derdin insanlığın temeli
Türkülerin avazı bozlaklar efsanesi
Mezarın ışık olsun bozkırın tezenesi
Yıllardır feyz aldık sazın ile sözünden
Asla fire vermedin garip denen özünden
Yürüdün ustaların âşıkların izinden
Türkülerin avazı bozlaklar efsanesi
Mezarın ışık olsun bozkırın tezenesi
Halkın has kovanına bal yapan bir arıydın
Türkülerin ustası bozlağın mimarıydın
Baba Ertaş’ın bize garip yadigârıydın
Türkülerin avazı bozlaklar efsanesi
Mezarın ışık olsun bozkırın tezenesi
Fikret dikmen düşünüp sırra ermeye geldim
Türkülerin bağından güller dermeye geldim
Mezarıyın taşına yüzüm sürmeye geldim
Türkülerin avazı bozlaklar efsanesi
Mezarın ışık olsun bozkırın tezenesi
Fikret DİKMEN, 25 Eylül 2012, Niğde
Şiirini yayınlamam için gönderen halk ozanı Sayın Fikret Dikmen’e teşekkürler…