Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '12

 
Kategori
Siyaset
 

Hangi demokrasi?

Hangi demokrasi?
 

Ben ömrümün tamamında “devlet varsa ben varım” diyen insanların sözlerini, konferanslarını, gazete yazılarını dinledim, okudum. İtaat ve biat kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası iken demokrasiden, özgürlükten bahseden insanların özgeçmişleri, yaşam kültürleri beni kuşkuya düşürüyor. O nedenle özgürlük ve demokrasinin insana yakışır bir şekilde uygulanmasının mümkün olmadığı ülkelerden biriyiz. Arap baharı gibi bir palavraya inandırmaya çalışıyorlar bizi. Geçmişlerine baktığımızda Suriye, Libya, Mısır, Cezayir , Fas, Tunus, Suudi Arabistan, İran, Pakistan, Afganistan, Arap Emirlikleri hangi bahar gelirse gelsin özgürlük ve demokrasi denilen insani kavramı önümüzdeki yüz yıl yaşayamayacaktırlar. Çünkü özgürlük ve demokrasi sorgulayan beyinlerin arzusudur. Rönesans ve reform olmasaydı Avrupa da aynı durumda olacaktı. Avrupa’yı özgürlüklerin yatağı haline getiren süreç iyi incelenmediği sürece bizlerin bunu anlamamız ve yaşamamız imkansızdır.

Bu coğrafyada halkın özgürlük adına talebi olmamıştır, olsa bile kendi özgrülüğü adına bir şeyler istemiştir, istediğini elde ettikten sonra başka insanların özgürlük taleplerine kulak vermediği gibi o talepleri ezmiş, yok etmiş veya susturmuştur. İşte İran en güzel örnek bu konuda, Şah’tan Humeyni yanlıları, Komünistler, liberaller, özgürlük isteyerek ayaklandılar. Ayaklanma başarı ile sonuçlandı, Şah gitti. Humeyni taraftarları mücadelede üstün çıktı. Bugün İran’da ne liberaller, ne komünistler ne de başkaları konuşabiliyor. Sonunda özgürlük denilen şeyin Humeyni’nin kafasına uymaktan başka bir şey olmadığı ortaya çıktı.

Biz “kin insanın yüreğine yüktür” düşüncesi ile büyüdük, kin tutmamayı bağışlamayı öğrendik, şimdi kinini unutma diyorlar. Bu kin nereye kadar, kime kadar gidecek ve nerede duracak?

Mecliste Kemalist diktatörlükten söz etmişler, o sözü edenin diktatörü şu anda hapiste ve onun methiyesini düzen bu insanın istediği demokrasiye inanmak olası mıdır?

Askeri darbelere şimdi karşı çıkanların darbeler döneminde nasıl davrandığını benim kuşağım çok iyi bilir. O nedenle bugünkü demokrasi sözcülerine ben inanmıyorum. Demokrasi yirmi yaş ve altındaki insanlar tarafından samimi bir şekilde gündeme getirilirse içimde bir ümit doğar. Aksi takdirde benim otuz yaş üstü insanların bugünkü demokrasi nutuklarına inanmıyorum, inanmayacağı. Demokrasiden söz eden, geçmiş dönemin yanlışlarını sorgulayan bir insanda zarafet, nezaket ve saygı ararım. Bu insanlar konuşurken ağızlarından köpükler saçıyorsa, önüne gelen sövüp haklı çıkacağını sanıyorsa, belli ki bu tür insanlar fırsat bulunca zalim olurlar.

Unutmadık, rahmetli Erbakan Saadet Partisi başkanlığını kendi istemediği biri kazanınca parti kültürünü net bir şekilde ifade ederek “ söz dinlemeyenin ne olacağını” topluma gösterdi. Erbakan ve onun düşüncesinin demokrasi ve özgürlükten yana olduğunu söylemek sizce mümkün olabilir mi? Numan Kurtulmuş yeni bir parti kurmak zorunda kaldı.

Türkiye siyasi sistemi bize zaten demokrasi ve özgürlük konusunda bir ümit vermiyor ki. Tüm parti başkanlarını gözden geçirin, bana kaç tanesinin kongre ile partinin başından ayrıldığını söyleyin, kaç partinin kongresinin çok adaylı kongreler olduğunu söyleyin. Onları bırakın hangi sivil toplum örgütü liderinin koltuğu bıraktığını söyleyin.

Halkın seçtiği milletvekili var mı?

Bu şartlar altında birileri demokrasi ve özgürlükten söz ederse ben yalnızca gülerim, biraz da üzülürüm. Üzülürüm çünkü ben de bu sözlere kananlara benziyorum diye düşünürüm.

Kişilerin özgürde konuştuğu ve söz söylediği ve sözlerinden dolayı korkmadığı, telefonlarının dinlendiği korkusu olmadığı iki dönem bilirim ben Türkiye’de biri 1965-1970 Süleyman Demirel Dönemi diğeri ise 1982- 1993 Turgut Özal dönemi. Turgut Özal dönemi 12 Eylül darbesinin sıkıntıları içerisinde bile özgür bir dönemdi. Türkiye dünyaya yüzünü dönmüştü, yeni düşünceler, yeni dünya tartışılıyordu. Yeterli olmasa da o iki dönem benim hafızamda bu şekilde yer etmiştir. Bu iki dönede dikkat edilecek husus yine bunların halkın istemesi ile değil, yöneticilerin demokrasi anlayışı ile olduğudur

1990 yılında ve daha sonra doğanlar bu ülkeyi yönetir hale gelinceye kadar benim insana yakışan bir özgürlük ve demokrasi ortamında yaşayacağıma inancım yok. O nedenle artık olanlara ilgisiz kalmayı tercih ediyorum, bu sonuç hayatımın deneyimine dayanan bir sonuçtur.

 
Toplam blog
: 283
: 1304
Kayıt tarihi
: 04.12.06
 
 

Nükleer fizik doktoru, şiir yazmaya çalışıyor, kalite yönetim sistemleri danışmanı, öykü deneme yaza..