- Kategori
- Aşk - Evlilik
Hanımeli kokulu aşkuşkam!

İki klarnet, iki keman, bir cümbüş ve darbukadan ibaret ince saz heyeti fasıl geçiyor tv de...
Aşkuşka, büyük bir aynanın önünde saçlarını tarıyor; silueti, sabahlığının içinde dehşet ahenkli görünüyor... Neden bilmem, yağmur yağsa diye içimden geçiriyorum; yerimden kalkıp tv yi kapatıyorm, pencereden bakarmış gibi yapıp, yanıma sokulmasını bekliyorum... Bir barışsak!..
Niyetimi anlamış gibi bakıyor yüzüme...
Belki de şu an ahlaksızlık halindeyim, ama bu aşk'ı bu şehveti ben icat etmedim ki!
Ona en sevdiği şeyi teklif etmeyi düşündüm; ayaklarıyla oynanmasını reddemezdi.
Kafamın içi arı vızıltısı gibi, akşam üstü ettiğimiz kavgadan bin pişmanım.
Fırtınanın dinmediği aşikar... Ona bir rüzgarmış gibi bakıyorum... Sonra, duruyor duruyor kendi kendime söyleniyorum "seni diyorum aşkuşkam, seni alıp buralardan götüreceğim. Akdeniz kasabalarından birine, hangisi olursa oraya... Tamamlanmamış bir " aşk " istemiyorum... Bütün bu sıyrılışların bütün bu beyaz küfürlerin odağı sensin, diri , esmer tenin , çağıran dudaklarınla ta kendinsin.
Oralı bile değil; şimdi de tuvalet masasının üzerindeki, anlamadığım bir yığın kutucuğun birini açıp birini kapatıp cildine sürüyor, ardından yaratılmışın en, en nadide eserini aynasında inceliyor...
O'na anlatmak istiyorum; ölecekmişim gibi canım sıkılıyor, çekişmeler, budalaca gurur gösterileri, ahmakça tevazu... Sıkıntıdan çatlıyorum... O'nun oyalanacak bir yığın meşgalesi var tuvalet masasında, ya benim neyim var?.. Tv... Ezeli cümbüş devam ediyor, şaşı bir kevaşe şarkı söylüyor... Kafamın içi sislerle dolu...
Yoksa bütün bu suskunluğun, uğursuz günün sebebi, meyhaneden çıktığımız gece ayaklarımıza dolaşan, iri karagözlü kedi mi?
Bilmiyorum! Bildiğim uzun zamandan beri, ilk kez bir kadınla bir ev bir çocuk hülyasına yeniden kavuşmanın mucizesidir...
Nihayet kıpırdadı; sabahlığını çıkartıp, düzgün dolgun bacaklarına haki renkli şortunu geçiriyor... Ona baktığımı domuz gibi bildiği halde bana bakmıyor... Suskunluğu, küslüğü sevmiyorum, meşrebimiz icabı... Sıgaramın dumanını yüzüne üflüyorum...
Gülüyor, nihayet gülümsüyor; odamız tütün ve hanımeli karışımı kokuyor... O ana kadar çekilmiş kanım yeniden canlanıyor; Bu kadın "bana kan , bana can" yahu..
Karşı binalarda ışıklar yanıp sönüyor... Usulca yanıma sokuluyor.
Kötü adam olmamamın mükafatını alıyorum...
Belki şaşkınım, belki dilimin ayarı yok ama kötü adam değilim...
Kaldı ki, bana sunulan şey öylesine güzel ki, hiçbir şeye aldırdığım yok artık...
Aşkuşka'sın hayatsın, kop kopabilirsen cinsinden bir aşksın...
O sensin...
14 ocak 2009