​ Hanımelinin ayıbı... / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Aralık '08

 
Kategori
Deneme
 

Hanımelinin ayıbı...

Hanımelinin ayıbı...
 

hanımeli kelebek eşek arısı


Tomurcuktu, ağırlaştı içi, dışı dolgunlaştı, olgunlaştı, bir gün duramadı, patladı kuşluk vakti: Hanımeli… Çiseledi yağmur, ıslattı onu, su çekti damarlarına. Güneşi gördü daha güçlendi, daha bir serpildi, ince narin bir hanım eli. Açtı, açtı, açtı… O açtıkça kokular saçıldı etrafa, mis gibi yüreklere işleyen kokular…

O koku ki çekti bizim kelebeği, Daha sabah çıkmıştı kozasından, henüz acemisiydi yaşamın. Ama güdülenmişti o kokuya gidecekti, uçtu uçtu uçtu ve gitti hanımelinin ince narin ellerine kondu.

Büyümek, bedeninde, en çok da sarısında kokular oluşturdu hanımelinin. Onun tek yaptığı, varlığını sürdürmekti. Bilmezdi ki hanımeli kokusu kelebeği tahrik edecek. Koku varlığını sürdürme çabasının doğal sonucuydu. Hanımeli istemeden koktu. Günah sandı kokmayı, ayıp sandı. Al al damarlar belirdi sarısında bedeninin, utangaç.

Uzakta, bir eşek arısı. Tıpkı kelebek gibi oda, yeni çıkmış kovan bölgesinden. Öyle genç ki, hiç durmadan uçarak dünyanın etrafında dönerim sanıyor, sahip olduğu güç hayal gücü sınırlarının çok altında ama… Kanatlarını yeni öğrenmiş, bacaklarını da. Yaşam genç erkek eşek arısında kendini sınıyor. Dayanılmaz coşkular üflüyor nefesine, genç erkek eşek arısı yaşama kanıyor. Bu dünya yalnız kendisinin sanıyor. Yaşamla anlaşması var sanki: Dünya kendinin sanıyor.

Uzaktan duyduğu bir koku, yaşamdaki ilk amacını belirliyor. Bir o yana. Bir bu yana. Olmuyor. Ancak dairesel uçtuğundadır ki kokunun yönünü belirleyebiliyor. Koku uzakta. Gençlik. Yaşamla yapılmış tek taraflı anlaşma: Bu meyvelik, sınırdır. İlerisinde insanlar yaşar. ‘’Kısaysa kısa ömrüm. Yaşamdan istediklerimi aldıktan sonra. Sonbaharı görmesem ne çıkar? İstediğimi aldıktan sonra‘’…

Bir örümcek, insanlara yakın. hanımelinin yaydığı kokuyu tanıyor. Kim bilir kaç böceği çeker üstüne, tartıyor. Ufacık bedeni var örümceğin. Ama kolları uzun. Bacakları uzun. Kolları usta. Bacakları usta. Ağ örüyor hanımelinin etrafına. Karanlık ve serin gecede bitiriyor işini. Bu örümcek çok usta. Çirkin bedeni dengesiz yürür, acemi. Ama kendi ördüğü ağ üzerinde en iyisidir evrenin. Hızlı ve usta. Anlaşması... yaşamdan aldığı sabır en büyük silah. Yaşam, örümceğe bir ödül değil belki bir kınama.

Usta ve sabırlı. Ödül değil isteği. Güzele yakın tuzaklarla, coşkun gençleri yiyecek.

Kokuya yaklaştıkça kanatlarına, kollarına, ayaklarına, sarhoşluk geliyordu kelebek ve eşek arısının. Genç sabırsız, coşkulu bedenleri usta işi ağa takıldı. Engellenmek onların tanımadığı bir durum. Debelendikçe yapışıyordu ağ.

Örümcek beklediği yerden izledi çırpınışını kelebeğin ve genç eşek arısının. Biliyor ki güçleri kalmayacak, çırpına çırpına ölecekler, genç eşek arısı ve kelebek. Yasak sınırları geçip geldiği, kokuya en yakın olduğu bu yerde çırpına çırpına ölecekler.

Kurtulmak için mi çırpınıyorlar? Daha fazla yaşamak için mi? Yoksa kokuya bu kadar yakınken , üstelik hanımelini görmüşken daha ileriye gidememek mi çırpındırıyor onları?

Sabır örümceğin yaşam şekli. Ağındaki kurbanlarının ölümünü bekliyor. Onu öldürecek gücü ve cesareti yok ama amacına ulaşmak için ördüğü ağ yeterli. Yerden bir dal kurusu alıp ağı parçalıyor çocuklar. Kelebek ve eşek arısı bitkin, yere düşüyor. Sonra havalanıp gidiyor ikiside son güçleriyle, bir avdan kurtulmanın sevinciyle. Demek çırpınışlar biraz daha yaşamak içinmiş.

Örümcek avlarını yitirişine üzülmedi. Çirkin ve orantısız bedenin güce engel olmadığını göstermişti. Bidahaki sefere dedi.

Ah ! Hanımeli etrafına yaydığı kokulardan ne kadar utansa azdı.

 
Toplam blog
: 153
: 1584
Kayıt tarihi
: 18.12.08
 
 

Yaşamayı seven, yaşamı dürüst ve içten yaşayan, evi, eşi ve iki yavrusunun annesi... ..