- Kategori
- Dünya
Haşdi Şabi
http://www.elazigfirat.com/Ky-782-HASDI-SABI.html
Şii lider Ayetullah Ali El-Sistani 2014 yılı haziran ayında IŞID’ın ilerleyişinin durdurulamaması ve Şiiler için kutsal olan başta Samarra olmak üzere diğer kutsal mekânlara doğru hızla ilerlemesi yüzünden “Cihad” çağrısı yapmıştı. Bütün Şiileri ve Iraklıları IŞID’a karşı savaşa davet etmesi üzerine binlerce Iraklı Şii, IŞID’a karşı direniş gösteren çeşitli küçük milis gruplara katıldı. Bu gruplara Haşdi Şabi adıyla bir çatı altında birleştiler. Musul, Tikrit ve Anbar’da IŞID’a karşı direniş gösteremeyen Irak güvenlik güçlerine takviye yaptılar. Zamanla çok büyüyerek etkin ve Irak’ın her yerinde savaşabilecek silahlı güç oldular. Birçok milis gücünü tek bir çatı altında toplayan gruba ABD ve Irak hükümeti destek veriyor. Amerika’nın Bağdat büyükelçisi Stuart Jone grupla temas halinde olduklarını ve IŞID ile savaştaki katkısına saygı duyduklarını belirtmişti. Haşdi Şabi yöneticilerinin ve komutanlarının maaşını Irak merkez hükümeti ödüyor
Haşdi Şabi isminin Türkçe karşılığı üzerinde anlaşma yok. Farklı tercümeleri var: Halk Hareketi Güçleri, Halk Ordusu, Halk Seferberlik Güçleri, Gönüllü Birlikler. Tam Türkçe karşılığı ise Millet Yığınları.
Grup, Irak Parlamentosunun Kasım 2016 tarihli toplantısında yasal statü kazandı. Ancak bu statü tartışma ve çekinceleri ortadan kaldırmıyor.
Haşdi Şabi’nin Türkiye ile teması olumlu olmadı. Türkiye’nin Kuzey Irak’ta bulunan Başika kampıyla ilgili olarak sert bir açıklama yaptılar. Türk Ordusuna karşı da savaşa hazır olduklarını bildirdiler.
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan Haşdi Şabi’nin tehdidi üzerine 2016-2017 Akademik Yılı açılış töreninde şu ifadelere yer vermişti: “30 bin Haşdi Şabi geliyor diyorlar, geleceği varsa göreceği de var”. Sayın Erdoğan’ın Türkiye’nin mücavir alanına giren Osmanlı mirası coğrafyada aktif rolünü eleştirenlere karşı cevabı daha da önemli: “Suriye ve Irak'ta olanları yaşarken, yeni nesil bir şeyi çok iyi bilmeli. Acaba Misak-ı Milli nedir? Bunu çok iyi bilmemiz lazım. Eğer Misak-ı Milli'yi kavrarsak, anlarsak Suriye'deki sorumluluğumuzun, Irak'taki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız. 'Musul üzerinde bizim sorumluluğumuz var, onun için hem masada hem de arazide olacağız' diyorsak, bunun bir sebebi var. Bunu durup dururken söylemiyoruz, 'dostlar alışverişte görsün' diye de söylemiyoruz… Irak'ta biz şu anda yürütülmekte olan bu mezhep çatışmalarına kesinlikle taraf olmak istemiyoruz ama oradaki Sünni Arap kardeşlerimizi, Türkmen kardeşlerimizi de birilerine yedirtmek istemiyoruz. Bizim ne Suriye'nin ne Irak'ın topraklarında gözümüz yok. Bize 780 bin kilometrekarelik bu vatan topraklarımız evvelallah yeter. Yeter ki kimsenin bizim vatan topraklarımızda gözü olmasın.”
Türkiye, Başika kampında çoğunluğu Müslüman olmak üzere Yezidi, Kürt, Şii ve Hristiyanlardan oluşan yaklaşık 5 bin kişiyi IŞID’a karşı savaşmak üzere eğitti. Başika kampı Türkiye için Musul açısından önemli. Musul’u IŞID’a kaptırmamak için bir güvenlik kalkanı olarak kullanma taraftarı. Türkiye kampa gönderdiği ek askeri gücü geri çekince IŞID bunu fırsat bilerek kampa saldırmıştı. Türkiye’nin Başika kampını bir nevi mezhepsel açıdan kullanması ve yerel çatışmaların içine girmesi eleştirilmişti. Osmanlının burada geçmişte uyguladığı yerel çatışmalara girmemek ve mezhepler üstü siyaset gütme politikasını örnek alması gerektiği söylenmişti .Başika Kampında Türkiye Haşd el Vatani (Ninova Bekçileri, Sünni milis grup) güçlerini ve Peşmerge’yi eğitiyor. Haşd el Vatani’nin 2. komutanı Muhammed Yahya, Musul operasyonu söz konusu olduğunda bu durumu şöyle belirtmişti: Türk askerleri bizi yalnızca eğitiyor, Musul operasyonunda yer almayacaklar. Kampta yaklaşık 500 civarında asker var. Bunun yanında Kuzey Irak’ın çeşitli yerlerinde Türk özel kuvvetleri, komando ve zırhlı mekanize taburu var. Yaklaşık 2 bin civarında Türk askeri bulunuyor. Bu durum Bağdat hükümetinin bilgisi dahilinde. Ortaya çıkan gerilimin nedeni Türkiye’nin Bağdat’dan izin almadan asker ve tank takviyesi yapması.
Şii Milis Haşdi Şabi grubunun silahlı taraftarlarının sayısı 300 bin civarında tahmin ediliyor. Tek bir grup değil, silahlı milis grupları koalisyonu. Bu gruplar içinde sayıca en fazla olanları Bedir Örgütü ve Ketaib Hizbullah. Sayıca daha az olmakla birlikte savaş yeteneği çok daha iyi olan etkili grubun adı Asaib Ehlül Hak. Nispeten küçük ve yerel grupların başlıcaları ise Ketaib İmam Ali, Ketaib Seyid Şüheda ve Saray El Selam. Bunların yanı sıra hiçbir milis grubuna bağlı olmayan ve direkt olarak Haşdi Şabi adını kullanan birlikler de var. Ana gruplar Irak’ın her yerinde yer alıyorken küçük gruplar bölgesel kalıyor. Küçük grupların sayısı 40’tan fazla. Toplam silahlı grup sayısı 15’in üzerinde. Destek veren Şii aşiret sayısı da 43 kadar. Şii Kürt gruplarıyla da işbirliği halinde. Bazı Türkmen tugayları IŞID’a karşı Haşdi Şabi ile birlikte savaştılar. Yani ne kadar güçlü ve etkin de olsa, Haşdi Şabi IŞID ile tek başına savaşacak güçte değil. Özellikle Kuzey Irak’ta Kerkük gibi bölgelerde Peşmerge, asayiş birlikleri ve silahlı Sünni aşiretlerle işbirliği yapmak zorunda.
Haşdi Şabi’nin şimdiye kadar yaptığı IŞID ile savaşıp ele geçirdikleri bölgeleri Irak güvenlik güçlerine devretmek. Irak Ordusuna yardım eden bir milis gücü olarak fonksiyon görüyorlar. Ele geçirdikleri birtakım yerleri devlet yönetimine devrettiler, bazı yerlerde kendi etkinliklerini devam ettiriyorlar. IŞID’ın hâkim olduğu Sünni Arapların yaşadığı bölgelerde maddi ve askeri yardım yapmak suretiyle Sunni Arapları kendi tarafına çekme taktiği uyguladılar. Bu yüzden Haşdi Şabi güçleri arasında az sayıda Sünni Arap da Sünni IŞID örgütüne karşı savaşıyor. Bunların çoğu, Nuri El Maliki’nin başbakanlığı döneminde Maliki ile yakın ilişkide olan Sünni Arap aşiretleri. IŞID’ın hedefinde olan Hristiyan ve Yezidilerin de Haşdi Şabi güçleri içinde yer aldıkları görülüyor.
Her grup çatışma sahasında kendi flamaları veya bayraklarıyla savaşıyor ve kendi liderlerinden emir alıyor. Haşdi Şabi içerisindeki milis gruplar giderek çoğalıyor.
Tek bir merkez tarafından yönetilmeyip kendi insiyatifleriyle dağınık bir mücadele vermeleri IŞID ile savaşın bütünlüğünü ve etkinliğini bozuyor. Silahlı milis grupların sayısının giderek artması karmaşıklık ve halkta tedirginliğe de yol açıyor. Çeteleşme riski ve eğilim artıyor. Aynı ismi kullanan çetelerin hırsızlık, gasp, adam kaçırma ve haraç gibi suçlar işlemeye başladıkları görülüyor. Gruplar arası çatışma riski de az değil. Özellikle Şii mezhebindekiler ile Sünni Araplar ve Kürtlerin çatışmaya girme riskleri yüksek. Haşdi Şabi’nin mezhepçi bir politika yürütmek ve Kuzey Irak’ta demografik yapıyı bozmakla suçlandığını görüyoruz. Çoğunluğunu Şiilerin oluşturması bu konudaki endişeleri artırıyor. Hedef gözetmeksizin saldırı düzenleme ve sivillerin ölümüne neden olma iddiaları var. Başlangıçta Musul, Tikrit ve Anbar’da Ordu’ya takviye şeklinde faaliyet gösterirken daha sonra Tikrit, Diyala ve başka bölgelerde yaşayan Sünnilere karşı mezhepçi bir yaklaşım sergiledikleri ve insan hakları ihlalleri yaptıkları iddia edildi. Tehlikeli bir başka husus da Orduyla tam bir koordinasyon içinde olmamanın yanı sıra, IŞID’ın elinden aldıkları pek çok bölgede idari açıdan da yönetici duruma gelmeleri.
Irak Parlamentosunun Kasım 2016’da Haşdi Şabi’ye hukuki meşruiyet kazandırması önemli ama yetersiz. Yedi maddeden oluşan yasada Haşdi Şabi’nin ordu içinde başbakana bağlı bağımsız bir teşkilat sıfatıyla kendi içerisinde bir komutanlığa ve mekanizmaya sahip olacağı, askeri kanunlara tabi tutulacağı, maaş, rütbe ve terfilerin ordudaki gibi belirleneceği, üyelerinin siyasete giremeyeceği ve siyasi partilerle ilişkisi olmayacağı belirtiliyor. Ancak teşkilat yapısı halen oluşturulmuş değil. İçindeki Şii milis grupların mezhepsel söylemleri ön plana çıkarması ve Şii işaretlerini kullanarak operasyonlara mezhepsel kimlik kazandırmaya çalışması diğer gruplara karşı inandırıcılığını yitiriyor. Bu nedenle parlamentonun düzenlemeleri yetersiz. Bu grup ya ciddi bir teşkilatlanmayla devlete bağlanmalı ya da Irak Ordusu içinde asker olarak görev yapmalı.
İran Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani ve başka İranlı komutan ve askerler de grubun içindeler ve etkin bir pozisyondalar. İran maddi, sosyal, siyasal, askeri ve lojistik desteği sağladığı gibi direkt operasyon da yapıyor. Haşdi Şabi üzerinde bu şekilde etkin kontrol sağlaması grubun Irak’lı kimliğinin giderek azalmasına ve milli meşruiyetine gölge düşmesine neden oluyor. Sünni Arap aşiretleri ve azınlık grupları Haşdi Şabi’yi kullanarak İran’ın Irak üzerindeki etkisini artırmasını “İşgal” olarak tanımladı. Milliyetçi Şii Araplar da İran’ın pozisyonundan rahatsız. Her ne kadar başbakanın grup üzerindeki hakimiyeti yasayla belirlenmiş olsa da İran’ın etkisi Irak’ın bağımsız politika geliştirmesinin önüne geçebilir. İç siyasi dengeleri ve güvenlik dengesini bozarak istikrarsızlığı artırabilir.,