​ Hasretin 6. yıldönümü / Aile / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '07

 
Kategori
Aile
 

Hasretin 6. yıldönümü

Hasretin 6. yıldönümü
 

Ölümün; geride kalanlar için ne kadar ağır bir kavram olduğunu, onları ne kadar tarifsiz acılara sürüklediğini daha önceleri hiç yaşamamış ve düşünememiştim. Çünkü ben hayattayken bir yakınımın cenazesine daha şahit olmamış, mezarına toprak atmamıştım. Onun dışında, pek çok cenaze töreni gördüm. Ama insanlar, ölümün soğuk yüzünü; ancak çok yakınındakileri kaybettikleri zaman hissedebiliyorlarmış.

Hayatımda ölümle ilk yüzleşmem; 30 Mart 2001 tarihinde oldu. Sabaha karşı bir vakitte dedemi kaybettik.

Dedem, uzun zamandır hastaydı. Hayatı çok zor koşullar altında geçmiş, anneannemle beraber iki memur maaşıyla üç evlat büyütmüşler ve okutmuşlardı. İki dayımın arasında, annem en küçükleriydi. Tek kız evlattı, dedemin kıymetlisiydi.

1980 yılında tek kızını da baba evinden yolcu edince dedem; artık emekliliği seçti. Zor bir dönemdi yaşlılık, kızına da hasretti.

Emekli sağlık memuru olan Hüseyin Bey'in üç evladından altı torunu vardı: 4'ü kız, 2'si erkek... Ben, en küçük torunuydum. Bir de benden büyük ablam var. Ama yıllar geçse de; hâlâ dilim dönüpte, ona "abla" diyemem. Küçük kardeş olmanın verdiği bir eziklik olsa gerek...

Yaşlılığın birtakım arazları, dedemin de peşini bırakmadı. Hastalandı, hastahanelerde yattı, ameliyatlar oldu. Küçüklüğümüzde, aniden çıkagelişleri sevindirirdi bizleri. Hiç gitmesinler, hep bizimle yaşasınlar isterdik dedemizi ve anneannemizi. Oysa henüz bilmiyorduk; büyükler, evin temel direkleriydi ve ailenin kutsal değerleriydi.

Çok önceleri büyükbabamın ve babaannemin vefatlarıyla sarsıntılar geçiren ailemin temel direkleri, şimdi yalnızca dedemin ve anneannemin sayesinde ayakta kalabiliyordu. Dedem de ölünce anneannem, ailemizin tek temel direği olarak kaldı.

Dayımlara yaptığımız sıkıntılı bir ev ziyaretinin ardından, akşam geç saatlerde evimize döndük. Yorucu geçen bir günün ve geç saatlere kadar uzayan ziyaretin ardından, nihayet yatma fırsatını bulabilmiştik. Kısa bir süre sonra telefon acı acı çaldı. Arayan dayımdı. Dedemin fenalaştığını söyledi. Apar topar hazırlanıp annem ve babam, gecenin bir yarısında Beşiktaş'tan yine Beykoz'a gittiler. Ablamla ben evde kalmıştık. Bize haber vermelerini rica ettik.

Acı haber, çok geçmeden geldi: Dedem Vefat Etmişti.

Ertesi gün bütün işi, gücü bırakıp; erkenden Beykoz'a gittik. Eve vardığımızda, herkes bir köşede ağlıyordu. Dedemin öldüğü gün annemi, daha önceki hallerinden çok daha bitkin bir halde gördüm. Ağlamaktan yüzü, gözü şişmiş ve ayakta zor durabiliyordu. Çok geçmeden Cenaze İşleri'nden, dedemin küçük yatak odasındaki divanın üzerindeki battaniyeye sarılı olan naaşını almak için geldiler. İşte o zaman evde, bir ağlama ve bir çığlık fırtınası koptu. Sanki hiçbirimiz, dedemin bu evden ve bizden ayrılmasını istemiyor gibiydik. Artık ölmüş olsa da...

Belediyedeki işlemler, cenazenin gasilhanede yıkanıp, kefenlenmesi ve cenaze namazı derken; artık son durak: Beykoz Şahinkaya Mezarlığı.

Derince kazılan mezarın başında biriken kalabalığı yarıp, dedemin mezarına toprak attım. Hayatımda ilk kez bir yakınımın mezarına toprak atmaktan olsa gerek; kürek, içinde biriken toprakla bana hayli ağır geldi.

Yıl 2005, 18 Ağustos;

Ailemizin son temel direği olan anneannemiz de gitti. Ailemizde bir kuşak böylece sona ermiş oldu. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Şimdi aileye yeni direkler lâzım; savrulmadan hepimizi bir arada tutabilecek...

 
Toplam blog
: 266
: 1321
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğdum. Açık Öğretim Fakültesi İşletme Lisans eğitimimi 2005 yılında tam..