- Kategori
- Dostluk
Hasretle
70ler de çocuk 80ler de genç olmanın keyfi ve ayrıcalığı o kadar çok yazıya konu oldu ki eklenebilecek pek fazla bir şey kalmadı. Sadece özlüyorum hem de çok özlüyorum. Bazılarınız buna yaşlanma belirtileri diyebilir ama ben son 20 senedir bu durumdayım. Kendimi ve çocuğumu birçok şeyden mahrum edilmiş gibi hissediyorum. Allah'tan o zaman birlikte büyüdüğüm arkadaşlarım hala yanımdalar da bu konuda hiç yalnızlık çekmiyorum. Bir aradayken paylaştıklarımız o kadar güzel şeyler ki sanki hayatımızın o döneminde kötü hiç bir şey olmamış gibi. Halbuki anarşi vardı, kuyruklar vardı, kısıtlamalar vardı, elektrik ve su kesilirdi, kar yağdı mı bırakın araba çıkarmayı yürüyemezdik bile sokaklarda. Her sokakta özel hastane olmadığı için çocuk doktorları ellerinde çantaları evlere gelirdi. Suçiçeği, kızamık çıkaran çocukların evine komşu çocukları bırakılırdı “bir an önce bizim ki de çıkarsın” diye. Hiper aktivitenin ve ya konsantrasyon bozukluğunun “ kıçında kurt var bunun” olduğu dönemlerdi.
Benim 24 yaşındaki kızım belki de yazlıkta bisiklete binebilen, kumda voleybol oynayan, denizden çıkmayan, 12 yaşına kadar öğlen uykusuna yatan, gece sahilde parklarda flört edip yan sitedeki dondurmacıya kaçan son nesil olacak. Ne kadar kötü değil mi… ellerinde tablet, duvar üzerinde oturup hiç konuşmadan internet üzerinden oyun oynayan 8-10 yaş grubu çocuklar görüyorum yazlıkta ve içim parçalanıyor. Ben o yaştaki erkek arkadaşlarımın hepsini koşturmaktan kıpkırmızı olmuş kirli suratlarına yapışık terli saçlarıyla hatırlıyorum. Bayramlarda eli yüzü, kıyafetleri düzgün görürdük hepsini. Yaz sonu hepimiz okula kalaycı çırakları renginde, kaşlar ve kirpikler bile güneşten beyazlaşmış dönerdik. Öğretmenimizin “yazın ne yaptınız?” konulu ödevi sayfalar dolusu yazılırdı. O kadar çok şey vardı ki anlatacak. Ay çiçek tarlasına dalıp yakalanmamız, çıplak ayaklarımıza batan çiviler, bisikletten düşen ya da arı sokan arkadaşımızı yaraya tükürmek ya da tuzlu soya sokmak suretiyle tedavi çabalarımız, okuduğumuz kitaplar, Almanya’dan gelen kuzenler ve daha bir dolu unutulmaz macera. Sokakta olmamızın tek şartı başımıza güneş geçmesin diye öğlen evde olmak ve babalarımız eve gelmeden sofra hazır olduğunda evde olmak. O kadar… hiçbir kısıtlama olmadan birlikte oynayabilen, bir çok mahallenin toplamı, herkesin tanıdığı, özgür çocuklardık biz. Ceza alıp sokağa çıkma yasağı verilen arkadaşlarımızın kapılarına gidip, anne babalarına” nooluurrr bu sefer izin verin” diye yalvaracak kadar birbirine bağlı ve cesurduk. O kadar sadıktık ki arkadaşımız çıkamadığı için evinin merdivenlerinde ya da kapısının önünde otururduk hiç bir şey yapmadan. Tek korkumuz vardı. Çingeneler! Evden fazla uzaklaşmayalım diye hepimizi çingenelerle korkuturlardı. Çingeneler tarafından kaçırılıp dilenciliğe zorlanacağım diye o kadar çok korkardım ki lise çağlarımda bile çiçek satan, çöp toplayan, dilenen çingene gördüğümde sırtımdan soğuk terler inerdi hemen kaldırım değiştirirdim.
İşte o zamanın bu muhteşem tek yürek, vicdanlı ve iyi yetiştirilmiş çocukları şimdinin vefalı, naif, yol yordam bilen, çalışmaktan yorulmayan, sohbeti çekilir, yaptıkları yenilir son nesil olarak kaldık maalesef. Biz yaştaki erkekler hala kadınlara yer verip, kapıları tutuyorlar, onların olduğu masada hesap kavgası yapılmıyor zaten kimse fark etmeden halletmiş oluyorlar, eski eşlerinin ya da sevgililerinin arkasından dedikodu yapmıyorlar, birbirlerinin eski sevgililerine eşlerine sarkmıyorlar, kadınlar hala ayıp nedir biliyorlar. Kadın kadına gezmenin ya da giyinmenin bile bir adabı olduğunun farkındalar. Ailenin yaşlılarına sahip çıkıp ilgileniyorlar. Çilek reçeli, zeytinyağlı dolma, börek, mantı yapabilen son nesil kadınlar biziz. Bunun keyfini ve kıymetini bilin beyler ;) Arkamızdan karnabahar ve brokoli haşlayıp, eve yemek sepetinden sipariş vermeyi davet veriyorum zanneden bir nesil geliyor. Kandillerde helva kavuran, aşure yapan ve dağıtan, iftar sofrası hazırlamanın sevabını ve zevkini yaşatacak, cenaze evine yemek götüren, çocukları sağlıklı beslensin diye haftalık yemek listesi yapan kadınlar bizle son bulacak gibi geliyor bana maalesef. Bizim neslin yetiştirdiği çocuklar son kalemiz arkadaşlar. Onların karşısına kim çıkar ne yaşarlar bilemeyiz ama bildiğim tek şey var o da biz güzel çocuklardık ve güzel insanlar olduk. Bizim yetiştirdiğimiz çocuklar da bizim gibi olacaklar. Bundan kendi çocuğumdan emin olduğum kadar eminim. Çevremde gördüğüm ve bazen benim hayatıma da bir şekilde kısa da olsa dahil olan garip ve sevimsiz insanları gördükçe hepinize daha çok sarılasım geliyor.
Ben hala dizimin dibinde olan, aman dediğimde yetişen, aynı dili konuşup aynı dünyada yaşadığım, hala kısır, poğaça, pasta tarifi paylaştığım, evlerini, dostluklarını, yediklerini içtiklerini paylaşan, içinde kıskançlığın, fesatlığın zerresi bulunmayan, karnım ağrıyana kadar gülebildiğim, düşünceli arkadaşlarımdan razıyım dostlar, sizler de benden razı olun emi? :)