​ Daralmalar / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '17

 
Kategori
İlişkiler
 

Daralmalar

Daralmalar
 

Günlerdir kafamda deli sorular. Bu aralar gerçekten ben de bir değişiklik mi var? Yoksa zaten var olan gariplik menopoz öncesi ortaya mı dökülüyor acaba diye düşünüp duruyorum. 50 yaşında artık nihayet durmuş, oturmuş, olgunlaşmış olmam gerekiyor derken içimden bir militan çıktı ki sormayın. Daha önce görmezden geldiğim her şey fena halde batmaya başladı. Yine güler yüzlüyüm, yine idareciyim, yine iyi niyetliyim gerçi ama bu sevgi pıtırcığı durumumun da bir sınırı olduğunu fark ettim. Eskiden önceliklerimin sebeplerini, ilkelerime nelerin neden aykırı geldiğini üşenmeden, usanmadan anlatırdım. Anlatırdım ki beni iyi tanısınlar ya da yaptıklarımın sebebini bilsinler ki kırılmasınlar. Ama sonra fark ettim ki ne kadar anlatırsam o kadar yoruluyorum, ne kadar açıklarsam o kadar tükeniyorum ve ne kadar kendimi ifade etmeye çalışırsam o kadar çok saçmalıyorum. Ettiğim bir çuval laf bir şekilde karşımdakinin kulağından beynine giderken şekil değiştirip bambaşka bir şeye dönüşmüş. Onun için artık “ 50 yaşına geldim, görecek ve yaşayacak ne kadar günüm kaldı ki?” klişesine sığınmaya karar verdim ve hiç kimseye bir şey açıklamıyorum. En fazla “Delirdi kadın” derler; desinler. Onu da yakıştırırım ben kendime. 

Geçen hafta bir arkadaşım bana “ Ya kızım sen her şeyi ne kadar komik anlatıyorsun, bunlar senden başka kimsenin başına gelmez zaten” dedi. Başkasının başına da geliyor ama onlar anlatmıyorlar. Anlatsalar bile benim ki gibi komedi değil dram çıkıyor ortaya genelde. Burada önemli olan ”anlatmak” sanırım.  Kendine saklamamak. Ve en önemlisi de olayı eğlenceli haliyle kabullenmek. Bu arada edindiğim yeni ruh halime rağmen hala böyle olabilmeme sevindim arkadaşımdan bunu duyunca. Arkadaşlarımdan gelen her türlü iyi ya da kötü eleştiri benim için çok önemlidir çünkü. Boşuna “yakın çevre” statüsüne koymadık di mi kendilerini. Ara da böyle durumlarda işe yaramaları gerekiyor. Bir tek fal bakmayı öğretemedim ona yanarım. Gördüğüm her detayı gösteriyorum “bak bak gördün mü” diye ama nafile hala öğretemedim. Hayal güçleri hala sadece yol ve kuşla sınırlı.

Birinin bana garip gelen hareketini görünce yakın çevreme sorarım hemen “ben de böyle şeyler yapıyor muyum?” diye. Her zaman bilirim ki alacağım cevap beni doğru yönlendirir. “Hayır! Esra bu konuda yanlışsın” diyebilecek benim gibi doğrucu Davut doldurmuşum etrafıma. Bunun için bir kere daha tebrik ediyorum kendimi.  Gerçi fazla sevilmeyen bir azınlığız ama olsun. Biz bize yettiriyoruz işte.

Bu ara fazla sorar oldum korkarım, onlarda yıldı benim bu ezik ve garip mızmızlıklarımdan. Ortadan kaybolan bir arkadaşım varsa,  aradığımda, yazdığımda cevap alamıyorsam, geri de dönmüyorsa hayatı dar ederdim kendime 6 ay öncesine kadar. “Vah buna bir şey oldu, bana mı küstü? Hastamı? Depresyona mı girdi? diye taciz noktasına varana kadar peşinde koşardım. Şimdi umurum değil. Amaaannn sevgili buldu onun yörüngesindedir, ayrılınca çıkar ortaya nasılsa” diyip geçiştiriyorum. Sadece yakın çevreme soruyorum  ” ben de aynını yapmıyorum di mi fark etmeden? Eğer yaparsam beni uyarın olur mu!” diyorum. Çünkü biliyorum ki sevgilinin ve arkadaşların yeri farklı olmalı. Arkadaşlarınla konuştuğun her şeyi sevgilinle paylaşırsan gün gelir bunları senin suratına öyle bir yerde çarpar ki taraf seçmek zorunda kalırsın. Her ikisinden de vazgeçmek istemiyorsan arkadaş, sevgili, koca her neyse olduğu gibi olduğu yerde kalmalı.

Birine kızdıysam ya da kırıldıysam bunu önce kendisiyle konuşmayı tercih ettim her zaman. Bunu yapmayıp farkında olmadığım bir şey için etrafta ergen gibi trip atan birini gördüysem de soruyorum hemen yakın çevreme” benle bir derdiniz varsa bunu benimle konuşursunuz di mi? diye. Yormazsınız di mi beni bunun derdi ne acaba diye düşündürerek. Neye, neden kızdığını bilmeden surat çeviren de artık umurumda değil. Sallayıveriyorum hemen öfff çok sıkıldım ekşimik suratından diye. Eskiden olsa arayı düzelteyim diye kapısında yatardım nerdeyse. O eskidendi…insanlara kıyamadığım zamanlardaydı.

Etiket meraklısı, insanların şekline göre karar veren, bana kimle konuşup, kimle selamlaşacağıma kadar ders vermeye kalkan biri olursa da hemen soruyorum yakın çevreme” ben bu kadar burnu büyük değilim dimi? diye. Hiç tanışmadığı, hiç konuşmadığı, kim olduğu hakkında hiçbir fikri olmadığı halde birine ”iğrenç bir tip” diye selam vermek istemeyen ve hatta benim de selamlaşmama karışan biri nasıl benim hayatıma duhul oldu? diye de kendimi sorguluyorum önce. “İğrenç” olduğunu anca bir tanışıklığınız hatta husumetiniz olmuşsa dile getirebilirsin. Hiç tanımadığın bir insana sadece tipine ve giyimine bakıp iğrenç diyemezsin ki bu insanla aylarca senin de pek sevip müdavimi olduğun bir mekanı paylaşmışsın.  Ayrıca ben şahsım adına şunu söyleyebilirim ki o “iğrenç” denilen adamın şeklinden daha fazla şekli bozuk adamla da beraber olmuşluğum vardır.  Yan masada değil de benim yanımda olduğu için mi iğrenç gelmedi acaba o zaman sana? diye sordum kendisine.  Bu arada yanlış anlaşılmasın adamcağızı ben de tanımıyorum. Sadece mazlumun yanındayım. Kaldı ki sonradan öğrendiğim kadarıyla adamcağız bir asansör firmasının ve bilinen bir inşaat şirketlerinden birinin sahibiymiş. Mazlum falan yok yani. Sadece gidip millete” Esra beni çocuk gibi azarlıyor”diyerek üvey anneden zulüm gören kibritçi kız modunda bir arkadaş var.

Demek istediğim odur ki hepimiz yakınlarımızdan bir şeyler saklarız, hepimiz zaman zaman gereksiz ketumluk yaparız, hepimizin anlamsız alınganlıkları olabilir, hepimizin sonradan utanç duyduğu anlar vardır ve keşke öyle demeseydim dediğimiz çok şey söylemişizdir ve hatta sapıttığımız zamanlar da olmuştur. Ama bunlara maruz kalan insanlarla yüzleşmedik mi? Özür dilemedik mi? “Ah pardon canım yaa düşünemedim” demedik mi? Telafi yoluna gidip hediyeler, çiçekler almadık mı? En azından ortalık sakinleşene kadar bekleyip, sonra “neydi derdin be güzel arkadaşım?” diye sormadıkmı.  Ben biliyorum ki arkadaş hatırına her türlü sırnaşıklığı yaptık ve yapacağız çünkü insanız. Belki sevaptan çok hatalarımız olacak ama hep dediğim dibi o kırgınlıkları, kızgınlıkları kırmadan dökmeden fazla toz duman kaldırmadan süpürmek lazım. O yakın çevreden biri eksildikçe benim de canım çok yanardı geçen senelerde. Çok takılır, çok üzülürdüm ama şimdi bakıyorum da eskisi gibi canım çok yanmıyor. Umurumda olan şeyler artık önemini yitirmiş. Beni mutsuz ediyorlarsa gözümün görmediği yerde olsunlar bari, salla gitsin demeye başladım ben de. Bu daha da acı aslında. İnsan eksiliyor hayatımdan. Allah yine de kimsenin yokluğunu göstermesin ve herkesin bir “yakın çevre” si olsun eksilenlerin yokluğunu aratmayan.

  

 
Toplam blog
: 34
: 1744
Kayıt tarihi
: 03.10.13
 
 

45 yaşını aşmış, yetişkin bir kızı olan, çalışan bekar bir anneyim. Hayatın esprili, güzel ve ren..