- Kategori
- Öykü
Hayat bayram olsa…

—Necdet, bizim Borsa bugün ne alemde?
— Tam bilmiyorum be Recai ağabey! En son (Z)ırt Tv’de ekran altından geçen bant’a baktım. Benimkiler baş aşağıydı. İstersen bir de (Z)urt Tv.’ye bakayım mı?
—Hay Allah! Belki benim kâğıtlar iyi durumdadır! Sen yine iki çay daha kap gel bakıyım çocuğum. Demli olsun ha!
—Ya Hüseyin, şu rahmetli peder beyden kalan evi satıp yarısını borsaya diğer yarısını da Dolar’a yatırmakla iyi mi ettik yoksa kötü mü ettik? 2,5-3’e doğru uçuyor dediler, 1.99’dan taktılar bize Doları, 1.71’lerde sürünüyor be şu parite denen meret!
—Bilmem be Recai ağabey. Karışık biraz bu işler! Sen de beni Tahtakale’deki simsarlardan belledin ha! İkide bir sorup duruyorsun. Ben de geçenlerde iddia kuponuyla kazandığım 4500 lirayı yatırdım. Bana da 1,92’den kakaladılar zaten. Sesimi çıkartmadığıma bakma! Sen sordukça hep o durum geliyo aklıma, sinirlerim bozuluyo be ağabey!
—Necdet, oğlum, güzel evladım... Çaylarla beraber iki “İddia” kuponu da kap getir be çocuğum, hadi aslanım!
—Biraz önce Aydın ağabey de istemişti, karşıdaki iki büfede de kupon kalmamış be ağabey! Ama “sayısal” ve “şans topu” kuponları vardı. Size de onlardan getireyim mi, olur mu?
—Olur olur! Kap gel sen!
—Ulan şu işe bak, biz batıyoruz burada, bir de TL.’nin işareti eksikti ha!
—O çıpa da ne öyle? Abi biz toprak adamıyız! İstikrar toprakda kalmadı artık zahir. Hem neyin istikrarı bu be ağabey? Tüm piyasalar her gün kalp hastasının EKG'si gibi maşallah!
—Dur oğlum, hemen celallenme. Sabandır belki o, saban! Belki de çapa...
O sırada yan masada oturan sempatik ve bilge emekli İlteriş kaptan söze girer: "Biz ne çıpalar gördük, ne çıpalar! Gemiyi ekseni etrafında fırıl fırıl döndüren... Yeterki deniz durulsun!"
—Neyse, buna da şükür diyelim Recai ağabey, buna da şükür değil mi İlteriş kaptan? Beterin beteri var! Sağlık olsun, ne yapacaksın ki!
Bir serzeniştir içten içe duyulan
“…Bu güzel toprakları birlikte ekip biçmiş / Buğdayını ekmek yapıp yemiş / havasını solumuş, suyunu, sütünü beraber içmişiz be yavrum / Helalinden üç-beş kuruş(u) cebimizde(n) / piyasalara yatırıp / Bir kazanıp üç-beş vermişiz / Kuzuları yavrulatalım derken / Sabahları erken erken / Oralarda koyun gibi güdülmüş / (Söylemesi ayıp ama) inekler gibi sağılmışız be yavrum…”
Eski rençper, Dünya Bankası kaynaklı, ekim yapmamak üzere aldığı primlere kanarak ekip biçmeyi bırakan Recai bey, saat dört gibi kahvehaneden yorgun argın çıkar… Hemencecik de bir sigara yakarak nikotin yorgunu ciğerlerini ek dumanlar salarak iyice boğar…
Eve varır. Tv ekranından son koşuya bakar! Atları da iyi koşmamış, Adana’dan gelen tüyo da tutmamış, altılı ganyanı dörtte kalmıştır. Gün boyu üst üste gelen onca olumsuz habere bu durum tuz biber ekmiş, moral bozukluğu bir yandan, doğru dürüst hiçbir iş yapmasa da oluşan acaip yorgunluk diğer yandan göz kapaklarını sanki biri dükkân kepenklerini aşağı indiriyormuşçasına bir kuvvetle alt göz çukurlarına doğru kaydırmaktadır…
Ama ne olduysa birden bire olur!
Her yer sanki bayram yerine dönmüştür. Yan taraftaki “Evrensel Barış Parkı”nda gitar eşliğinde açıkhava şiir dinletisi vardır. Karşıdaki Belediye binasının açık pencerelerinden öykü günleri adına okunan öyküler sık sık beliren coşkulu alkış sesleriyle birlikte dışarıya taşmakta, hoş ninnilerin gök gürültüleriyle kesilmesi gibi dışarıdakileri de rehavet duygusuyla alarm hali arasında salındırıp durmaktadır.
Sadece bu kadarla kalsa yine iyi... Tv. ekranlarında akan görüntülere bakılırsa, günde sadece iki saatlik yoğun bir mesai sonrası tüm insanlar zamanlarını diledikleri gibi geçirmekte, gönüllerince gülüp eğlenip kültür ve sanat etkinlikleri ağırlıklı mutlu sahneler sergilemekteler. Ama gelenek, görenek ve genel kabul görmüş kurallara aykırılık ise hiç yok denecek kadar azdır.
Ekranlardan kulaklara sızan, gönülleri çelen en popüler parça ise çok çok eskilere ait: Şenay'ın "Hayat bayram olsa..." adlı parçası... Ama küçük bir değişiklikle "Hayat bayram oldu..." şeklinde çalınıp söylenmekte...
Çaylar eski tadında, kahveler hep bol köpüklü... Anneannelerimizin kotardıkları kıvamda yapılıp içilmekte... Sevişmeler ise eskisinden çok daha tatlıdır. Sonrası oluşan yorgunluklar bile hissedilmemekte... Bedenlerde, beş duyuda birden saklı kalan sadece "tat" olmakta, yorgunluk değil! Hele de sırtını dönüp yatmalar artık hiç rastlanan türden değildir.
Bu durum hemen her yerde aynıdır artık. Tüm yurtta ve cihanda...
Ama hercaiden layıkıyla gereken kokuyu alamaz ki bizim Recai...
(devamı için bkz. http://blog.milliyet.com.tr/hayat-bayram-olsa---ii--bolum-/Blog/?BlogNo=353610 )
İ.Ersin KABAOĞLU,
13 Mart 2012, Ankara