- Kategori
- Aile
Hayat böyle

internetten alınmıştır
Hayat denilen şey bu galiba. İki gün önce ye, iç, dans et, eğlen, bu akşam da genç bir ölümün yıldönümünde gözyaşı dök.
Bir yıl önce ayrılmıştı bu dünyadan Mustafa, amcamın oğlu. Benden bir yaş büyüktü.
İnsan çok kötü oluyor yaşdaşı birinin ölüm haberini aldığında. Hele bu kişi çok yakın akrabasıysa daha da kötü hissediyor.
Geçen yıl bu zamanlar tam anlamıyla bir şoktu yaşadığım. Ne erken bir ölümdü, nasıl iç acıtıcıydı, vicdan azabı yüklüydü. Yengemin ve amcamın peşinden oğulları da gitmişti işte. Kanser denen illet uğramazdı bizim aileye, ama onlar bu illetin kurbanı oldular, uzun yaşayan bir sülaleyiz, ama onlar henüz hayatlarının baharında sayılırken gittiler.
Çeşitli bahanelerle yıllardır görüşmemiştik Mustafa'yla. Ölümü vesilesiyle birden bire akraba olduğumuzu hatırladığımız bir dolu insan biraraya geldik.
Ölüm de bir işe yarıyordu demek ki biz kalanlar için. Akraba olduğumuzu hatırlatıyordu bize. Çok sık görüşemiyoruz, hayat şartları malum, herkesin koştuğu bu şehirde biz de koşuyoruz kendi çapımızda, bir çemberin içinde koştur koştur dur halindeyiz. Ama biliyoruz ki gönüllerimiz birlikte.
Bir yıl nasıl da geçmiş, Hekimbaşı mezarlığında onu toprağa verdiğimizde durduramadığım hıçkırıklarım dün gibi gözümün önünde.
Bu hıçkırıkların nedeni vicdan azabıydı biliyorum.
Ölümün soğuk yüzünün en olmadık zamanda görünmesiydi.
Hayatın ne kadar kısa, dünyanın ne kadar boş, hırsların ne kadar anlamsız olduğunun bu genç ölüm ile bir kez daha hatırlatılmasıydı...