- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Hayat Her Yaşta Değişimi Kabul Ediyor.

Bir bayan okurum der ki:
Evlendiğimizde henüz on altı yaşındaydım. Eşim benden iki yaş büyüktü. Biz aynı mahallenin çocuklarıydık. Aslında benim ondan pek haberim yoktu, ta ki benim elime bir mektup sıkıştırana kadar. Aaaa pek hoşuma gitmişti. Mektubu vereni sanki ilk görüyormuşum gibi etkilenmiştim. Keramet mektupta mıydı, beğenilme duygusu muydu tam bilemedim lakin bildiğim o anda ona âşık olduğumdu. Lise de okuyorum, bir evin bir kızıyım iki ağabeyim var. Annem babam huzurlu insanlar evde öyle gürültü patırtı olmaz. Mutlu mesut yaşıyoruz ve iki ağabeyim de dahil üçümüz okuyoruz. Büyük ideallerimiz var. Ağabeylerimin gözü Amerika’da ben de oldum olası İngiltere hayali ile yaşadım. Okuyacağım sonra daha bir okuyacağım hatta yurt dışlarında eğitimler alacağım annemi babamı gururlandıracağım.
Olmadı.
Hooop ben âşık oldum. Ne okuma kaldı ne üniversite isteği nede yurt dışı.
Varsa yoksa mektubu veren.
Sonra gizli gizli buluşmalar, ilk el tutma ve ardından ilk öpücük. Dünya umurumda değil. Kimdir nedir, ne değildir haberim yok. Bildiğim onunda okuyor olduğu bizim evin biraz aşağısında evlerinin olduğu.
Sonrasında bizi görmüşler anneme söylemişler ilk annem çekti beni karşısına ben her şeyden vazgeçmiş, itiraz edecekler diye peşin karar vermiş biri olarak.
Aşığım, onunla evleneceğim, evimin hanımı olacağım.
Annem şoke oldu.
Evin en atak çocuğu okuma aşkı ile dolu olan ben ani bir karar ve evlenme isteği.
Anneme babama karşı geldim, evleneceğim de evleneceğim. Ha bu arada beni istemeye filanda gelen yok. Ben nerede ise gelinlik seçer haldeyim. Araya ailem kimleri koydu baktılar olmayacak deli kızlarını durduramayacaklar. Çaresiz olur dediler. Ben de ona söyledim o da ailesine. İlk şok istemeye geldiklerinde yaşandı. Bizim aileyle tam tersi bir aile benim demokrat alimin karşısında bir hayli tutucu bir aile sert bir kayınpeder her şeye müdahale eden kayınvalide. Annem perişan babam üzgün. Ben vazgeçmeyen. Evlendik.
Bütün olmazlara rağmen evlendik
Aynı evde yaşıyoruz.
Daha yeni gelinim çocuk konusu hep gündemde nitekim ilk kızımı hemen, ardından peş peşe üç çocuk ve yıllar yıpranmış, perişan ben.
Eşim, okudu benim heveslendiğim İngiltere ona nasip oldu üstelik ben kayınvalidemlerle onu beklerken.
Çocuklar, problemler.
Annem babam çok üzgün, ağabeylerim kızgınlıklarından nerede ise benimle hiç görüşmüyorlar. Ben yalnız hiçbir yere gidemiyorum. Eşim her geldiğinde daha bilgili, daha konuşkan, daha ne istediğini bilen biri olarak geldi. Ben her karşılaşmamızda daha sönük, ezilmiş, pasif dört çocukla yaşı genç kendi yıpranmış bir kadın olarak eşime eksik kaldım.
Çocuklarla da pek ilgisi yok, anne babasına daha bir özen gösteriyor. Geldiği zamanlarda benim zorlamamla annemlere gidiyoruz ve sonunda bana söylediği sözler beni resmen yere çaldı.
“Ben bu yaşadığınız hayatı sevmiyorum. Beğenmiyorum. Yeterli gelmiyorsunuz. Sen yaşlı kadın gibi olmuşsun. Çocukları da doğru düzgün yetiştiremiyorsun. Baksana hallerine." İyi de bana pek sıra gelmiyor ki çocukların eğitiminde senin annen baban. Ondan sonrası kıyamet.
Devamlı beni aşağılamalar, beni hor görmeler. Modern aileden gelen ben, başı kapalı evden çıkmayan ne eşi olan ne de çocuklarına sahip çıkabilen ben yıprandıkça yıprandım.
Nerede kaldı o büyük aşk?
Balon misali uçtu gitti.
Annemle dertleştiğim bir gün annemin sözleri içime oturdu.
“Kaç yaşında olduğun önemli değil ki, kaç yıl daha yaşayacaksın bunu biliyor musun? Peki, sen yaşadığın bu hayatta mutlu musun? Bir hata yaptın, hayatınla oynadın. Lakin sen bizim evladımızsın. Seni böyle göz göre göre yok olmana izin mi vereceğiz? Yaşadığın hayatın değiştirilme zamanı gelmiş kızım. Yeter artık. Hamdolsun hasta değilsin, gençsin istersen kendine ve evlatlarına neler yapabilirsin?
Neler yapabilirim?
Doğru eşim artık beni istemiyorsa, beğenmiyorsa ben niye bu halde bu hayata devam edeceğim ki.
Annemin kuvveti beni cesaretlendirdi.
Babamın bana sahip çıkması, benim evlatlarımdan ayrılmamama neden oldu. O kadar korkuyordum ki, o adamın çocuklarını istemeyiz diyeceklerinden çünkü hep böyle şeyler duyuyordum.
Ailem arkamda dağ gibi durdu ki ben eşimden şiddet gördüğümü anlatmadım, onun başka bir kadınla ilişkisini dahi söylemedim. Benim bir şeyler söylememe gerek bırakmadılar evlatlarıydım gözlerimden acılarımı anladılar.
Mücadele ağır oldu, mahkeme, şahitler hakaretler, çocukları vermeyiz davaları. Tek şansım eşimin yurt dışına gitmiş olması orada bir İngiliz’le birlikte yaşaması ve çocuklarını gözünün görmemesi. Şansım diyorum yoksa çocuklarım bana verilmezdi. O istemedi. Çocuklarımda zaten ona düşkün değildiler o kadar az görüyorlardı ki…
Annemlerin evine döndük. Ağabeylerim yanımda yerlerini aldılar maddi manevi desteklediler. İşsiz ve okumamış olmak canımı çok yakıyordu. Babam hiçbir şey geç değil dedi.
Gerçekten geç değildi.
Daha gençtim.
Genç gibi davrandım. Annem çocuklarımı gözünden sakındı, babam onların yetişmesi iyi insan olması için kurallar koydu. Sevgi baş tacımızdı.
Özetlemek gerekirse: okudum ve meslek sahibi oldum. En azından erken yaşta anne olmanın nimetini yaşıyorum. Abla kardeş gibi görünüyorum evlatlarımla. Artık kendi evimiz kendi hayatımız var. Üstelik gönlüm bir kez daha havalanmış durumda tek farkı deli gibi olmaza gitmiyorum.
Size yazmak istememin en büyük nedeni, benim gibi küçük yaşta sevdim, âşık oldum hevesi içinde kimse hayatı ile oynamasın. Belki şimdi iyiyim fakat yaşadıklarımın bendeki travmalarının bir ömür geçmeyeceğini biliyorum ve biliyorum ki herkesin ailesi benim ailem gibi değil.
Lütfen dikkat edin ve kaç yaşında ve ne zorlukta olursanız olun karar verin kendinizi değiştirin.
Yine kıssadan hisse. Nefeslerimizi yenilemek gerektiğine bunu uygulamanın gerekliliğini bir kez daha anladık.
Okurumun anlattıklarından hayat dersi çıkartmamak ne mümkün. Dilerim ki böyle hataları yapmak üzere olanların gözüne ulaşır bu yazılanlar.
Nazan Şara Şatana