- Kategori
- Deneme
Hayatın içinde mecburiyet yoktur; ideal hayat isteyerek yaptığımız şeylerden oluşur

Ama yaşadığımız her şey zorunluluk. Çalışmasan açsın. Kuyruk beklemek zorundasın. Hasta olmamak için uğraşıyor iyi olmaya çalışıyorsun. Paran yoksa dilenecek gelmeyince sabırla bekleyeceksin. Kaldıramayacağın ağırlıkta yükü taşımak zorundasın. Sadece kendinden sorumlu değilsin, birilerine de bakacaksın. Bilmediğin onaylamadığın kanunlara boyun eğecek, kurallara uyacaksın. İstemesen de Tanrı’ya kul olacak, sevdiysen alacaksın. Borç alacaksın, borç vereceksin, yardım edeceksin. Büyükleri sayacak, küçükleri seveceksin.
Ne yapalım hayat böyle! Hey yavrum heeeeyyyyy! Bu kadar kafanız çalışıyor işte! Niye kuyruk bekliyorsun? Eskiden uzayıp gidiyordu, şimdi niye azaldı? E akıllandıkça çözüm üretiyorsun. Bir insanın hayatı boyunca hasta olmadan yaşaması mümkünken sen ömrünü hastane odalarında geçiriyorsun. Allah insana hastalık vermez, sen yaşamayı bilmiyorsun. Aslında çalışmanın gerekli olmadığını, aklımızı kullanarak işlerimizi teknoloji sayesinde bizler çalışmadan yürütebileceğimizi yazdığımız yazı yüzlerce kişi tarafından okundu. Yazı hala sitede ve biz iddiamızın arkasındayız: Çalışmak olması gereken bir eylem değildir, aklını kullanmazsan mezbaha katırı gibi sırtında çuval taşırsın.
Yemeye ekmeğin yok, ihtiyaçlarını karşılayamıyorsun; sen ot bile bitmeyen Sahra çölünde mi yaşıyorsun? Vatandaşı olduğun ülkenin kaynakları hakkıyla değerlendirilip herkese eşit olarak dağıtılmış olsa böyle mi olursun. Fakir ve zavallı bir şekilde sürünüyor ama itiraz etmiyorsun. Sonra kalkmış, bana mecburiyetten bahsediyorsun. Normalde şimdi en fakirinizin bir eli yağda bir eli balda olması gerekir.
Allah acıyı kederi sevdiği kuluna verirmiş, güçlükler sabrımızı ölçmek içinmiş; tırmala Süleymanlının yokuşunu, iki büklüm, belin kambur deh babam deh! Sana o aklı veren Allah pişmandır eminim!
Yine de kızmıyorum mecburiyetlerin olmasına, akılsız başın faturası olarak koşmamız gerekirken yerlerde sürünüyor olmamıza üzülmüyorum yine de. Lakin insanlarımızın cehaleti kahrediyor beni. Kabul etmeyeceksin; ama mecburuz diyeceksin. Diyeceksin ki yapamadık, yapamıyoruz; aklımız yetmedi, bilgimiz az geldi. Kaderleriymiş, Allah veriyormuş bunlara bu zorlukları.
Yanlış düzenlerin kurbanısın; yaratana söyle seni geri alsın. Sen niye başkalarından sorumlusun; niye anana, babana, çocuklarına, kardeş, dayı, amca, fakir fukara bilumum garip gurabaya bakmak zorundasın? Elbette böyle, manitana elli kuruşluk çiçek bile alamazsın. Onların elleri yok mu? Ya ayakları? Onlar niye fakir ya da mağdur? Bu kafayla sen mecburiyetten kurtulamazsın.
Bir an için şu yapmaya mecbur olduğun şeyleri yapmayacağın bir hayatı düşün. Ama forsa gibi yetiştin, şimdi senin fantezi ve hayallerin de yoktur; ömrünü nasıl dolduracaksın. İyisi mi ot yolmaya devam edelim biz. Seni yönetenler de senin gibi, işimiz zor bu nedenle. İşte kurtuluşun parolası: Bugüne kadar yapmadığın bir şeyi yapmayı dene.