- Kategori
- Deneme
Hayatın İz Düşümü...
Hayatın İz Düşümü…
Siyah beyaz renkleriyle mevsimin hasadı yapılıyordu sessizce. Çocukluğuma sinmiş resimlerden başka mirasım yoktu. Maziyi düşünürken içim kanıyordu. Geleceğin renkleri çalınmıştı sessizce. Kışın soğuk ayazında yanmış odun kokusu sarıyordu etrafı. Gündüz, güneşin öfkesinden habersiz yalpalıyor, ışık gölgeden kaçıyordu. Herkesin yakasına yapışmış yokluk, herkeste bir yalnızlık hali. Nicedir gece yarısı çalacak bir telefonun ürkekliğinde bölünmüş uykularım vardı. Ne zaman uykuya dalsam susamış şiirlerin mısralarında kayboluyordum, uyanınca uçup giden. Onlarca düğümle bağlanan uçurtmalarımı kaldıramıyordum yerden, rüzgâr esmiyordu nice zaman. Ne zaman umutlansan baharda çiçeğe akan bir kelebek görsem içim ısınıyordu. Fakat renkleri çalınmıştı hayatın, nice zaman siyah beyazdı resimler.
Böylebir Ankara sabahında kesişmişti yolumuz. Lapa lapa kar yağıyordu. Ben tenhalarda kaçırırken bakışlarımız çakışmıştı köşe başında. Bukleli saçları üşümüştü ayazında. Kirpikleri badem gözlerinin üzerinde şemsiye gibi, büzüşen dudakları titreyerek dönüp bir daha bakmıştı bir şey söyleyecek gibi. İhtimal bu ya hamle bekliyor diye düşünmüştüm. Ya da bana öyle gelmişti ne bileyim.
Ürkektim ben. Beyaza boyanırken sokaklar bir Ankara sabahında bakışında asılı kalmıştı yüreğim. Kanımın ısındığını hissedip savrulan utangaçlığımı soyuyordu umarsızca an. Önümüze sekerek düşen anın esiri gibiydik ikimizde. Saçları kimsesizliğe dağılarak üşümüş bir fırtınaya teslim oluyordu sanki ya da bana öyle gelmişti. Gülümsediğinde inci gibi dizili dişlerin beyazlığı takılmıştı. Umutlarımız vardı. Kaybetmekten korksakta beraber yaşlanacaktık. Bakışlarımızdan sekip dudaklarımızın buluşacağını kestirememiştik. O an bıraksalar diyar diyar gezip, ellerimizi hiç bırakmadan düşler kuracaktık sahillerde. Sabunlu suyla yıkanmış tertemiz niyetlerimiz kuruyordu iplere asılmış rüzgârda havalanarak.
Ve sıcak bir bakışla yırttık aramızdaki perdeyi. Brütü netinden çok bir aşkla kucakladık birbirimizi. Yazılmamış bir kadere el yordamıyla hendese atlattık neredeyse bir ömür. Tadımlık çeşnili bir aşkla adımladık hayatı, yudumlayarak geçen zamana gülümseyerek.
Düşünce aşklara aklar, oturup denizi seyrettik. Dalgaya vuran ışığı gibi parlıyordu gözleri hülyalanarak. Kıyıdan açığa akarken sevdalar uzakları tartıyordu terazi kefelerinde, ‘’aşkla pahalanarak.’’ Sahilde iki aşık gecenin bastıran karanlığında hasretin yolcusuydu, sevdalar sığmıyordu satırlara… 18.01.2020 Adil Bozkurt
Saygıyla…