​ Hayatın ta kendisi 6. bölüm / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '11

 
Kategori
Öykü
 

Hayatın ta kendisi 6. bölüm

Hayatın ta kendisi 6. bölüm
 

resim alıntıdır. "Mazi, bir yaradır gönlümde."


Özgür’e bakıyor ama onu görmüyordu nerdeyse. Yıllar öncesinde kalan yüreğinde ki ilk kıpırdanmalar gelmişti aklına. Küçük, küçücük bir anı. Onu ilk tanıdığı gün:
“ _Merhaba, çilli kız. Artık tanışsak diyorum… Günlerdir kaçamak bakışlardan bıkmadın mı?
_ Bence önce bir göz doktoruna gidin siz… bir- Benim çillerim falan yok… iki- ben sana neden bakayım ve üç- küçük dağları sen mi yarattın, ne hava bu böyle yaaa… 

Genç çocuk bir kahkaha atmıştı bu sözlerin üzerine. Gözlerinin içinde yıldızlar parlıyordu sanki, bir an yeşil zannetti rengini Handan… Seni timsah gözlü şey diye sessizce söylendi. 

_ Aşk olsun, burnunun tepesindeki çilleri görmedin mi hiç? 

_ Görmedim… Görmekte istemiyorum. Hem… Ne sataşıyorsun bana, bak etrafına. Öbür kızlar, seni süzüp duruyor kaç gündür… Ben değil yani... 

_ Haaa, demek farkındasın bunu… Ne tesadüf bende farkındayım ama ben senin beni fark etmeni daha çok istiyorum… 

_ Ne bu şimdi... Farkındayım, farkındasın… Fiil çekimlerini mi çalışıyoruz… 

_ Ya kızma şimdi… Hadi tanışalım… Ben Özgür… 

- İyi, memnun oldum… Ve… Hoşçakal… 

Handan kaçarcasına uzaklaşmıştı onun yanından. Yanakları alev alev, yüreği yerinden çıkacakmış gibi. Demek fark etmişti , demek günlerdir ona merak ettiğini anlamıştı. Özgür’ müş adı. Ne güzel bir isimdi. Ne güzel gözleri vardı, hele o uçuşan yıldızlar. Ne timsahı canım... O gözler olsa olsa ormanların derin kuytuları gibiydi... Kaybolurdu insan...” 

Handan sisler arasından canlanan bu anının etkisinden kurtulamadan, karşısındaki genç adamın tekrar bir şeyler söylediğini fark etmişti… Farkında olmadan kelimeler dökülüverdi ağzından genç kızın: 

_ Yeşil sandığım aslında ela imiş meğer… 

_ Ne… Handan… ilk tanıştığımızda beni bir güzel azarlamıştın… Yıllar sonra ki ilk karşılaşmamızda yine böylemi davranacaksın yoksa…? 

Gülümsedi genç kız… Bir bilseydi seneler öncesine gittiğini… İlk tanıştıkları günü hatırladığını… Sonra başını kaldırıp genç adama baktı… Yine aynı gözler, yine yıldızlar uçuşuyordu içinde. Bugün ela olduğu daha çok belli oluyordu. Hâlbuki bunu seneler önce ilk fark ettiğinde ne çok şaşırmıştı. Özgür’ de gülmüştü ona. Bukalemun gibiyim ben, âşık oldu mu değişir gözlerim diye… Acaba yine aşıkmıydı? Ela olduğuna göre… 

_ Merhaba Özgür… Ne kadar çok oldu değil mi? 

Genç adam da yüzünde rahatlamayla sıcacık gülümsedi bu sözlerden sonra: 

_ Evet… Çok oldu. Ama hiç değişmemişin sen… Yine… Çok güzelsin ve… Kızma ama yine çiller var burnunun tepesinde... 

Gülümseyerek bakıyordu genç kız: 

_ Sende… Gözlerin... Rengi… 

_ Evet, ela değil mi? 

Genç adam tekrar küçük bir kahkaha attı… 

_ Belki… seneler sonra sahibine kavuştuğu içindir. Ne dersin? 

_ Öyle mi? 

Genç kızın yanakları al al olmuştu yine. Yıllar önce ki duygularını biliyor muydu yoksa? Anlamışmıy dı ilk aşkının kendisi olduğunu? Utangaç bir sesle sorma ihtiyacı duydu bir an: 

_ Buldu mu gerçekten ? 

_ Ah Handan… Seneler sonra karşılaşmışız, iki eski okul arkadaşıyız. Böyle ayaküstü mü konuşacağız. Şuradaki çay bahçesinde oturalım biraz… Olur mu? 

_ Tabii… Olur… 

Yemyeşil korunun içinde, etrafta güzelim lalelerle cennet gibiydi burası. Emirgan Korusu’nun cıvıl cıvıl havası herkesi sarmalamıştı. Çocuklar neşeli kahkahalarla koşturup duruyorlar, anneler babalar çaylarını yudumluyorlardı. Etraftaki insanlar ne kadar mutlu görünüyordu. Biraz ilerideki yaşlı çift… Nasıl sevgiyle bakıyorlardı birbirlerine. Tıpkı Yusuf ile Züleyha gibi… 

_ Eee anlat bakalım… Neler yapıyorsun, bunca senedir neler oldu hayatında? 

Özgür’ün soru dolu sesiyle irkildi genç kız. Utanıverdi yine… 

_ Anlatacak bir şey yok aslında. Normal bir hayat işte. Siz buradan taşındıktan sonra pek bir şey değişmedi sayılır. Liseyi bitirdim ama üniversitede istediğim bölümün puanını alamadım. İkinci denemeden sonra bıraktım bende. Şimdi çalışıyorum. AÖF’ye devam ediyorum. Bu kadar işte. 

_ Oooo, iki dakikaya sığdırdın yani beş altı yıllık süreyi. Bu kadar basit olmamalı. Ya ailen... Yusuf Amca ile Züleyha Teyze… Onlar nasıl? 

_ Annem hastanede yatıyor, kalp krizi geçirdi. Bende oradan geliyorum…Babam da… 

_ Evet, baban? 

Handan gerçeği söyleyip söylememek arasında bocaladı bir an. Hele böyle bir anda doğru olur muydu? Gerçek ailesinin aslında başka birileri olduğunu öğrenseydi Özgür ne derdi? Sessizliğin uzamasıyla tedirgin olmuştu Özgür. 

_ Handan... Yoksa babana bir şey mi oldu? 

_ Yok… Yok… Babam iyi. Annemin yanında. Ben dinlenmek için çıktım biraz. Bilirsin anneme çok düşkündür babam. Şimdi haliyle perişan halde… 

_ Doğru... Çok düşkündür. Çok geçmiş olsun... Annem çok kıskanırdı anneni. Şöyle bir aşk yaşatmadın bana diye söylenirdi babama hep... 

Daha fazla dayanamadı Handan. O ne yapmıştı acaba? Bunca sene nerelerdeydi? İstanbul’a neden dönmüştü? 

_ Ya sen? Şimdi sen anlat bakalım... 

_ İstanbul’dan ayrıldıktan sonra İzmir’i gittik biliyorsun. Babamın tayini oraya çıkmıştı. Ordaki başarılarıyla İl Emniyet Müdürlüğüne kadar yükseldi sonra. Ben de zaten Dokuz Eylül Üniversitesi’ni kazanmıştım. Mühendislik Fakültesi’ni bitirdim. Şimdi çalışıyorum ve Master yapıyorum. Ve…hayatımın aşkını buldum… 

Genç kız utançla başını eğdi önüne… 

_ Öyle mi? 

_ Evet… Aynı şirkette çalışıyoruz onunla. Şu an sözlü gibiyiz. Evlilik planları yapıyoruz. Annem de çok seviyor onu… Adı Emel… 

Handan gerisini duyamadı. Demek o gözlerin sahibi Handan değildi. Hayatının aşkı bir başkasıymış. Oysa senelerdir ne çok hayal kurmuştu. Tekrar kavuşmalarını, tekrar sarılmalarını. O yıldızların içinde tekrar kaybolmayı. Ne çok hayal etmişti. Kimsenin teklifini kabul etmemişti, hiç kimseyi onun yerine koyamamıştı. Gözleri doldu, ağlamamak için ısırdı dudaklarını. Güçlükle, kendini zorlayarak, titrek bir sesle cevap verdi genç adama. 

_ Hayırlısı olsun… Mutlu olursunuz inşallah. 

_ Teşekkür ederim. Senin kalbini çalmayı başaran şanslı yok mu? 

_ Yok… Yok… benim kalbimi çalan da şans ne gezer. Ancak başına bela almış olurdu herhalde. 

_ Senin gibi tatlı belaya can kurban valla. Hatırlıyor musun, o çocuk yaşlarımızı, deli çağımızı? Hiç yüz vermemiştin bana ama içten içe bana âşık olduğunu düşünmüştüm hep. Bu yüzden çok uğraşırdım seninle. Çocukluk işte… 

- Ya, çocukluk işte… Ben kalkayım artık, dinlendim sayılır sayende. Annemin yanına döneyim. Kusura bakmazsın değil mi? 

_ Ne kusuru canım, git tabii… Ama telefonunu ver bana, görüşelim bundan sonra. Bak İstanbul’ dayım artık. 

_ Ben… Ben telefonumu kaybettim aslında… Numaranı verirsen, yenisini alayım... Ararım seni. 

Numarasını verse tekrar görüşmek zorunda kalırdı, en iyisi böyle bir yalan uydurmaktı.
Bir daha görüşemezdi onunla. Bir başkasının olduğunu bile bile bakamazdı yüzüne. Hemen kaçmalıydı buradan. Ama kader onu rahat bırakırmıydı hiç. Sanki, yalan söyleme dercesine telefonu çalmaya başlamıştı. Özgür muzipçe gülüyordu ona bakarken. 

_ Açmayacakmısın? Kayıp telefonun çalıyor, bulan haber verecek herhalde!!! 

by SELVA 

 
Toplam blog
: 71
: 569
Kayıt tarihi
: 25.11.08
 
 

1969 doğumluyum. evliyim, iki çocuğum var. Kitap okumayı ve şiiri severim. ..