​ Hayatlar(xx) / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '09

 
Kategori
Öykü
 

Hayatlar(xx)

Hayatlar(xx)
 

Hepsi de çocuktular.


Küçücük elleri, minnacık parmakları ile annesinin elini kavrarken, dünyada kendinden başkalarının da olduğunu bilmiyordu. Başka dillerin, başka illerin, beklide başka çocukların olduğunu bile.

Onun annesi, onun keçisi, onun damı, onun babası, kısacası dünya, onun dünyasıydı. Sabahları anası onu sırtına vurdu mu soluğu tarlada alırlardı. Eline de içinde keçi sütünden yapılmış bir parça peynirle dürülmüş kuru bir yufka tutuşturup bir ağacın altına oturttular mı keyfi yerine gelirdi. Kendileri de tarlada çapa yapmaya başlarlardı. Bugün de yine tarladan kulağına türkü mırıltıları geliyordu. Anası, babası her gün bu kadar keyifli olmuyorlardı. Ama ne zaman ki gece yan taraftafında tüneyen tavuklarla onların yanında uyuyan keçi huzursuzlanıp, kıpraşsa sabahına bunlar türkü çığırır olmuşlardı.

Eskiden duymazdı onları, artık geceler gittikçe seslenmeye başladı. Uzaklardan silah sesleri, bağrışmalar, koşuşmalar. Bu sesler hep mi vardı da o duymuyordu yoksa geceler mi yeni yeni uyanmaya başlamıştı?

Bir sabah anası elinden tuttu, komşunun öküz arabasıyla başka bir dünyaya gittiler. Meğerse dünya o kadar büyükmüş ki, her yerde kendi gibi çocuklar, analar, babalar. Duvarlarla bölünmüş içinde dolaşılan birkaç gözlü evler bile vardı. Önce şaşırdı, sonra yüreği deli gibi atmaya başladı. Ne güzel diye düşünürken birden içine bir korku düştü. Ya kulübeye dönemezse, ya kaybolursa, ya keçisi, tavukları, tarlaları onu unutursa. Anasının eline daha bir sıkı yapıştı. Ne yapmak istediğini bilemeden boşta kalan eliyle anasının yabanlık, allı güllü eteklerine sarıldı.

“Ana eve, ana eve” dedi. Anası da ”sus velet, okula başlıcan, esvab alıcaz ” dedi.

xx

Küçücük elleri, minnacık parmakları ile annesinin elini kavrarken aklı evde bıraktıkları, kıvır kıvır tüylü, oyunbaz köpekteydi. Pek anlamıyorlardı birbirlerinin dilinden ama, onunla oynamak çok mutluluk veriyordu. Hele bir koltuğa oturtuyorlardı ki sabahları değme keyfine. Önünde oyuncak arabası, elinde en sevdiği tavşanı. Annesi yemek yaparken onu seyretmek, arada bir gülen yüzünü görmek, sevgi dolu sesini duymak.

Bazı akşamlar dışarıdaki şimşekten korkup uyanınca annesi ona sarılır ninni söylerdi. Ya da hafif bir ışık açardı odasında. Arada sırada tam gözlerinden uyku akarken, aklına arkadaşının bisikleti geliverirdi de ne uyku kalırdı ne de başka şey.

Bazı sabahlar uyandığında annesi ıslak saçlarını tararken babası da ıslıkla eşlik ederdi ona.

Bugün çok özel bir gün olacak. Pastalar söylendi. Hazırlıklar yapıldı. Arkadaşlar davet edildi. Bugün doğum günü partisi var. İlk defa doğum günü yuvada değil evde kutlanacak. Çünkü artık okula başlıyor. Özel kıyafetini bile alıp dolaba astılar. Annesinin dediğine göre İngilizce de öğrenecekmiş. Yazın da Londra’ya gideceklermiş.

xx

Küçücük elleri, minnacık parmakları ile elini kavradığı kadına dönüp bir baktı, gözlerinde kendinin de bilemediği bir hüzün ve nemle. Duyduklarını, gördüklerini anlamaya çalışıyordu ama, nafile. Aklı hala elini verdiği kadındaydı. Birden etrafını kendi gibi çocuklar sarıverince korktu. Sırtında hissettiği yumuşacık bir el onu biraz sakinleştirdi de çocukların arasından sıyrılıp merdivenlerden çıkabildiler. Hava kararıyorken gözkapakları da ağırlaşmaya başladı. Son hatırladığı kadının “hadi uyu bakalım” sözleri oldu. Yorgundu, ürkekti, korkuyordu bilinmezliklerden.

Kulaklarında bir sesle uyandı, ve yeni hayatını daha o hiçbir şeyleri anlayamadan böylece tanımaya başlayıverdi. Anasız, babasız, kimsesiz, bir ev dolusu çocukla.

Gün geldi büyüklerden dayak yedi, gün geldi kendi dövdü küçükleri. Burada hayat kuvvetlinindi. Sanki daha önce bir dünyası yoktu. Dünya onu unutmuştu onun da unuttuğu gibi.

Ne bir daha elini tutan ne de ona sarılan oldu. Okula bile o koca evin bahçesinde gitti.

Hep merak etti. O elini tuttuğu kadın, acaba kimdi?

 
Toplam blog
: 97
: 395
Kayıt tarihi
: 15.04.09
 
 

Felsefe, edebiyat, bu alem, öteki alem, uzay, evrensellik; kısacası genelin, "aman canım işin mi ..