- Kategori
- Anılar
Haydarımız
Bizim bir tavşanımız vardı. Adı Haydar dı. Oya üniversite sınavına girmeden birgün önce almıştım ona moral olsun diye.
Ne güzel tüyleri vardı. Bembeyazdı ama gözlerinden birinin çevresi siyahtı. Sanki diğer tavşanlardan farklıydı. Minnacıktı. Küçücük testere gibi dişleri vardı.
Kafese koyduk. Önceleri ürkek ürkek duruyordu. Sonra hareketlenmeye başladı. Ben kafesin kenarına gelince patilerini kafesten çıkarırdı. Nasıl güzeldi onlar. İçinde kemik yok gibiydi.
Ama biraz salaktı. Kafesten çıkarınca başlardı kaçmaya. Koltukların arkasında gezerdi hep. Hiç kucağımıza gelmezdi. Hep yabaniydi. Herhalde onu Afrika'nın el değmedik ormanlarından bulup gelmişlerdi. Yine de çok tatlıydı.
Biz meyva ya da yemek yerken kafesinde duramazdı başlardı patır patır tepinip kafesin demirlerini kemirmeye. Kemire kemire kafesde boya namına bir şey kalmamıştı. Elmanın mandalinanın kabuğunu atardık dakikada yerdi. Çok oburdu. Zaten tavşanlar doyduklarını bilmezmiş. O nedenle çok yemek verince çatlayıp ölürlermiş. Peki doğadaki tavşanlar hep çatlayarak mı ölüyorlar.? Onların yemeğinin miktarını kim ayarlıyor? Herhalde onlar çok şımartılmayan çocuklar gibi kişilikli oluyor. İlginç bunu bir araştırmam gerekli.
Kafesin kapısı kafesin tepesindeydi. Birgün kapısını açık unutmuşuz. Çıkmaya çalışırken ayağı parmaklıkların arasına girdi. Zedelendi. Veterinere götürdük.” Bir şey yok ama ağrısı olabilir. Aspirin verin” dedi. Eve geldik havucu aspirine batırıp uzattık kaçtı yemedi. Halbuki en sevdiği şeydi. Zar zor marulla falan vermeye çalıştık ama nafile hiçbirini yemedi. Neyse gece uyudu herhalde ağrısı azalmıştı.
Bazen o daracık kafesin içinde tepinip tepinip ne kadar talaş varsa dışarı atardı.
Ongun ona yemek vermek için tepeden uzatıp sonrada arkaya doğru havucu götürdüğünde sırt üstü düşerdi .Çok komikti. Bazen de ayakta uyuyup küt diye düştüğü olurdu. Önceleri korkardık. Sonra alışmıştık.
Yedi yedi dana kadar oldu. Tam bir kedi büyüklüğüne ulaştı. Artık kafese sığmıyordu. Bazen gerinmek istiyordu . Upuzun olduğundan kafesin kenarlarına çarpıyordu. Eve bıraksak heryeri kirletiyor ya da kemiriyordu. Ne yapalım? Ne yapalım? diye düşündük. Sonra onu Başkent Üniversitesinin Kızılcahamam daki çiftliğine göndermeye karar verdik. Eşim aldı götürdü. Günlerce üzüldük. Hala bile acaba yaşıyor mu? Yaşıyorsa nerede? diye düşünürüz.
Evde hayvan beslemek bu yüzden çok kötü. Hayvan falan demiyorsunuz ona bağlanıyorsunuz. Tavşan iletişimi olmayan bir hayvandı. Köpek gibi bir hayvan beslense kaybı daha da acı olur herhalde.