​ Haydii Kampaaaa / Turizm / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '11

     
    Kategori
    Turizm
     

    Haydii Kampaaaa

    Haydii Kampaaaa
     

    Soğuk bir kış günü tatil fotoğraflarıma bakarken biraz hüzünledim, özledim ve sevindim. Hüzünlenmemin sebebi yazın ilkbahardan sonra gelmesi ve daha çok zamanın olması, özlememin sebebi tekrardan gitmek için dört gözle beklemem ve sevinmemin sebebi de Haydi Kampa da kurmuş olduğum dostlukların hala devam etmesi.  Sanırım hızlı bir giriş yaptım her şeye başından başlıyım;

    Her şey geçen sene arkadaşımın gittiği tatili ballandıra ballandıra anlatmasıyla başladı. Bu kadar çok şeyi 1 haftada nasıl yaptığını sorduğumda oda aslında hiçbir şey yapmadığını her şeyin ayarlı olduğunu ve fiyata da dahil olduğunu söyledi. Ödediği rakama baktığımda çok uygun olduğunu gördüm ve araştırmaya başladım. Ekşi sözlükte gelişimlerini gördüm ve olimposu merak ettiğim için bu kampa kayıt yaptırdım.

    Uzun bir otobüs yolculuğumdan sonra Antalya otogarında indim. Kapının açılmasıyla sıcak hava iliklerime kadar işlemişti. İşte o zaman tatilimin başladığını fark ettim. Hemen olimpos araçlarına binip kamp yerine ulaşmak istedim. Yaklaşık olarak 2 saat sonra  kamp yerine ulaşmıştım. Kamp yerinde hamağa uzanmış bir kişi fark ettim ve beni görünce hemen doğruldu ve yanıma geldi. Kendisinin ekip lideri olduğunu ve 1 hafta boyunca bizimle ilgileneceğini, ayarlamaları yapacağını söyledi. Ayrıca odamın hazır olduğunu ve istersem hemen yerleşebileceğimi,  akşam yemeğinin saatini ve yemekten sonra da programı anlatacağını söyledi.

    Odama geçmiştim. Yorgun olduğum için uzanmıştım ve birkaç saat sonra kalkmıştım. Uyandıktan sonra odamı incelemeye başladım. Benim seçimim taş odaydı. Bungeynır’dan biraz daha pahalıydı ama daha konforlu gibi gözüküyordu. Mobilyalar güzeldi, yatak rahattı yalnız televizyon olmaması biraz dikkatimi çekmişti. Zaten sonra fark ettim ki odayı sadece yatmak için kullanıyorduk. Aktivitelerden yada gece eğlencelerinden vakit kalmıyordu. Hem kim tatilini odada geçirmek ister ki? Kısacası keyfim yerindeydi.

    Akşam yemeği saatinde başlamıştı. Fazla çeşit olmamasına rağmen yemekler güzeldi ve doyurucuydu. Aşçımız güler yüzlüydü ve sanki hepimizi doyurmak istercesine dilersek ikinci tabağı da alabileceğimizi söylemişti. Yemekte diğer  kampçı arkadaşları da görmüştüm. Tek başlarına da gelen vardı, arkadaşlarıyla da gelen vardı. Dikkatimi çeken şey liderin masa masa gezmesiydi. Herkesle muhabbet ediyor, programı birazdan anlatacağını söyleyip herkeste bir merak uyandırıyordu. 

    Yemekten sonra  ekip liderimiz bize programı kapsamlı bir şekilde anlattı. Uymamız gereken kuralları, sabahları erken kalkmamız gerektiğini, aktivitelere gittiğimizde yanımıza neler alıp almamız gerektiğini, bizim soracağımız şeyleri daha sormadan o cevaplıyordu. Sanırım aktivitelerde güzel geçerse bu kamp da güzel geçecekti. Sonra haydi kampa da her zaman oynanan oyunlardan birisini oynayacağımızı söyledi. Oyun çok eğlenceliydi. Bizim gibi koca adamlar sanki küçük çocuklar olup eğlenmeye başlamıştık. Oyunun sonuna doğru fark ettik ki oyun bittiğinde herkes birbirinin ismini çoktan öğrenmişti. Şaşırtıcı derecede çok etkiliydi. 

    Sonraki gün aktivitelere başladık. İlk gün rafting yapacaktık. Rafting için erkenden kalkıp yaklaşık olarak 3 saat yol gittik. Yol boyunca bir kaç mola verip en sonunda parkurun başlangıç noktasına ulaştık. Orda güvenlik brifingi aldıktan sonra gruplara ayrılıp botlara bindik. Rafting tam bir takım çalışmasıydı. Eğer bir taraf kürekleri iyi çekmiyorsa bot düz gitmiyor, kaytaranlar oluyorsa da bu yük takımın geri kalanı üzerine biniyordu. Bunu kısa bir zaman sonra anladık. 1 saat sonra yemek molası verirken aramızdaki tek muhabbet kimlerin kaytardığıydı. Yemeklerimizi yedikten sonra tekrar botlara binip aktiviteye devam ettik. Bundan sonra diğer botları ıslatmaya başlamıştık. Artık soğuk su bize işlemiyordu ve ıslanmaktan korkmuyorduk. Diğer bottan adam çekip suya atıyorduk.  Yeni eğlence anlayışımız buydu. Tam birtakım olmuştuk ve kürekleri kimin çekip çekmediği hiç önemli değildi. Sonra bir baktık ki parkur bitmiş.  Üstümüz değiştirdik ve araçlara binip pansiyonun yolunu tuttuk. Dönerken çoğumuz yolu hatırlamıyordu. Herkes yolun bir kısmında uyuyakalmış. 

    İkinci gün dalış yapıcaktık. Bugun biraz daha geç kalktık ve Kemer’e doğru yola çıktık. Yol fazla uzun sürmedi ve marinadan tekneye bindik. Teknede dalış hocasından brifing aldıktan sonra tekrar gruplara ayrılıp sıramızı beklemeye başladık. Dalışla ilgili herhangi bir eğitimimiz olmadığı için keşif dalışı yapacaktık. Federasyonun getirdiği kısıtlama 6 metreymiş. Ve bizde 6 metreye dalacakmışız. Aslında 6 metreye tüpsüzde dalıyordum benim için pek bir şey fark etmeyeceğini düşünüyordum ama hiç düşündüğüm gibi değilmiş. Suyun altında nefes alıp verme sesi, balıkları elinle beslemen, sudan çıktıktan sonraki vücudunun yediği o basınç ve dinginlik. Kelimelerle ifade edebildiğimi pek zannedemiyorum ama serbest dalmaya hiç benzemiyormuş. İlk dalışımızda dalış hocaları fotoğraf ve videomuzu çekmişlerdi. Akşam ilk iş onlara bakılacaktı. Öğleye doğru yemeğimizi yedik ve ikinci dalışlara başladık. Artık ikinci dalışta sanki profesyonel gibi dalıyordum. Fotoğraf çekilmek için durmuyorduk sürekli geziyorduk. Hocama dalış bittikten sonra nasıl olduğumu sorduğumda gayet iyi olduğumu söyledi ve bunu da başarmıştım. Sanki bu tatil yapamadıklarıma tik atmak için vardı. Haydi kampa olimpos sagolsun.

    Sonraki gün tekne turuna gidiyorduk. Yol biraz virajlıydı ama sahil yolundan manzarayı izlemek yeni yerler görmek beni sevindiriyordu. Uçağız’a ulaştığımızda yaşlanınca yaşamak istediğim yeri sanki belirlemiştim. Limanda bile denizin tertemiz olması, turizme açılmış olmasına rağmen bakir kalması beni çok etkiledi. Teknemize bindik ve sanki bize özel tahsis edilmiş gibiydi. Teknenin kapasitesi çok olmadığı için bizim dışımızda çok az insan vardı. Deniz çok güzeldi ve teknenin yan taraflarında suyun altını gösteren camlar vardı. Eski amfora parçalarını buradan görebiliyorduk. Tahmin edeceğiniz gibi tüm gün suda geçti ve birbirinden güzel koylarda suya girdik. Bir tanesinde korsan mağarasına girerken diğerinde kayaların arasından çıkan soğuk suyla duş alıyorduk. En sonunda uçağız kalesine geldik ve kalenin üzerinden tüm gezdiğimiz yerleri görebiliyorduk. Havada zıplarken çekilen fotoğraflarımızdan sonra tekne limana yanaştı ve aracımıza binip geri dönüş yolculuğuna başladık.

    Dördüncü gün kuzdere kanyonuna gittik. Önceki gün tekne turunda dinlendikten sonra biraz yorulmalıydık tabi.  Parkur baya zorluydu. Bazı yerlerde belimize kadar suya girip bazı yerlerde atlayıp, bazı yerlerde el ele tutuşup geçiyordu. Kesinlikle sandalette yapılacak iş değilmiş iyiki ayakkabımla gelmişim. J 2 saat zorlu bir inişten sonra küçük bir şelaleye ulaştık ve orada fotoğraf çekildik yüzdük derken biraz dinlenme fırsatımız oldu. Sonra düzlük bir yolda suyun içinde yürüdükten sonra aracımıza binip yemek için bir restoran girdik. Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra lideri ikna edip bizi denize bıraktırdık ve geldiğim günden beri ilk defa Olympos taki denize girebildim. Ve  buradaki tarihi gördükten sonra cumartesi gününü burada geçireceğimi kadar verdim.

    Beşinci gün trekking için yola çıktık.  Bu yolda pek uzun sürmedi sanırım pazartesi günü gerçektende en uzun yolu gitmiştik. Araç bizi Beycik’te bırakmıştı ve bizede doğayla içi içe olan yürüyüşümüze başlamıştık. Sırt çantamızda sudan çikolataya kadar neredeyse küçük bir piknik yapacak kadar erzakımız vardı. Yaklaşık olarak 3,30 yada 4 saat sonra yürüyüşümüzü tamamladık ve araç bizi ulupınara götürdü. Orada mis gibi kiremette alabalığımızı yedikten sonra pansiyona geçip dinlendik. 

    Cuma günü akşamı herkesin içinde bir burukluk vardı. Bir sonraki gün kamp bitecekti ve beklide bu grubu tekrar toparlayamayabilirdik.  Herkesin aynı anda izin alma işi aslında pekte kolay değildi. Bir iletişim listesi yaptık ve herkes malini ve telefon numarasını oraya yazdı bir taraftanda bir bilgisayarda fotoğraf makinelerindeki fotoğrafları paylaşıyorduk. Pazar günü birbirlerini hiç tanımayan kişiler şimdi telefon ve mail adreslerini verip en yakın zamanda görüşelim diyorlardı. Hem birbirinden değerli 19 kişi tanıdım hem de hayatım boyunca yapmadığım yada gitmediğim yerleri bu tatil sayesinde gördüm.

    Teşekkürler haydi kampa ve olimpos ekibi.

    Bir nesilden diğer nesile notlar ;

    · Raftingte omuzlarınıza ve ensenize güneş kremi sürünüz.

    · Islanıp kuruyabilecek ayakkabılardan birer tane temin ediniz.

    · Yemeklerde 5 yada 10 dakikalık aksamalar oluyor ama bunu problem etmeye gerek kalmıyor. Ekstradan bir şeyler yapıp gönlünüzü alıyorlar.

    · Yemeklerde çok çeşit olmamasına rağmen gayet doyurucu aşçı gerçekten elinden geleni yapıyor. Ev yemekleri gibi oluyor.

    · Herkes aynı anda duşa girerse suyun debisi düşüyor ondan dolayı sistemi kurmakta fayda var. Grubun yarısı yemek yerken yarısı duşa girebilir.gerçi bu problemi çözeceklerini söylüyorlardı.

    · Bilgisayarınızı götürmenizde fayda var, fotoğraf paylaşımı için ihtiyaç oluyor yada harici hard diskte olur. Cd de sadece kendi çektikleri fotoları veriyorlar.

    · Odalarda televizyon yada wireless yok. Zaten pekte ihtiyacınız olmuyor. Odaya çok sınırlı sayıda giriyorsunuz.

    ·Odalardaki duvarlar pek kalın değil ondan dolayı azda olsa yandaki odadan ses gelebiliyor.

    ·Yanartaşa çıkınca değip değmediğini siz karar vereceksiniz. Biz karar veremedik.

    ·Gece eğlencelerinde ortamın hareketlenmesini beklemeyin. Siz hareketlendirin.

    · Erken kalkacaksınız. Deniz kenarında şezlong ta uzanmaya hiç benzemiyor. Yorulacaksınız ama kesinlikle buna değecek 

     
    Toplam blog
    : 1
    : 253
    Kayıt tarihi
    : 18.12.11
     
     

    Efendim bendeniz özel sökterde bir firmada yaklaşık olarak 4 senedir çalışıyorum. Her özel sektör..