- Kategori
- TV Programları
Hazal Kaya’dan bir Beren Saat yaratmak istenirse…

Hazal Kaya’nın sevenleri çok öfkeli Feriha’nın yapımcıları ve eski rol arkadaşlarından bazıları da o hayranlara öfkeli. Bir süredir birbirlerine giydiriyorlar bunu çok muhterem magazin medyamızda süsleye süsleye sunuyor. Kaybeden, yara alansa onca emek oluyor ne yazık ki.
Hazal çok genç bir kızcağız. Suçu belki de şöhreti çok genç yaşta yakalamak. Kameranın arkasında, önünde büyüklerinin ayak oyunlarındaki çarka adapte olmak ya da olamamaktır. Bilemeyiz bunu.
Oyuncudur -değildir o ayrı bir konu. Her zaman oyuncu olmak için bu işin eğitimini almak yetmiyor. Yetenek de doğarken herkesin genlerinde olmuyor. Zaten böyle bir konunun dizi sektöründe tartışmaya açılmasını da çok doğru bulmuyorum. Çünkü TV işlerinin en temel öğesi görsellik. Ne yeteneksiz mankenden dönme insanları bize oyuncu diye yutturdukları düşünülürse, hatta daha ileri gidilip jüri- işin uzmanı- eleştirmen- rol model vs gibi kimliklerin içinde gösterdikleri düşünülünce böyle bir tartışma boş bir tartışmadan öteye gitmez.
Bu yüzden oyunculuğundan çok ona giydirilen görevi tartışmak gerekir diye düşünüyorum. Şimdiye kadar oynadığı dizilere baktığımızda Hazal’ın ciddi içerikli bir dizisi yok. Yaptığı işlerin reytingini kast etmiyorum bunun altını özellikle çizelim. Çünkü reyting bir Pazar araştırmasıdır bir işin kalitesinin, başarısının ölçüsü değildir.
Hazal’ın oynadığı dizilere dönüp baktığımızda içerikleri seyirciyi yormayan işlerdi. Aldığı rollerse benim bildiğim son iki dizisine bakarsak eğer zengin iş adamının şımarık kızı, bir kapıcının sınıf atlama savaşı veren şımarık kızı. Şimdilerde de bir konağın şımarık kızını canlandırıyor.
Yani özde farklı diziler olsa da temelde oynadığı karakter ortada aynı. Bu yüzden Hazal’ın oynadığı karaktere hayat vermesinde önemli bir değişiklik yok. Ya da oyunculuğunu sergilediği bir durum yok.
Ancak Son Yaz Balkanlar Hazal’a birkaç gömlek büyük bir dizi. Bu onun oyunculuğu ile alakalı değil bunu anti parantez belirteyim zaten oynadığı karakterin diğer dizilerden farkı yok. Bu büyüklük Hazal’ın konusu itibari ile ilk ciddi işi olmasıyla alakalı. Çünkü Aşkı Memnu da, Feriha’da Hazal’ın seyircisini yormayan, düşündürmeyen bildiğimiz alışık olduğumuz yapımlardandı. Yani öyle aman aman senaryoları olan gerçeğin içinden gelen diziler değildi. Kaldı ki Feriha’da başrol, Aşk-ı Memnu’da ise yan rolde oynayarak hayran kitlesi oluşturmuştu Hazal Kaya. Diğer dizilerine de bakarsak Genco hariç yardımcı ve konuk oyuncu olarak görüyoruz kendisini. Onlar da seyirciyi yormayan işler.
Durum böyle olmasına rağmen; Hazal Kaya’nın hayran kitlesinin rüzgârıyla kolaycılığa kaçan zihniyet onun hayranlarının tam dilini çözmeden benzer bir işte oynatmak yerine getirip Balkanlar gibi bir döneme tanıklık eden bir yapımda oynattılar.
Üstüne üstlük bitmemiş bir öykünün kahramanı, kandırılmış bir hayran kitlesiyle yan kanalda hala adıyla izleriyle hayattayken. Bunları göz ardı eden, es geçen ya da bundan pirim elde etmek isteyen zihniyet bir de bir yığın yok etme parçalama magazin zırvalıklarıyla süsledi. Bunun sonuna da bir oyuncu nasıl iki diziyi birden bitirir dendi. En sonunda da bunun adına başarısızlık dediler. Bu Hazal Kaya’nın değil kusura bakmayın ama ona bu görevi yükleyen herkesin başarısızlığıdır.
Balkanlar dizisinin yapımcısının, Hazal’ın menajerinin, Feriha’daki öyküsünü tamamlamayan yarım bırakan yapımcının, haber olsun da ne olsun diyen magazin medyasının ve hala Feriha’nın öldüğünü kabul etmeyen seyircisinin, hayranlarının suçu ve başarısızlığıdır.
Hazal’ın arkasındaki rüzgârın kolaycılığıyla bir tarih dizisi yaparsanız, tarih derslerinde uyuklayan bu kuşak aynı şekilde ekran karşısında uyuyup kalır.
Bir Hazal’dan Beren Saat yaratma hayalciliğin bedeli de bu olur.
Hani Beren çeşitli projelerde yer aldı inanılmaz başarılar elde etti ya ne var Hazal da yapar.
Tabii yapar ama ancak bu kadarını.
Oysa ki Beren Tv dizilerine adım atar atmaz her projesi içerikleriyle sağlam işlerdi. İçi boş hiçbir projede yer almadı ne başında ne de sonunda. Aşk-ı Memnu uyarlamasını bir kenarda tutarsak her yaptığı iş hayatın içinden, inandırıcılığı olan, konularıyla ön plana çıkan işlerdi. Ve konuları da toplumun kendisiydi. Bu yüzden Beren’in giydiği her karakter onun oyunculuğu ile öne çıksa da Beren her kesimi kucaklayacak projelerin içinde yer almakla başarısına başarı katmıştır. Yani izleyicisi çeşitlilik sahibi bir oyuncudur. Oynadığı her dizide farklı karakterlere hayat vermiştir. Tek tip bir rol giymemiştir. Dizilerinin konuları bir birinden uçlardayken oynadığı karakterlerde birbirinden uçlarda olmuştur. Yeri gelmiş bir canlı bomba olmuş, yeri gelmiş 50’li yılların çıtı pıtı kızı olmuş, yeri gelmiş isteri nöbeti geçiren bir kadın olmuştur ama o karakterlerini doldururken- senaryoları da onu doldurmuştur. Bu da onun zekâsıdır ya da şansıdır. Tercihlerinde akılcı davranmasına neden olan her kimse onu da tebrik etmek gerekir.
Hazal Kaya’da ise durum böyle olmadığı halde kızcağızın omzuna yük üstüne yük bindirip ondan bir Beran Saat nasıl yaratırız düşüncesiyle bir işe sürüklediniz. Seyirci tüm olup biten bu samimiyetsiz duruşa inanmadığı içinde Balkanlar gibi tarihimizin en önemli dönemlerinden birini ekrana taşıyan bu yapıma inanmadı. Tuğçe Kazaz seçimi de seyircinin kafasında bir yerde soru işaretiyken üstelik.
Özetle magazin gündemi tarihimizin önüne geçti. Buna izin veren yapım şirketini bu yüzden kınıyorum. Bu olasılıkları göz ardı etmek, tarihimizin bu önemli dönemini oyuncuların hayatlarının arkasında yer almasına seyirci kalmak, göz yummak, bundan medet ummak af edilir bir durum değildir.
Bu diziyi gerçekten izlemek isteyen insanlarda bu başarısız girişim yüzünden hikâyenin içine girememiştir. Elveda Rumeli’de ekranlara geldiği gün ses getirmedi konu ilerledikçe ses getirdi ama seyirci orada inandı işe ve bekledi.
Şimdiyse bir yandan bu komediler, bir yandan Elveda Rumeli’nin yarım bırakılmış bir öyküsünden kalma güvensizlik, üstüne üstlük yine aynı kanalda yayınlanması eklenince seyirci işin samimiyetine inanmadı, inanmayacaktır.
Balkan hikâyeleri, tarih hikâyeleri magazin malzemesi yapılmayacak kadar acıdır. O öyküleri ele almak kadar o öykülerin acılarını da, gerçekliklerini de yüreklerde taşımak gerekir. Bu işe gönül verdik içi boş söylemleriniz inandırıcı olmuyor maalesef.
Sevinç Çokumu bilenler bilir. Bilmeyenlere ve unutanlara da ben anlatayım. 80’li yılların başında Bulgaristan’da yaşanan bir trajediyi kaleme alan senaristtir kendisi. “Yeniden Doğmak” derken o senarist oradaki trajedinin kahramanlarının hayatını kurtarmıştır. Dizisi Türkiye’de yayına girince Bulgar makamlarınca 3. Bölümde yasaklatılmış ve ardından bir anlaşmayla diziye konu olan Aysel iade edilmiştir Türkiye’ye. Çok sonraları dizi tamamlanmış yayınlanmıştır. Ama buradaki asıl gerçek Sevinç hanımın kaleminin yarattığı ses ve hikâye ile daha ilk bölümde ayağa kalkan Türk halkı ve basınıdır. Dizinin yayından kalkması Aysel’in hayatını kurtardığı içinde halk arkasında durmuştur. Yani Balkanlar’da ki hikâyeler çoluk çocuk malzemesi değildir. Gerçektir.
Elveda Rumeli ile çoluk çocuk kaprisine heba ettiğiniz işe bugün “Son Yaz- Balkanlar 1912” ile kaldığınız yerden devam etmeye kalktınız. Aynı malzemeleri getirip buna da bulaştırdınız.
Tanıtımlarınıza güvendik çok emek verilmiş dedik. Daha ilk bölümde içine giremedik. Hadi ilk bölüm dedik geldik ikinci bölüme inandırıcılıktan uzak replikler, sahnelerle yine giremedik öyküye. Özensizlik her yerine işlemiş yaptıkları işin kusura bakmasın Adam- Film.
İşte bu yüzden gönül verdik söylemlerinize inanmıyor seyirci. Dizinin toplumu kucaklamamasının başarısızlığı sizin başarısızlığınızdır diyorum bu sebeple de.
Armağan Çağlayan’ın izleyici ile girdiği polemiklere seyirci kalıp daha iş yayına girmeden bile bu polemiklerden beslendiniz. Armağan Çağlayan’ı severim çok zekidir ki bu zekâsını seyirciyle dalaşta da yine gösterdi dizi daha başlamadan sizi öyle bir kıvama getirdi ki bu polemiklerle Hazal’ın rüzgârı yeter dediniz. Bunun tersini söyleseniz de işiniz ortada. Adam-Film’in yaptığı bir iş böyle olmamalıydı.
Ha bir parantez açayım Çağlayan’ı severim sevmesine ama onun ergen mahalle kızı edasıyla eli belinde seyirciyle dalaşını doğru bulmuyorum. Seyircinin sitemini ergenlik halleri olarak nitelerken kendi tavrının da aşağı kalır yanı yok. Ama dedim ya bu taktikte emin olun Armağan’ın zekâsının ürünüdür. Unutmayın yan komşuda bir “Veda” var. Sanmayın ki bu kıvama getirme Hazal dalaşıdır. Emir’in yoluyla alakalıdır. Tüm dalaş iki dönem dizisinin kendi iç savaşıdır.
Bakın Çağlayan ne söylemiş;
Şimdi ortada dolaşan ve Armağan Çağlayan’ın dile getirdiği dizi kalkacak söylemlerine inat- reytinglere inat bu diziye hem yapım hem de kanal olarak sahip çıkarsanız ancak o zaman seyirci samimiyetinize inanır. Ve menajerlerin açıklamaları değil kanal ve yapımın ortak açıklamasıyla dizinin devam mı tamam mı söylemlerine inanır.
Bu dizi bir 2 yaka Bir İsmail dizisi değildir, kaldır çöpe at diyemeyiz. Ya da benzeri başka dizilere benzemez. Şimdi kanalın da, yapımın da kendini gösterme vaktidir. Oyuncularına yapılan bu saldırıların da önünü kesmesi gereken yine kendileridir.
Elveda Rumeli’nin yarım kalmışlığı burada da yaşanırsa ne kanal affedilir ne de yapım şirketi. Tarih bu kadar ucuz değildir. Bu sefer bir zahmet özelikle kanala söylüyorum reklam dilimine önem vermeden bu dizinin arkasında dursun, diziyi olması gereken yere getirsin, hikâyenin tamamlanmasına izin versin. Bu tek başına yapımın yapabileceği bir şey değildir.
Salı günü yayına vererek baştan hatanın en büyüğünü yapmıştır kanal zaten. Hazal’ın, Feriha’nın rüzgârı yetecek sanarak aldanmıştır. Tarihin rüzgârı da onlara dersini vermiştir. Şimdi bu dersten iyi sonuç çıkarıp diziye yeniden hayat verme zamanıdır. Zaten Elveda Rumeli’den kalan bir borçları vardır seyirciye.
Ha Kurtlar ve Huzur bize yetiyor diyorsanız kaybettiğiniz seyirci güvenini yeniden pekiştirmek yerine bunu tercih ediyoruz diyorsanız Balkanlar’ın acısını iyi bilenler de bir dahaki tercihlerini ona göre yapar emin olun.
Örneğin ben mesleğimi bir kenara bırakıp izleyici olarak tercihimi dile getirirsem tarih ya da dönem dizisi yayınlanacaksa eğer bir kanalda projenin içindeki isme bakarım. Tomris Giritlioğlu isminin yer almadığı bir dönem dizisi izlemem. Neden mi; çünkü o dönem dizisi yapıyorsa eğer gerçekten o dönemin ruhuyla bize sunuyordur. Herkes dönem dizisi yapmaya soyunuyor son zaman ama önce işin ruhunu öğrensinler sonra yapsınlar. Yine ben uzun zamandır özellikle dönem dizisi- tarih dizisi ATV’de yayınlanacaksa iki kere düşünürüm.
Kendi üzerimden örnek neden verdim biliyor musunuz hani ergen denilen izleyici profiline siz ne anlarsınız deniyor ya onlar artık Ayşe-Fatma Teyze gibi değiller işin en ince ayrıntısına bakıyor aynı biz profesyoneller gibi. Halil Amca’ya, Suna Teyze’ye dizi yapmıyorsunuz artık yeni nesil kim oynuyor-la beraber cıcığını araştırıyor işin. Hani o beğenmediğiniz ergenler… İzleyici profili değişiyor uyanın artık…
Günün notu;
Pek yakında, hatta çok çok yakında, bu gece mi desem bilemedim günü son anda hep değişince; bir dönem dizisi daha yayınlanacak. İsmi bir sinema filminden esinlenme, telif verip değiştirmişler midir ismini bilmem. Bunu yapmadılarsa eğer daha yakın zamanda sırf isim benzerliği yüzünden Müjdat Gezen’e açılan ve kazanılan davayı hatırlatayım sonra başları ağrımasın. Yine kahramanı aynı sinema filminin oyuncusu, kadınların gözdesi bu kolaycılıktan sonra hikâye işte onu göreceğiz bakalım bizde dönem dizisi yazarız-ı ispatlayabilecekler mi pek tatlı klavyelerinden şeker damlayan senaristlerimizin hadi hayırlısı…
Perşembe günü bi rde yan komşuya bakalım.:))
https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)
http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35
Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.