- Kategori
- Siyaset
Hemen şimdi..

Profosyonel köşe yazarı değilim.. Ama aferin bana..
Megolamanlık de gerekiyor bazen..
Bir de insan bazen kendini övmeli, övünmeli, gurur duymalı başarılarından. Kendini onamalı arada bir..ha ne dersiniz?
Anlatmak isteyeceğim konu öyle büyütülecek bir konu değil..
Ak Parti kapatma davası arifelerinde kendimce önsezilerimle bazı yorumlarda bulunmuştum blog satırlarımda..
Demiştim ki,
"AKP kapatılmayacak, "
"Avrupa Birliğine karşı çıkan AKP taban seçmenlerine dolaylı yollardan Anayasa Mahkemesi tarafından verilecek bir uyarı olacaktır.."
Aşırı İslam propaganda'nın AKP ye zarar verebileceği bağlamında, AKP seçmen tabanına daha ılımlı olması için bir mesaj niteliğinde açılan dava olduğunu belirtmiştim..
Çünkü aşırı İslam içerikli siyasi güdümler Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine zarar verecekti.
Kapatılmadı..
Bugünkü Milliyet'te.. Avrupa Komisyonu Genişletmekten Sorumlu üyesi, Dr. Olli Rehn, Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirdiği bir açıklamasını internette gezinirken gözlemledim..
"Krizler, Türkiyenin reform enerjisini tüketiyor..
Siyasi Partiler yasası çıkarılmalı..
Yolsuzluklarla mücadele yasası çıkarılmalı..
Kayıt dışı ekonomi, kayıt altına alınmalı.
Ve bu reformlar sonrası müzakereleri öne alıp, Türkiyenin Avrupa Birliğine sokulması gerçekleştirilecektir" şeklinde güzel ve bir o kadar da beni sevindiren haber okudum.
Güzel haber oluşu, Türkiyenin AB müzakere sürecinin biran önce yapılması..
Sevincimse, köşe yazarı olmamama rağmen, AKP kapatma süreci hakkındaki değerlendirmelerimin düüşüncelerime göre sonuçlanması.
Evet AKP'li olmadığımı, önceki yazıtlarımda da belirtmiştim.
Benim için önemli olan Türkiye ye olumlu katkıları olan lider önemlidir.
Tarih hafızalarım pek güçlü olduğu söylenemez.. Sanıyorum Avrupa Birliğine, 1960 yıllarından itibaren müracaatımız başlamıştır..
Bu süreç içinde çeşitli siyası iktidarlar gelmiş, geçmiştir.. Hepsinin katkıları olduğu muhakkaktır.
Sayın Erdoğan'a da, AB süreci'nin en parlak dönemine denk gelmiştir..
AKP yoluna devam etmelidir.
Amerika ve Avrupa diğer dünya ülkelerini yönlendirdiği gibi, ülkemizi de yönlendirmektedir.. Burada sayın Erdoğan'n kişisel çabalarının çok yüksek olduğunu söyleyemem.
Senaryolar ABD'de yazılır, AB süflörlüğü eşliğinde sahnelenir..Bizler de alkışlıyoruz..Ahh, bir de neye ve kime alkışlamayı bilen toplum haline gelebilsek..
Şimdi, düzgün bakalım..
Tüm program ve uygulamalar ABD ve AB elinde olan bir ülke olarak, Başbakan'ın sayın Erdoğan'ın olması, sayın Baykal'ın, sayın Bahçeli'nin veya başka liderlerinin olması bir şey değiştirir mi?
Bence hayır.
O halde yeni bir iktidar oluşturmak için ülke daha fazla zarar görmeden, mevcut iktidar ile AB yoluna devam etmeliyiz..
İnsanlarımız, insan gibi yaşamaları için gerekli uyum yasaları bir an önce çıkarılmalıdır..
Hayat'ın güzellikleri için hep ileriye, hep ileriye.
Sevgiler