Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '08

 
Kategori
Kültür Turizmi
 

Her an...

Her an…

Son dönemde hemen her yerde gözümüze ilişen bir düşünce akımı var. “Hayat sizin” “Hayatınızı kendiniz belirleyin” “Bir daha gelmeyeceksiniz dünyaya” mantığıyla işlenen kişinin bireyselliğini vurgulayan düşünce akımları her geçen gün hayatımızı şekillendiriyor. Bu gün gelin hep beraber bu düşünler üzerine beyin jimnastiği yapalım.

Doğduğumuz andan itibaren başlar hayatın koşuşturması. Bir dönem ailelerimiz koşuşturur bizim için. Sonra ufak ufak biz sırtlanırız yükü. İlkokulla beraber aslında biter gibi olmadı mı çocukluğumuz? Bazen hiç anlamadığımız problemleri çözerken bazen anlamını zorla kavramaya çalıştığımız ki genelde anlayamadığımız öyküleri şiirleri papağan gibi tekrarlarken, sabah en derin uykumuzdan zar zor kalkıp hava soğuk sıcak demeden içimiz koşup oynamak için tutuşurken saatlerce sırada oturmak zorunda kaldığımızda bitmeye başlamadı mı çocukluğumuz?

Okul hayatı ilerledikçe her yıl bir kat daha artmadı mı sorumluluklar. İşte o noktada öğrenmeye başladı belki çoğumuz hayatı. Belki daha önceden varlıkla yoklukla yoğruldu çocukluk yılları. Zamanla değişti gelişti belki hayatımız. Genel değimle bir işe yaradık belki bir mesleğimiz oldu. Belki boşa geçti yıllar kaygısını yaşadık.

Her ne yaşadıysak hayatta acaba dendiği gibi biz mi seçtik tüm olup biteni. Okulda çalışmayıp tembelliği biz seçmişsek bile ailemizi biz mi seçtik. Ya da doğduğumuz ülkeyi saç rengimizi…

Bence kabul etmek gerekiyor ki hayat dengesini kendisi kuruyor. Bazen biz seçim yaparken bazen bizim adımıza seçilmiş gibi olmuyor mu. sizce de hayatın getirdikleri? Kimi an gelir tercih yapmak durumunda kalırız. Kimi an tercihler zaten kendiliğinden gelir. Bizler eşlerimizi kendimiz seçerken yüzlerce yıldır kadınlar belki de bir ömür yaşayacağı eşlerini aile zoruyla kabul etmedi mi yüzünü bile görmeden. Töre adına gelenek adına. Şimdi kişinin tercihi nerede kaldı peki.

Bizler ait olduğumuz toplum yapısına göre birbirine tutkun bir yapı sergilemekteyiz. Koca adam olur evlenir barklanır çocuklar ama anne baba kol kanat gerer. Hatta amca teyze hala olmakta sorumluluk katar bize. Bunun yanında büyüklerimiz yaşlanır ne kadar zor olsa da biz bakarız elden geldiğince. Öyle huzur evleri vs ne kadar Avrupai görünse de biz ters gelir. Kızarız çoluğunu çocuğunu annesini babasını yurtlara huzur evlerine yatıranlara.

Hayat kendi seyrinde akıp giderken bizler ufak tefek seyrini değiştirebiliriz. Yıllarca bunun için didinip dururuz. Değiştireceğimiz en temel şey kendimizi geliştirmektir oysa. Önce dinlemekle başlar bu değişim. Kimdir bu insan bi dinleyelim ne der ne iletmek ister bize. Oysa biz kafamızdaki şablonlarla genel düşüncelerimizin baskısıyla dinlemeyiz karşımızdakini. Biz biliriz ne olsa. Bilmediklerimizi sıraya koysak buradan aya gideriz kızım demişti bir araştırmada yaşlı bir amca.

Sonra eğitimle devam eder bu değişim. İşte bu noktalarda kendi şartlarımızı değiştirmeye çalışır bazen beceririz de.

Evet bu hayat bizim. Yakınların ölümüyle tatsızlaşır hayat ancak bizim ölmemizle biter. Bu nedenle kendi yolunu çizmeye çalışmalı hayattan zevk almalı insan. Mutlu olmanın yollarını aramalı. Ancaaakkk yıllarca kendisine emek veren ailesini, en acı gününde omzuna yaslanıp ağladığı, mutluluklarını paylaştığı dostlarını unutmadan, tek başımıza değil sevdiklerimizle mutlu olmanın yolunu aramalıyız.

Her anın yaşanılası olması dileğiyle…

 
Toplam blog
: 3
: 529
Kayıt tarihi
: 23.01.08
 
 

Halk bilim uzmanıyım. Kültür ve turizm bakanlığında folklor araştırmacı olarak çalışıyorum. Halk kül..