- Kategori
- Tiyatro
Her gün biraz daha kuruyor damarları, içimizde akan ırmağın!

“Her gün biraz daha kuruyor damarları içimizde akan ırmağın!
Balıkların ışıldayan pulları, yırtıcı kuşların tırnaklarına dönüşüyor gittikçe”
Özlemlerimiz tutkuya, tutkularımız hırsa dönüşürse insanlığımızdan ne kaybederiz ya da bizden geriye kalana ne denir?
Ucubeleşmek sadece bedensel mi olur?
Değerlerimizden ne kadar uzaklaşabiliriz?
Her insanın içinde yozlaşmayla olan sınırı nerede başlar?
Çarkın dişlilerine girdiğimizde ne kadar karşı koyabiliriz? Bu konuda kendimize ne kadar güvenebiliriz..?
Bence buna kimse garanti veremez..!
Bana bu sorgulamayı yaşatan Ankara Devlet Tiyatrosu’ nun sahnelediği “Gizler Çarşısı” adlı oyun.
Yazarı, Turgay Nar
Yönetmeni, Laçin Ceylan
Oyun, kıt kanaat geçinen ama ailesine daha iyi gelecek sunma özleminde olan bir beşik ustasının karşısına hayatının fırsatı(!)nın çıkması üzerine temellendiriliyor.
Evli, tek çocuklu sıradan bir yaşantı süren bir insanın hırsının sonucu elde ettiklerinin artık ona bir anlam ifade etmemesi…
Dekor, kostüm ve tiratlarla bazen kendimizi Antik Yunan’ da, bazen de 21 Y.Y. Türkiye’sinde hissederek zaman kavramanı yitiriyoruz. Böylelikle bu sorunların geçmişten günümüze kadar uzanan insanın varoluş mücadelesiyle süregeldiğini görüyoruz.
"Zaman yoksa mekan olur mu, mekan yoksa zaman olur mu?"tiradıyla da bunu destekliyorlar.
Oyunun bir yerinde Beşikçi’nin şöyle bir tiradı vardı:
“Ben tek başıma ne yapabilirim ki..?”
Hiçbir şey elimizden gelmese bile algılarımızı açık tutarak amaçlarla araçların birbirine karışmasını engelleyebiliriz.
Sadece bize biçilen gömleği giymeyerek bile farkındalık yaratıp çürümeye bir karşı duruş sergileyebiliriz.
Arada bir hayatımıza molalar verip kendimizi dinleyebilir ve gidişatımızı sorgulayabiliriz.
Çünkü bir de bakmışız ki dönüşü olmayan bir yoldayız..!
“ Yazısını bile okuyamadığım dünya sürekli benden kurban istiyor”
“Atlanıp gidilecek atlar da kalmadı, gidecek yer de yok.”
Sonlara doğru, her şeyini yitiren ve varlık nedenini bile unutan Beşikçi “Kimim ben..?” dediğinde çok geçti.
“Bu beşik öyle bir yola soktu ki beni, artık hiçbir şey yapmak istemiyorum, başka hiçbir beşik yapamaz oldum.”
Bencilliğinin, çıkarlarının uğruna her şeyini kaybetmiş ve bunları yaparken aslında sadece kendi benliğinden olmuştu..!
“Kendimden utanıyorum. Ellerimi kesmek istiyorum, bu ellerle kendime dokunamam artık!
Bu beşiği yapmanın tutkusuyla neyim varsa kaybettim.”
Ve devam eder ;
“Bu kokuşmuş, bu çürüyen “zaman labirenti” nden yeni beşik yapacağım..! Öncekinden daha da ölümcül.”
“Unutma: Zevkin bitirdiği ey insan, taş sensin, çöl de…ölüm de sen”