Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '12

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
578
 

Her kadının temize çekmeye çalıştığı bir hikayesi vardır aslında

Her kadının temize çekmeye çalıştığı bir hikayesi vardır aslında
 

Saklanmak, acındırmak.

Kurtulmak, değiştirmek yerine, mazeretinin haklı görülmesini sağlamaya ve bunu hissetmeye çabalamak...

Taraftar aramak... Mahkumiyeti seçmek...

Hani meşhur özdeyiş var ya;İsteyen çare, istemeyen mazeret bulur diye... Çok doğru!

Ne yapayım çaresizim, çaresizdim diyen pek çok kadın,kardelen olarak yetişen sonra bu şansı değerlendirip binlerce kadına, genç kıza umut olan kadın,hayatla mücadele eden şansız doğan kadın,eşitliği savunan kadın,yaşamı seven,doğuran,eğitim alan ya da bunu hiç tadamayan kadın,aşık olan kadın,kendinden ödün veren kadın,kısıtlanan,dayak cennetten çıkmadır diyerek her gün üç posta dayak yiyen kadın,çocuklarına analık eden kadın,savaşlarda cephelere mermi taşıyan yine kadın hep kadın…

Peki nedir bu kadın düşmanlığı ? Toplumda çok büyük bir önem arz eden kadınlar neden çeşitli şiddet türlerine maruz bırakılıyor? Bir mal gibi alınıp satılma,adam yerine konmama,acınası durumlara sürüklenerek çaresiz bırakılmaları değil sadece kastım bi araştırma yaptım ve bakın kadınlara uygulanan şiddet kaç türlüymüş.

1-Fiziksel Şiddet

2-Duygusal Şiddet

3-Ekonomik Şiddet

4-Cinsel Şiddet

gibi bir sürü şiddet teması var. Peki ama neden dediğimizde yine bir araştırmadan aldığım rapor karşıma çıkıyor beni şaşırtırcasına. Bu raporda kadına şiddetin baskın olmasının sebebi olarak öncelikle erkeklik hormonu  testesteronun  şiddet kullanma eğilimini arttırdığı yönünde tezler var. Erkeklerde saldırgan davranışların yaşla birlikte düşüş göstermesi, testesteron hormonunun şiddet uygulamada etkili olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca şizofreni ve alt tipleri gibi psikotik durumlar ve kişilik bozuklukları da –antisosyal, narsistik – şiddeti yükseltebilmektedir. Madde kullanımı alkol uyuşturucu diğer detaylar olarak lanse ediliyor.

Şiddet uygulama ve şiddete maruz kalma öğrenilen bir davranıştır. En önemli öğrenme kaynağı ise, şiddeti uygulayan kişinin kendi ailesidir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde, aile içi şiddetin uygulandığı bir ortamda yetişenlerin, şiddet gösterme eğilimine sahip oldukları bulgulanmıştır. Ayrıca şiddetin, toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı (“kızını dövmeyen dizini döver”, “kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” anlayışları ve annesini, kız kardeşini döven erkek çocuğunun itibar görmesi gibi) olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da sosyal bir neden olarak kabul edilmektedir. Toplumların sahip oldukları iletişim becerilerinin zayıflığı, duygu ve düşüncelerin kışkırtıcı biçimlerde ifade edilmesi alışkanlığı, bilinçsizce yapılan suçlamalar, hatalı namus ve ahlak anlayışları da şiddetin sosyal nedenleri arasında sayılabilir. Yoksulluk, eğitimsizlik, hayat karşısında başarısız olmak, beklentilerin ve kazanılmış niteliklerin yoksunluğu, kadınların sosyo-ekonomik bağımlılığı, kadının mesleğinin ve gelirinin erkekten daha iyi olması gibi sosyo-ekonomik baskı unsurları da şiddet uygulanmasına neden olabilir.

Yine aldığım bir araştırmaya göre Şiddet gören kadın,

Korkar:Korku, şiddete maruz kalan kadının en baskın duygusudur. Korku uyku düzenini etkiler; uykusuzluk ve kabuslara yol açar. Bu safhada kadın yardım almayı ister ama erkeğin müdahale eden kişilere de zarar vereceğinden korktuğu için şiddeti gizleme eğilimine girer.

Benlik saygısını yitirir:Sürekli şiddete maruz kalmanın en belirgin sonucu kadının özsaygısı düşer. Kadın kendisine takılan "çirkin, aptal, beceriksiz, kötü anne, pasaklı, geri zekalı …" gibi sıfatları benimsemeye başlar. Yaşamı üzerinde kontrolü kaybetme duygusu yaşar ve karar vermekte zorlanır.

Baskıyı içselleştirir:Bir kişinin kendisinin daha önemsiz olduğuna ve kötü davranılmayı hak ettiğine inanması, karşısındaki kişinin şiddet uygulamaya devam etmesini kolaylaştırır. Bu durumda kadın tüm hatanın kendisinde olduğunu kabullenir.

Kendini suçlar:Şiddete maruz kalan kadın sıklıkla kendini suçlar ve erkeği şiddet uygulaması için tahrik ettiğine inanır. Şiddet uygulayan erkeklerin neredeyse tamamının iddiası da budur. "Neden ille dayak aranıyorsun?" "Dediğimi yapsaydın dayağı da yemezdin?" Kadın elinden geldiğince erkeğin istediği gibi davranmaya gayret eder. Şiddeti hakkettiğine ikna olur. Oysa şiddetin kadının davranışları ya da kişiliği ile bir ilgisi yoktur.

Karmaşık duygular hisseder:Saldırgan eş her zaman saldırmaz. Uzun aralıklarla sevecen ve ilgili bir koca olabilir. Bu durum kadında karmaşık duygulara yol açar. Şiddet yüzünden evliliğini bitirmek istemez. Öte yanda gelecek kaygısı da duyar.

Yalnızlık çeker:Şiddete maruz kalan kadın, çocuklarının ve yakınlarının güvenliği için sessiz kalmayı tercih edebilir. İçinde bulunduğu durumdan utanır ve başkalarından yardım isteyemez. Ayrıca kocası; arkadaşları ve ailesi ile görüşmelerini de kontrol ettiği için toplumsal desteği azalır. İçine düştüğü yalıtılmışlık duygusu durumunu gerçekçi bir gözle değerlendirmesini engeller. Böylece erkeğe olan bağımlılığı artar.

Eşinden umudunu kesmez:Şiddete maruz kalan kadın içinden sürekli erkeğinin bir gün değişeceği ve hayal ettiği gibi biri olacağı umudunu taşır.

Duygulanım bozukluğu yaşar:Şiddete maruz kalan kadının duyguları ani olarak değişir- ağlarken güler, gülerken öfke patlaması yaşar.

Öfkelidir:Şiddete maruz kalan kadın kızgınlığını genellikle şiddet kaynağına değil başkalarına -sıklıkla çocuklarına yöneltir. Şiddetin gerçekleştiği anlardan yıllar sonra bile kadının içindeki öfke canlılığını koruyabilir ve hafif bir kışkırtmayla öfkesini başkalara yönlendirir. Kadının intikam alma isteği öylesine güçlü bir hal alabilir ki, bu ihtiyaç tüm yaşamını yönetebilir.

"Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün 2002 yılı raporlarında belirtilen tahminlere göre tüm dünyada üç kadından biri yaşamlarının bir döneminde dövülmekte, cinsel ilişkiye zorlanmakta ve diğer yollarla taciz edilmektedir. Tacizi yapan kişi genellikle kendi ailesinden biri ya da tanıdığı bir kişidir.

TÜRKİYE’DE KADINA ŞİDDETİN BOYUTLARI

Avrupa Birliği standartlarına göre her 7500 kadına bir sığınma evi kurulması mecbur tutulmuşken; Türkiye'de toplam dokuz kadının sığınma evi vardır. Bu da ortalama 3 milyon kadına bir sığınma evinin düştüğünü gösterir. SODEV araştırmasına göre; mevcut sığınma evleri de güç koşullar altında çalışmaktadır. Belediyeler ise; açılan birçok sığınma evini kapatmıştır.

İlginçtir  bu saptamalar ve hesaplamalara rağmen bu tutarsızlıkların içinden çıkıp kendine yeni bir hayat kurabilen kadınlarımızda vardır. Her şeye rağmen temize çekilmeğe değer hikayelerin sürmesi dileğiyle…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Öncelikle bu konuda ilk adım devletten gelmeli; ilk başta eğitim ve meslek edindirmeyle bilinçlendirme.Onlara sahip çıkarak arkalarında olduğunu gösterme(ama bizde bunun tersi ne yazık ki) Örneklerini görüyoruz işte.Kadın koruma istiyor devlet koruyamıyor ve kadın öldürülüyor. Güzel bir bilgilendirme yazısıydı. Paylaşıma Teşekkürler

SAHAFÇA 
 08.11.2012 23:34
Cevap :
okuduğunuz için ben teşekkür ederim :)   09.11.2012 15:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 996
Kayıt tarihi
: 12.10.12
 
 

Öğretmen, resimci, kitap kurdu, fotoğrafçı.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster