​ Herhangi bir gün / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '07

 
Kategori
Anılar
 

Herhangi bir gün

Sabah sıkıntı ile uyandım. Telefon ettim. ‘Bu gün işe gelmeyeceğim.’ Arabama bindim, amaçsızca dolaştım. Radyoyu açtım, duymuyorum. Hala kendime gelemedim. Başım kazan gibi. Yaşlanıyor muyum ben? … İstiklal caddesinde yürüyorum. Neden buraya geldim? Kalabalık bir cadde burası. İnsanlar çarpıyor yanımdan geçerken. Hava soğuk, yağmur yağıyor. Hiç üşümüyorum, kabanım da ince üstelik. Yüzümdeki ıslaklık gözyaşı mı. İki tarafımda lokantalar, kafeteryalar var. Canım hiçbir şey yemek istemiyor. Yemeliyim, kan şekerim düşecek. Beyoğlu çikolatası, üniversitede okurken her geldiğimde yerdim. Bir tane alayım bari, başımın dönmesi geçer. Yıllardır hep aynı, hiç değişmemiş bu çikolata. Kendimi biraz daha iyice hissediyorum….

Dün öğleden sonra, akşama kadar, ressam Hamiyet hanımla sohbet ettik. Altmış yaşında bir hanımefendi. Düğünüme gelirken giydiği elbise hala hatırımda. Sade , aynı zamanda da çok şık. Öğlene doğru işlerimi organize edip çıktım ofisimden. Evi her zamanki gibi düzenliydi. Parfümü hafif hoş bir koku. Saçlarını kısa kestirmiş, röfle yaptırmış. Daha genç görünüyor. Her zaman yaptığımız gibi, mutfağa indik. Geniş mutfaktaki masaya oturduk birlikte. Havadan sudan konuşuyoruz. Benim kızı sordu. Ders çalışıyor dedim. Basketbol oynuyor bu aralar. Sürekli konuşuyoruz, fakat sanki bir şeyler anlatmak istiyor da anlatamıyor gibi.Sabırla bekledim. Sonunda anlatabildi. Aşık olmuştu. Ama karşılığı olmadığını düşünüyordu. ‘Bu yaşta başıma gelene bak, kimseyle de paylaşamıyorum, utanıyorum.’ Üzgündü. ‘İnsanın bedeni eskiyor. Duygular hep aynı kalıyor.’ Ne diyeceğimi bilemedim. Bundan daha kötüsü de var. Dedim. Karşılıksız sevmekten daha kötü ne olabilirdi ki. İnsan kendi sorununun en büyük sorun olduğunu düşünür hep nedense. En kötüsü iki kişilik yalnızlıklar bence. Yalnızım bile diyemiyorsun. Hamiyet hanım bana baktı. Daha fazla bir şeyler anlatmamı istiyordu belli. Bu tür durumlarda dert paylaşımı en iyi ilaçtır. Anlatmak istemedim nedense. ‘Kendini mutlu edecek şeyler bulmalısın.’ dedim. Her sorunun bir çözümü vardır. ‘Haklısın, ben de Hamiyetsem bu dertten kurtulacağım.’ ‘Başaracağından eminim.’ Birlikte dışarıya çıktık. Bize gidelim dedim kabul etmedi. Ayrıldık

İstiklal caddesine epeydir gelmiyordum. Çiçek pasajı henüz açılmamıştır. Fransız sokağına gidip bir şeyler mi içsem. Şimdi dönüşte yokuş yukarı yürümek istemiyorum. Ata kule, eskiden buradan geçerek , kitap fuarına giderdik, aşkımla el ele. Sürekli rüzgarlı olur o koridor. Sıcak havalarda döner, serinlemek için bir daha geçerdik.

Yaş günüm için bir sürü hazırlık yapıyordur eşim. Daha bir hafta var. Hediyeler, iyi bir organizasyon. Umurumda değil. İçimdeki bu boşluk neden. Tercihimi mantık evliliğinden yana kullanmakla iyi mi yaptım. Sanki aşık olduğum adamla evlenme şansım vardı da. Hep böyle yaşadım ilişkilerimi. İlhan Şeşen’in şarkısı ne güzel anlatıyor durumu. ‘Sevdiğim başka, sevenim başka’.

Sol tarafta bir kilise vardı. Hala faal mı acaba. Keşke açık olsa girsem. Belki bir mum yakarım, huzur bulabilir miyim, bilmem ki.

Evet açık, çok kalabalık da değil. Şurada bir defter olurdu. İşte orada aynı yerinde duruyor. Mum nerede satılıyordu. Girişteki bahçedeydi sanırım. Evet şurada dükkan gibi bir yer var. ‘Mum var mı.’ ‘Biraz önce bitti, yarım saat beklerseniz gelecek.’ Canım sıkıldı, gerçi inanmıyorum, mum yaktığımda bir şeylerin değişeceğine ya. Deftere bir şeyler yazsam mı acaba.

Bu ne kadar kalın bir defter böyle. Ne yazmışlar acaba bir sürü insan. Okusam etik olur mu. Uzun, uzun da yazmışlar. Bazıları adını bile yazmış. Gabriella ‘tanrım , bana huzur ver yazmış.’ Of okumak istiyorum.

“Tanrım bundan önce aşık olduğum erkekler beni sevsinler diye geldim hep. Yine de beni terk ettiler her seferinde. Neden, neden diye yıllarca sordum kendime. Sana küstüğüm , kızdığım oldu. Çok bir şey istememiştim ki senden. Sadece değerli olmak , sevdiğim birisi tarafından sevilmek Yarattığın kulunu mutlu etmek istediğini biliyordum. Bazıları mutlu olabiliyorken ben neden mutlu olamıyordum. Senin yarattığın kullarının arasında ayrımcılık yapmayacağından emindim. Nasıl oluyordu da aşık oldukları erkekler, o kadınları seviyordu. Çok mu çirkindim ben. Tanrım sorun nerede. Bunu sürekli düşünüyorum. Kendimi sevmiyorum, sorunun temeli bu sanırım. Ben bile sevmiyorsam başkaları beni nasıl sevsinler. Bir aileye , güzel bir işe sahibim. Sağlıklıyım. Sahip olduğum şeyleri fark etmeme yardımcı ol, tanrım, bana huzur ver.”

Meryem ana seni ne çok suçladılar. Yine de direndin. Yaşamayı başardın. Yüzündeki hüzün bile gücünü saklayamıyor. Burası ne kadar soğuk. Sıcak bir kafeye gitsem. Güzel bir kaşarlı tostla çay ne iyi olur bu soğukta.

Yağmur dinmiş. Odakule, yaz olsa kırmızılı kadındaki gibi eteklerim olsa, geçitten otoparka doğru geçsem. Şu yoldaki adam öne doğru bükülmüş yürüyor. Belli canı bir şeye sıkkın. Arkasından gelen kadın hızlı hızlı yürüyor. Bir yere yetişmeye çalışıyor gibi. Ayakkabıları ince topuk. Nasıl yürüyebiliyor bu topuklarla. Güzel görünmek, rahat etmekten daha önemli olmalı. Nereye gitsem. Ayvalık tostu mu yesem acaba? Çok açım ağır gelir şimdi. Evet, biraz ileride sağda bir kafe var. Temiz görünüyor. Sakin de gireyim şuraya. Üst kat daha iyi. Cam kenarında bir masaya oturayım. Garson sevimli birisi. ‘Ne istersiniz.’ Çay çift kaşarlı tost. Çayım geldi. Sıcacık, içim ısındı. Tost ve çay, dünyadaki en mükemmel ikili.

Telefonum çalıyor. Şunu çantamda ayrı bir göze koysam ya, her seferinde aramasam böyle. Neyse kapanmadan yetiştim. Hamiyet hanım arıyor. ‘Sergi teklifi mi aldın.’... ‘Nasıl oldu bu merak ettim.’... ‘Arkadaşının hastalanmasına üzüldüm. Ama senin için iyi olmuş.’ Eşimin nakliye arabasını mı.’... ‘Akşam eve geldiğinde sorarım’...‘Tamam o zaman telefon edip sorayım, sana dönerim. Hemen arayacağım seni’.

‘nasılsın canım’.... ‘Bir sorun yok.’... ‘Neden! ben seni hiç aramayayım.’... ‘Aradım bak’.... ‘Ya aslında haklısın, bir şey için aradım ben seni.’... ‘Deme böyle.’... ‘Hamiyet hanım var ya ressam.’... ‘Resimleri galeriye götürmek için şirketin nakliye aracını kullanabilir miyim diye sordu.’... ‘Sağol canım.’... ‘Yarın sabah mı.’... ‘Tamam arayıp söyleyeceğim.’... ‘Ben taksimdeyim.’... ‘Kendime izin verdim bu gün.’...

Eşimi hiç aramıyor muyum ben. Farkında bile değilim. Neyse Hamiyet hanım da cevap bekliyor. ‘Hamiyet hanım, yarın sabah eşim sizin eve yollayacak nakliye aracını.’... ‘Haklısın öyledir, benim eşim.’.... ‘Kaç gün sürecek sergin.’....’Mutlaka geleceğim.’...’Görüşmek üzere.’ ...

Güneş açmış. İstanbul’un havası bu, bir günde üç mevsim. Saat de 14 olmuş. Aslında eşimin yanına gidebilirim, henüz erken.

‘İşin var mı.’... ‘Büroda mısın.’... ‘Yemek yedin mi.’... ‘Yiyecek bir şeyler alıp yanına geliyorum.’... ‘Yarım saat sonra oradayım.’

 
Toplam blog
: 2
: 469
Kayıt tarihi
: 28.05.07
 
 

Mühendisim. Yazmayı, okumayı, yürümeyi, yüzmeyi seviyorum. Anneyim. Umarım iyi bir anneyimdir. Son z..