​ Hey sen! asma suratını gülümse biraz... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Hey sen! asma suratını gülümse biraz...

Hey sen! asma suratını gülümse biraz...
 

asma suratını sen de gül:)


Merhaba e-günlük.
Güzel bir başlangıç yapacağım, doğan güne bugün.
Her gün olduğu gibi bugün de cıvıl cıvıl bir halim var. (var ben de bir gariplik ama anlamadım gitti)
Cebim balon dolu, çocuklar sevinecek, mutluluklarını yüzlerine yansıtacak. Ben de onlarla birlikte sevinip, mutluluklarını paylaşacağım. İki Anaokulu abonem var. Bu yüzden çok balon almalıyım yanıma:)
Bu ara da bir fikrim var sevgili günlük;. Eğitmeyelim şu çocukları, bütün içtenlikleri ve içgüdülerini yok ediyoruz. Yalan, dolan, entrika, iki yüzlülük öğretiyoruz, başka bir şey değil... Oysa Kendileri oldukları süre , ne kadar güzel ve iyiler. Hiç çirkin çocuk gördünüz mü? Ben görmedim, ama belli bir yaştan sonra çirkinleşmeye başlıyorlar... Öğrendikleri ve etkisin de kaldıkları o olumsuz düşünce ve davranış biçimleri yüzlerine hatta fiziklerine yansıyor.
Her gün yollar da gördüğüm insanları ve gözlemlerimi yazayım sevgili günlük.
Söyler misin, bu bizim insanlarımızın yüzleri neden asık, neden somurtur vaziyette ve neden kaşlar çatık? Yoksa güvensiz mi yetiştiriliyoruz, aile eğitimimiz de bir yanlışlık mı var? (bir değil çok yanlışlık var)
İnsanlar birbirini dövecekmiş gibi bakışıyor, gözleri ile "bana bulaşma" diyor. Bunun gelir düzeyi veya mutluluk anlayışı ile orantılı olduğunu sanmıyorum. Öyle olsay dı, bütün durumu iyi olanlar sıcak, sevecen ve güleç olurlar dı. Sağlık ile bir alakası olabilir çünkü ortada sağlıklı kimse kalmadı. Herkesin bir yeri ağrıyor veya herkesin bir rahatsızlığı var. Ben mi anormalim acaba? Yollar da sürekli insanlara bakıyor ve gözlemliyorum. (özellikle bayanlara) Hepsinin "suratından düşen bin parça" hatta beşbin parça. Bir bayan görüyorum, çok güzel ama, yüzü asık olduğu için berbat görünüyor. Aynı şekil de bir erkek görüyorum, çok düzgün ve yakışıklı ama, suratı sirke satıyor. Hiç hoş olmuyor tabi. Bütün yakışıklılık, karizma, düzgün görünüm ayaklar altında.
İlk intiba!, ilk görünüş, ilk görüşme, ilk karşılaşma, ilk tanışma... Bu derslerden toplum olarak çakıyoruz gibi geliyor. Çünkü ilk karşılaşma asık suratlı, gergin bir kişi:) Aslında kimse kötü niyetli veya kötü kalpli değil ama bir endişe, bir korku, bir özgüvensizlik sarmış içimizi. Zayıf tarafımız ortaya çıkar da kullanılırız diye mi endişe ediyoruz. Güçlü taraflarımız suistimal edilmiyor mu? İletişim zorluğu mu yaşıyor veya iletişim mi kuramıyoruz? Doğal olalım, hata yapmaktan, pot kırmaktan korkmayalım, cahilliğimizden, pasaklı görünüşümüzden utanmayalım. "Kim ne der acaba" korku ve endişesini beynimizden silelim. Nasılsa herkes, herşeyi söylüyor:)
Mutsuz toplumuz vesselam. Beklentilere endekslenen bir mutluluk anlayışı ile yaşarsak böyle olur... Oysa biiyorum ki içimiz de bir yerler de çıkarılmayı bekleyen "kocaman" sonsuz bir mutluluk var. Tıpkı diğer duygularımız gibi. Kötülük, kin, kayırma, yalan, riya gibi duygularımızı hemen bulup çıkarıyor da, neden mutluluğu çıkaramıyoruz anlamıyorum doğrusu. Belki de mutlu olmak istemiyoruz...
"Mutsuz olan bir kişi, diğer kişinin mutlu olmasını istemez" derler. Genç yaşta başlıyor bu, beklentilere dayalı mutluluk anlayışı. Önce aşk beklentisi. Sevgiliye kavuşunca başlar mutluluk oyunları, sevgilimizden ayrılınca aniden mutsuzlaşırız. (aslında ayrılmasak da bir süre sonra değişik nedenlerle mutsuzlaşıyoruz) Sonra mutluluğu, arkadaşlara, sonra sınıf geçmeye, üniversite kazanmaya, iş bulmaya, evliliğe, çocuk doğurmaya bağlar, özdeşleştirir dururuz. Gerçek de hiçbiri ile alakası yok. Mutlu olmayı bildiğimiz sürece, beklentilerden sıyrılıp, kıyaslama yoluna gidiyoruz. Bir bakıyoruz ki mutsuz olmamız için hiç bir sebep yok...
Bir yasa çıkartmalı: Madde 1: Yolda yürüken yumuşatılmış bir yüz ifadesi takınmak zorunludur. Madde 2: Her gün gördüünüz insanlara gülümsemekten kaçınmayınız ve kaçınanları uyarınız. Madde 3: Mahalleniz de ve çevreniz de mutlaka tebessüm ediniz. Hatta ceza bile koymalı. Selam vermeyenler ve gülümsemeyenler zorunlu olarak 1 sene selam ve tebessüm kursuna gidecekler Bu maddeleri çoğaltmak gerek:)
DİKKAT! Fotoğraflar da, internet de veya sokak da yapmacık gülüşler bariz bir şekil de anlaşılıyor, denemeyiniz. Örnek: Devlet adamlarımıza bakın, hepsi gülüyor ama, yüzlerinde meymenet yok...
Hadi artık gülümseyelim günlük. Deliler çoğalsın. Bugüne kadar deli demediler de ne oldu?
Sevgili e-günlüğüm, Her günün mutlu geçsin, mutluluk yaşamın olsun...
Bir şiir'imle bitireyim.

Hiç kimseye,
Hiç bir şeye bağlamadım Mutluluğumu.
Hiç bir zaman sindirmedim varlığını,
Bir gün olsun terketmedim onu ki;
Mutluluk bana bağlandı,
O ben de mutlu oldu...
H.Z.S.

Biliyor musun? Bu güne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılın da Japonya'nın Ishigaki adası'nda 85 metre yüksekliğine ulaşmış...
Güzel söz:"Sizin gerçek değeriniz, İnsanlara karşı beslediğiniz hislerle, davranış ve hareketlerinizle, bir de onlara yapacağınız iyiliklerle ölçülür..." A. EINSTAIN

 
Toplam blog
: 512
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..