- Kategori
- Deneme
Hiç okumuyorsak, ne yazacağız?

Okumalıyız
Söylenmesi gereken çok önemli şeyler var. Susma hakkımı kullanmak istediğimden değil; yazmasını bilsem; yazabilecek kadar bilgi birikimim olsa yazacağım. Alacağım elime kalemi , duygularımı, düşüncelerimi tek tek dökeceğim kağıda. Yazarlık ne haddime, iki kelimeyi birbirine ekleyip “yazan” olabilirsem ne mutlu bana.
Okumayan, araştırmayan, gözlemlemeyen, dinlemeyen insan yazamaz. Dağarcığında ne var ki neyi boşaltacak. Yazmak için öncelikle okumak gerekli, araştırmak gerekli. Yazmaya niyet: bilgilenmeye niyettir, okumaya niyettir. Bu çok kutsal bir niyettir.
Yazdıklarımın adını “karalama defteri, günlük, blog…” koyarak “beni mazur görün” demek yerine, şarj olup, deşarj olmak için yazmalıyım. Okuryazar bir birey olabilmek adına yazmalıyım.
Yazacaklarım hiç şüphe yok ki dünyayı değiştirmeyecek. Birileri beni fark etsin niyetiyle de yazmayacağım. Amacım bana rahatsızlık veren şeyleri bir şekilde dile getirmek olacak. Yazacağım çünkü söylenmesi gerekenler uçup gitmesin buralarda bir yerlerde ebedi kalsın. Yazmalıyım düşüncelerimin zayi olmaması için
Descartes “düşünüyorum öyleyse varım” demiş. Bir insanın , bu hayattan gelip geçtiğinin bir göstergesi de yazdıkları değil midir ?
Yazdıklarım, yazacaklarımla ilgili olarak eleştirilme kaygısı duymuyorum. Bu dünyada , sizin beyazınıza, çok kolayca, siyah denilebilecektir. İki kere iki başkalarına göre her zaman dört değildir. Öznel yargıların birbirini yediği, nesnel yargıların bilim adamlarınca ters yüz edildiği günümüzde hangi doğruyu kime, nasıl anlatacaksınız?. Bir atasözümüz “eğri otur, doğru konuş” derken, bir başka atasözü“ doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” demektedir. İyilik yap denize at… sözünün karşısında merhametten maraz doğar sözünü buluyoruz. Öfke baldan tatlı mıdır? Öfkeyle kalkan zararla mı oturur? Akıl akıldan üstün müdür? Aklın yolu bir midir? Atasözleri, doğruluğu yüzyılların tecrübesiyle sabitlenmiş sözler ise; bir atasözünün tamamen zıttı başka bir atasözünü nasıl yorumlayacağız, nasıl açıklayacağız? Yazmaya başlarken “şu cümlem şöyle bir eleştiri alabilir, diye başlarsam hiçbir şey yazamayacağımın farkındayım. Eğer yazmayı öğrenmek istiyorsam, eleştirilmek kaygısı taşımadan, iddiasız, içten ve özgürce yazmalıyım. Yazdıklarımın fuzuli, anlamsız olduğunu düşünenler olacaktır. Ben, sadece yazmak istiyorum. Biliyorum ki: istemek, başarmanın en önemli adımıdır. Bugünü yarına eklemeye hiç gerek yok. Yazacaksam hemen, şimdi, şu an yazmalıyım. Başlamaktır önemli olan. Başlarsam devamı gelir.
Yazarken, zihnimin bir köşesinde, sözümü süslemek, anlatım hüneri göstermek gibi bir kaygım olmayacaktır. Edebiyat kim, ben kim! Köylülerim gibi , bir şeyi anlatırken , dikine, olduğu gibi söyleyebilirsem, çok sade bir anlatımı başarabilirsem, varmak istediğim noktaya daha kolay varabilirim.
Sokaktaki insanlar, arkadaşlarım güncel olaylara ilişkin, sosyo-ekonomik sorunlara ilişkin bir soru yönelttiklerinde” kem küm’den gayrı bir cevap veremediğim zaman, bunu okuma ihmalinin , okuma tembelliğinin bana ilk dakika golü olarak değerlendiriyorum. Sadece televizyon haberlerini izlemek bilgilenmek için yeterli değil. Gazetelerdeki kayda değer köşe yazılarını okumuyorsam, bu konulardaki makalelerle ilgili değilsem, başkalarına kazandırabileceğim bilgim yoksa, boş isem kısacası, ne söyleyebilirim, ne yazabilirim.? Mademki hayat bize sürekli bilgi sunuyor; o halde bu bilgilerle donanıp insanlığa da faydalı olabilmek adına okumalıyım ve yazmalıyım.
Hayatı anlamak, hayatı anlamlandırmak için yazmalıyım. Bir gönülden, binlerce gönüle bir sevgi köprüsü kurabilmek için yazmalıyım.
Bu arzumu yarınlara ertelemeyeceğim. Kırk sayfa okumadan , bir kitap bitirmeden yazacak neyim var benim. Zararın neresinden dönülürse… Okumak için, bilgilenmek için en uygun an: şu an, şimdi.
Bir şeyler öğrenirsem, anlatacağım şeyler olabilir.