​ Hiçbir şey bu kadar basit olamaz.. Düşünün.. / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '07

 
Kategori
Siyaset
 

Hiçbir şey bu kadar basit olamaz.. Düşünün..

Hiçbir şey bu kadar basit olamaz.. Düşünün..
 

Aylar öncesinde ülkemizde hiçbir siyasi sorun yok iken Milliyet Blog’ da sonradan sildiğim bir yazı yazmıştım “Yeni Baş Aktör Türkiye” diye. Ve iddiam, Türkiye’nin dünya siyasetine yön veren ilk 5 ülke arasında yer aldığı idi. Ancak bu sürecin son hükümetle alakalı olmadığını da söylemiştim.

Özellikle son 20 yıllık süreçte dünyanın dengeleri ve merkezi Orta Doğu’ya doğru kaymaktadır ve bunu az çok okuyan, gören herkes kavrayabilirdi. Ve önümüzdeki yüzyılın buradan çıkacak sonuç neticesinde şekilleneceği de bilinen bir gerçekti. İşte şimdi bu boks maçının son raunduna gelmiş bulunmaktayız. Bu raunt ne kadar sürer bilinmez ama özellikle ülkemizde son zamanlarda yaşanan Trabzon kilisesindeki papazın öldürülmesini, Hrant Dink cinayetini, Danıştay baskınını, Malatya’daki katliamı, Terörist olayların artmasını, Ankara’da ki hain bombalı saldırıyı doğru anlayabilmek için dünyada küresel dengelerin ne kadar hassas olduğunu bilmek gerekir. Ve bu olayların anında nasıl dünya gündeminin birinci maddesi haline geldiğini anlamak istiyorsanız biraz düşünün derim. Seçim sürecine girmiş bir ülkenin, dünya siyasetine yön vermeye çalıştığında başına ne işler açılabileceğini görmeniz açısından son bir yılımız adeta ders niteliğindedir. Kaldı ki seçime de gerek yoktu, dünya siyasetine yön vermeye niyet etmek bile yeterli bir sebepti ülkemizi için. Ve şimdi iddiam şu ki, Türkiye dünya siyasetin yön veren birinci ülke konumundadır ve ülkemizin vereceği kararlar önümüzdeki yüzyılın şekillenmesinde son derece önemlidir. Eğer hala ülkemizde olan küçücük bir olayın bile neden dünya gündemini meşgul ettiği ile ilgili şüpheleriniz varsa. Yine biraz düşünün derim.. biraz düşünün..

Ancak bu süreçte karşımızda dünyanın da jandarması olan dost !! ve müttefik !! ülke Amerika var. Çıkarlarımız uyuştuğunda gerçekten iyi dostluk ilişkilerimiz olsa da çıkar çatışması yaşadığımızda neler yaşamış olduğumuzu, tarih kitaplarımız yazmasa da, az biraz araştırma ile bulabilirsiniz. Yakın tarihimizin bu kadar az bilinmesi sizce de garip değil mi? Yıllardır bu ülkede neden Kürt sorunu olduğunu artık bilmeyenimiz kalmamıştır, bizim Kürt kardeşlerimizle bir sorunumuz olmadığını da. Peki şimdi neden tüm dünya Türk-Kürt savaşı çıkar mı diye gözlerini bu coğrafyaya dikti? Neden sadece ilk ve son harflerinin yeri değişik olan bu iki kelime dünya için bu kadar önemli? Belki muhtemel savaşı başlatan bu iki kardeş millet olacak olsa da, asıl korkulan ve benim de yıllardır beklediğim Türk-Amerikan savaşının çıkması ya da en azından sıcak bir çatışmanın yaşanması. Zaman zaman iki ülke özellikle de ABD çıkarları çatıştığında uyarı atışlarında bulunsa da, iki ülke arasında görünürde hiçbir sıcak temas yaşanmamıştır. Ancak Tezkerenin reddedilmesi ve çuval olayından beri yaşanan gelişmeler Türkiye ve Amerika arasında yaşanan gizli savaşların artık gizlenemeyeceğini ortaya çıkarmıştır. İki ülke arasında ufak da olsa yaşanabilecek bir çatışma, zaten hassas olan dünya dengelerini iyice hassaslaştıracak ve bu muhtemelen tüm dünyayı da içine alacak yeni bir savaşın tetikçisi olacaktır. 3. Dünya Savaşının. Şu an dünyadaki genel ortam I. ve II. Dünya savaşlarının çıkmasına neden olan ortama benzemekle birlikte, dünya savaşlarının çok küçük sebeplerden ve önce iki ülke arasında çıktığını da unutmamak gerekir.

Eğer gerçekleri daha doğru perspektiften görmek istiyorsanız biraz olsun araştırın, okuyun ve en önemlisi düşünün derim..düşünün..düşünün…

Peki tüm dünya ekonomik ve sosyal olarak büyük bir sıkıntının eşiğine gelmiş iken, millet olarak bizler ne yapacağız. Hepimiz aynı gemideyiz ve gemi su alıyor belli. Ama çözüm bu gemiden sevmediklerimizi atmak değil, birlikte el ele verip gemideki suyu boşaltmak ve gemiyi tamir etmektir. Bir de eğer gemi içimizden birileri vasıtasıyla hasar görmüşse onları bulup en ağır bir şekilde cezalandırmaktır. Ama her gördüğümüzü, her sevmediğimizi, her beğenmediğimizi, bizim düşüncemizde olmayanı suçlu ilan etmek, vatan haini ilan etmekle bu birliktelik sağlanmaz. Bu birliktelik sağlanmadıkça, huzurumuz olmaz. Aynen şu günlerde kendimizi huzursuz hissettiğimiz gibi. Ben dışardan bir tehlikenin gelip bizi yok edebileceğini hiç ama hiç inanmıyorum. Ama onlara da gerek olmadığını biliyorum, tüm iyi niyetlerimizle geleceğimizin, toplumumuzun altına o dinamitleri biz kendimiz koyuyoruz. Belki bir gün lazım olur aman haa diye. Sonra birileri gizlediğimiz daha doğrusu gizlemeye çalıştığımız dinamitleri görüyor ve sadece bir tek kibrit parçası ile dinamitlerden birini ateşliyor. Gerisini siz düşünün artık. Bu millet bunları çok gördü. Ben görmek istemiyorum.

Görmek istemediğim için de artık kesinlikle siyasi ya da dini içerikli tartışmalarda yer almamaya çalışıyorum. Farkındaysanız geçmişte ve günümüzde, normal yaşamda birbirleri ile hiç problemi olmayan insanlar siyasi ve dini meseleler yüzünden ve birçoğu da gerçek dışı nedenlerden birbirine giriyor. Sonra yıllarca maddi ve manevi bunların sıkıntılarını millet olarak hep birlikte çekiyoruz.

Eğer bunları konuşmanın vatan, millet sevgisinden olduğunu söylüyorsanız. Vatanımızı ve milletimizi sevmenin sadece sonuçsuz konuşmalardan ve tartışmalardan ibaret olmadığını belirtmek isterim.

Düşünün, İstanbul’un bir günlük ya da bir haftalık (tam hatırlamıyorum) ekmek israfının, bir Afrika ülkesinin bir yıllık ekmek ihtiyacına denk geldiğini. Eğer vatanımızı gerçekten seviyorsak bir dilim ekmeği çöpe atmayız.

Düşünün statlarda her sökülen, sahaya atılan koltukların milyarları, trilyonları bulduğunu. Eğer vatanımızı gerçekten seviyorsak adam gibi maç izleriz.

Düşünün gereksiz yere kullandığımız elektrik, açık bıraktığımız bir lamba; enerjinin boşa gitmesine, bir nehrimizin yok olmasına, daha fazla petrol ithal etmemize, daha fazla yakıt tüketmemize neden oluyor. Eğer vatanımızı gerçekten seviyorsak gereksiz yere ışıkları açmaz yananları da söndürürüz.

Düşünün ülkemizde günlerce aç gezen, evi barkı olmayan, bir ekmek parası
kazanamayan binlerce, milyonlarca insan var. Eğer ülkemizi gerçekten seviyorsak en azından bir kişiye bile olsa yardım ederiz.

Düşünün, sırası, masası, elektriği olmayan okullarda; yalın ayak, çantasız kitapsız okula gelen hatta gelemeyen binlerce minik yavru var, eğer ülkemizi gerçekten seviyorsak o minik yavrulara küçücük de olsa bir yardım eli uzatırız.

Daha sayacak çok mevzu var böyle ama vatan, millet, din sevgimizin birbirimizden üstün olduğunu göstermekten sanırım diğerlerini göstermeye fırsat bulamıyoruz ya da önem sıralarımız değişik bilmiyorum. Ve her şeyi devletten bekliyoruz. Milletsiz bir devlet olamaz ve o millet biziz. Bunun farkına varalım. Biz ne kadar düzgünsek devletimiz de o kadar düzgün olur. Biz ne kadar iyiysek devletimiz de o kadar iyi olur.

Eğer gerçekleri daha doğru perspektiften görmek istiyorsanız biraz olsun araştırın, okuyun ve en önemlisi düşünün derim..düşünün..düşünün…

Hiçbir şey bu kadar basit olamaz…

 
Toplam blog
: 27
: 2130
Kayıt tarihi
: 30.10.06
 
 

1979 Sakarya doğumluyum, 1,5 yıl Milli Eğitim' de öğretmenlik yaptıktan sonra,11 yıldır da üniver..