Hıncal Uluç Ekolü / Spor / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '09

 
Kategori
Spor
 

Hıncal Uluç Ekolü

Hıncal Uluç Ekolü
 

Ligin ilk beş sırasındaki takımların galibiyet sayısı Fenerbahçe’ninki hariç dokuz olmuş. Sonra sıralanan iki takımın da yedi galibiyet almışlar. Fenerbahçe ilk sekiz maçını ful çekmiş, Beşiktaş da son maç hariç son sekiz karşılaşmasında üç puan almış. Galatasaray için bu serinin rakamsal karşılığı altı olmuş. Sonra dalgalanıyor. Yeni liderimiz Kayserispor ile Bursaspor’un belli bir serisi olmasa da dengeli bir grafiği olduğunu söyleyebiliyoruz.

Aslına bakılırsa Süper Lig’in belli bir standardı olduğu sonucu çıkabilir bu tablodan. Eleştirilecek şey bulunmaz mı, daha iyisi sorgulanmaz mı, kuşkusuz öyle ancak bizim sorunumuz başka yerlerde düğümleniyor.

Örneğin Beşiktaş’ı ele alalım. Kayserispor’a kaybedilen maçla birlikte taraftarın takıma ve yönetime büyük bir tepkisi oluştu ve bu son maçlara kadar cılız da olsa devam etti. Beşiktaş’ın kaç maçı dolu tribünlere oynadığı sorusuna Fenerbahçe ve Şampiyonlar ligi karşılaşmaları dışında "dolu" cevabını veremiyoruz.

Kayserispor daha Pazar gününe kadar o yepyeni ve modern stadyumunu bırakın doldurmayı seyirci çekemiyordu. Bursaspor maçı bilet fiyatları 1 lira gibi komik bir rakam olunca taraftar lütfen evinden kalktı da maça gitti. Maçın öğlen zamanı olmasında da bunun büyük etkisi vardı.

Fenerbahçe 52 binlik stadyumunu ortalama 30 bin kişi ile doldurabiliyor. Bu sene Avrupa Ligi fazla ilgi çekmiyor. Son Galatasaray karşılaşması da Fenerbahçe için bir felakete dönüştü.

Galatasaray’ın durumunun da farklı olduğunu söylememiz zor.

Bu standardı biraz Bursaspor, biraz Eskişehirspor ve Trabzonspor zorluyor. Ancak Trabzonspor’un seyircisinin fazlasıyla memnuniyetsiz olduğunu söyleyebiliyoruz.

Açıkçası futbolumuz izlenmiyor; ancak çok eleştiriliyor. Hepimiz eleştiriyoruz. Yani burada herhangi bir kişiyi dışarıda bırakmanın anlamı yok. Bu yazıyı yazan da yapıyor okuyan da.

Ancak futbol kamuoyunun farklı ve değişik tepkileri de var. Yani bir anda yerden yere vurmak yok saymak gibi.

Ben buna “Hıncal Uluç Ekolü” adını vermek istiyorum.

Rijkaard’ın Galatasaray ile anlaştığının duyulduğu günlerde büyük duayenin bu transferin Türkiye için ne büyük bir şey olduğunu anlattı bizlere. Açıkçası görüşlerinin önemli bölümüne de katıldığımı söylemeliyim. Çünkü Rijkaard gibi isimler futbolumuzun Avrupa’da takip edilirliğini sağlıyor. Aragones, Carlos ve Güiza Fenerbahçe’nin İspanya’da ismini ön plana çıkardı. Brezilyalılar da kuşkusuz aynı etkiyi ülkeleri için yaratıyor. Zico ismi bambaşka bir vizyondu. Platini ile Şükrü Saraçoğlu’nda birbirlerine penaltı atışı yapmaları ve samimi görüntüleri önemliydi. O fotoğraf dünyanın her tarafında izlendi. Platini bu yüzden ülkemizde olup bitenleri artık izleme ihtiyacı duyuyor.

Hıncal Uluç’un ligin altıncı haftasından sonra Galatasaray’ın içine düştüğü inişli çıkışlı grafik karşısında tepkisi Rijkaard’ın teknik direktör olmadığına kadar vardı. Kuşkusuz Türkiye’de onun ne dediği çok önemlidir. İster sevin ister sevmeyin o bir markadır. Tavır alış şekli insanları etkilediği gibi ortamdaki havanın yoğunluğunu da belirliyor.

Sonra bir anda herkes kendi takip ettiği takıma karşı benzer davranışı sergiliyor.

Oysa son iki sene lige damgasını vuran bir Sivasspor örneği vardı. Bugün ligin tepesine oturmuş Kayserispor’un beş senelik geçmişine baktığımızda Ertuğrul Sağlam’la başlayan çok ciddi bir programı olduğunu görebiliyoruz ki; Ertuğrul Sağlam şimdi bunu Bursaspor’da yapıyor.

Ertuğrul Sağlam bunu Beşiktaş’ta yapamaz mıydı? Bu aslında dün yazdığım Aykut Kocaman Projesi yazısının içinde tanımlanmaya çalıştığım bir ana fikrin parçasıdır. Ertuğrul Sağlam çok önemli bir model olabilirdi.

“İyi ya şimdi bunu Mustafa Denizli de yapabilir?” düşüncesiyle hiç uyuşmayan bir şeyden söz etmeye çalıştığımı söylemeliyim.

Kayserispor’un şampiyon olması da önemli değil bu sürecin içinde. Çünkü gerçekten gelenekler, tecrübe çok önemlidir. Beşiktaş’ın Avrupa’da neden başarılı olamıyor oluşunun sorusunun da cevabının bu olduğunu düşünüyorum. Beşiktaş bunu bir süre sonra aşacaktır.

Çok basit bir cümle ile “sabır göstermeliyiz” demek istemiyorum. Çünkü sabır pasif bir bekleyiştir. Eğer biz bu sporu seviyorsak onun içinde etkin olabilmeliyiz. Eylem içinde katılım göstermeliyiz.

“Belli bir modelin farkına varıp onun yaşaması için ortam yaratmalıyız” diyorum.

Ligimizin heyecanı diğer liglerden hiç de aşağı değildir. Ancak bir kalite sorunu olduğu gerçeği vardır. Kalite bir sistem içinde yerleştirilirse devamlılık kazanır ki zaten anlamı da budur.

Galatasaray maçından sonra Abdullah Avcı’nın açıklamaları çok dikkat çekiciydi. Üç yıldır sabırla takımını getirdiği noktayı anlatıyordu. Bugün Büyükşehir’in liderle arasındaki puan farkı sadece sekizdir. Oysa ligin fiilen son sırasındaki takımla 16 puan fark vardır. Bunun çok da alışıla gelmiş bir şey olduğunu söyleyemeyiz sanırım.

Eskişehirspor’un Fenerbahçe’yi yenmesi, Büyükşehir’in Galatasaray’dan puan alması, Kayserispor’un liderliği, Bursaspor’un bu hafta liderlik potansiyeli taşıması gibi olayla birer olgu halini almıştır ve rastlantısal değildir. Bütün bu başarıları üç büyüklerin başarısızlıklarına bağlamak da doğru değildir. Onların başarısızlıkları olaya Hıncal Uluçvari yaklaşarak ne bir modele, sisteme sadık kalamamalarıdır.

Son olarak yine de “Mustafa Denizli’nin sezon başında denediği taktiğe taraftar birkaç hafta daha sabır gösterseydi acaba sonuç ne olurdu” sorusunu sorarak bitirmek istiyorum.

Uzay Gökerman

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..