- Kategori
- Siyaset
Hizbullah ve PKK bağlantısı…

Olay ne olursa olsun, önce heyecanın dinmesini bekleyerek düşünmek ve yorumlamak bizleri daha sağlam ve doğru noktalara götürür.
Hizbullah terör örgütü elebaşılarının salıverilmesi olayına da böyle bakmak lazımdır. Artık net olarak ortaya çıkıyor ki, Hizbullah teröristlerinin serbest bırakılması bir tesadüf veya bir Yargıtay hatası değildir. Birileri tarafından kurgulanmış bir oyunun, bir pazılın parçasıdır. Dikkat edilirse bu terör elebaşılarının kaçtıkları belli olduktan sonra bile hükümette ciddi bir tepki oluşmamıştır. Üzerlerine vazife olsun olmasın her konuya balıklama atlayıp arap sakızı gibi uzatan AKP mensupları bu konuda yasak savma amaçlı birkaç yorum dışında bir şey yapmamışlardır. Bu yorumlar da Yargıtay’ı suçlamaktan öte gitmemiştir.
Dikkat edilirse, bu seremoninin Habur faciası seremonisi ile benzerliği, sanki aynı ustanın elinden çıktığı görülür. Bu da en azından iktidarın Habur rezaletinden hiç rahatsız olmadığı anlamına gelir.
Demokrasi, muhakkak ki çok iyi bir yönetim anlayışıdır. Ancak kötü niyetlilerin de kendi amaçları için kullanmalarına müsaade edilmemelidir. Bizim ülkemiz maalesef bu konuda sınıfta kalmıştır. CUMUK 102, Tutukluluk sürelerinin on yıldan fazla olamayacağına hükmeder. Doğrudan baktığımızda demokratik ve çok doğru bir karardır. Hatta çok fazla bir süredir. Bu olayda bu madde kötü niyetliler tarafından kullanılmış düşüncesi yaratmaktadır. Elimizi başımıza koyup düşünelim. Bir dava neden on yılı aşkın sürer? Yıllardır yargının üzerinde bakabileceğinden çok fazla dava olduğunu, fiziksel olarak hâkimlerin bu davaların hepsine bakmak için gün 24 saat bile çalışsalar yetmeyeceği, hem hükümetler hem yargı mensupları tarafından dile getirildi. Hükümetler de durumu bildikleri için adı geçen maddeyi defaten ertelediler. Şimdi bu davaya özel olarak birkaç soru soralım.
Bu dava neden bu kadar uzun sürdü?
Dava dosyası neden beş yılı aşkın bir süre Adli Tıpta bekletildi?
Hükümet Teröristlerin bu maddeden yararlanabileceğini bilmiyor muydu?
Binlerce sayfadan oluşan dosya, iş yükü belli olan Yargıtay’a neden sürenin dolmasına üç ay kala yollandı?
Bütün bunları bilen hükümet neden bir erteleme daha yapmadı?
Sırf bu davaya özel olan bu sorulara bakılınca bile, gözler hükümete çevriliyor. Kaldı ki, sorunları çözeceğim diye iktidara gelenlerin yaptıkları uygulamaların yargının sorunlarını çözmek, onların iş yükünü biraz olsun hafifletebilmek, adaletin kısa sürede tecellisini gerçekleştirebilmek için çok da ciddi bir çalışma yapmadıkları ortadadır. Çalışmaları, bu gün bile yargıyı ele geçirme çabalarından başka bir şey değildir.
Bir başka konu da herkesi dinleyen, teknik takip adı altında yasal veya yasadışı olarak kişisel özgürlüklerimizin içine edenler, her gün karakola imza vermesi şartı ile davalarının tutuksuz devamına karar verilenleri takip etmediler mi? Yoksa onlar iktidar için Silivri’de yıllardır suçunu bilmeden veya kendileri için hala bire suç oluşturulamayan insanlardan daha mı tehlikesiz görüldü? Bu soruya yetkililer cevap vermelidir. Değilse herkes kendi yorumunu yapacaktır.
Medyadan öğreniyoruz ki, geçmişte düşman olan PKK ve Hizbullah birlikte hareket etmeye yöneliyorlar.
"Hizbullah Basın Bürosu" tarafından gece yapılan açıklamada, "Bıçak kemiğe dayanmadıkça sizinle fiili çatışmadan kaçınacağız, işbirliğine açığız" mesajı veriliyor.
Bu ne demektir? Daha evvel zaman zaman birbirimizi de düşman görmüştük. Atık bir olup beraber hareket edelim. Düşman kim? Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti.
Belki sadece Yargıtay’ı zayıf düşürüp kolay ele geçirmek uğruna, belki yaklaşan seçimlerde birkaç fazladan oy uğruna ertelenmeyen maddenin karşımıza çıkardığı sonuç budur.
Hizbullah Basın Bürosu tarafından gece yapılan yazılı açıklamada, "Ateşkes, çatışmazsızlık ve bazı konularda anlaşma dâhil birçok alternatife açığız", denildi. Açıklamada, geçmişte yaşanan çatışmalardan iki tarafın zarar gördüğünü belirtildi.
Ben, hangi sebepten olursa olsun hükümetin ülkemizin başına bu kadar dert açabilecek durumları görüp önlemleri ona göre almak isteyeceğini düşünmek istiyorum. Eğer öyle ise, yaşadığımız coğrafyayı yeniden kurgulamak isteyenler ile birlikte hareket ettikleri sonucu çıkıyor.
Üniter yapımızın korunması, bir ve bütün olarak ayakta kalabilmemiz için son şansımızın önümüzdeki seçimler olduğunu düşünüyorum.
İzmir. 2011-01-16