- Kategori
- Siyaset
Cemaat

Sıradan bir ihtiyar
1920 lerde bir din adamı, kendisi ile başbaşa kaldığı bir gün bir rüya gördü ve bunun üzerine tanrı yolunda hizmet eden bir cemiyet kurmaya karar verdi. Amacı aşırı dindar ve muhafazakar kesimleri, el altından ve belli etmeden yönetip yönlendirecek bir teşkilat kurmak ve bu sayede daha muhafazakar bir toplum yaratabilmekti.
Bu maksada hizmet edebilecek, iyi eğitim görmüş, özellikle zengin ama çok zengin olanlardan bir çekirdek kadro seçti. Başlangıçta bazı hedeflerin açıkatan ortaya dökülmemesi için çok seçici olmalıydı ve öylede yaptı. Zamanın şartlarına göre cemiyete katılım için üç yol belirlenmişti;
*En kalabalık gurubu kadro dışı olanlar oluşturuyordu. Bunlar günlük hayatlarında dini prensipleri yaşam felsefesi haline getirmiş , toplumda aşırı muhafazakar olarak tanımlanan kişilerdi ancak yönetici elit değillerdi ve teşkilat üzerinde hiç bir söz hakları bulunmuyordu.
*İkinci gurup, kendilerini tamamen gizli cemiyet faaliyetlerine adamış, çok iyi eğitimli ve çok zengin kadın ve erkeklerden oluşuyordu. Zaman içerisinde pek çok eğitim ve sınavdan geçirilen bu insanlardan bazıları teşkilatta yönetim görevi alabiliyorlardı. Doğal olarak bu görevler kurucu liderin yakın çevresinde idi ve tümüyle onun koyduğu prensipler ışığında yapılıyordu.
*Sonucu gurup ise, artık kalabalıklaşıp cemaat olan gizli cemiyete üye olmayan, ancak yüzeysel bazı etkinliklere katılan ve özellikle yüklü bağışlar yapabilenlerdi.
Zaman içerisinde, cemaat büyük bir mali güce ulaştı. O kadarki ne, 1939 larda başlayan ve ortalığı kasıp kavurup milyonlarca insanın ölümüne sebeb olan büyük savaştan etkilendi, nede büyük ekonomik krizlerden. Yoluna büyük bir kararlılıkla devam etti .Bu arada eğitime her ne hikmetse büyük önem verdi ve geldiği noktada beş kıtada 475 üniversite, 200 kolej açtı.Ayrıca halkla ilişkilerin önemini daha 1920 lerde görebildiğinden, miktarı tam oloarak tesbit edilemeyen basın yayın kuruluşunu, televizyon ve radyoyu da bünyesine kattı.
1930 ların başında kurucu lider ve yönetim kadroları siyasetin olaylar üzerindeki yönlendirici etkisini gördüler ve konuya büyük ağırlık vermeye başladılar. Dünyanın her tarafında dindar veya aşırı muhafazakar politikacılar vardı ve doğal olarak bunların tabanı da vardı. Tuhaf olan nokta tercih ettikleri yönetim biçimi aşırı merkeziyetçi ve totoliter rejimlerdi. Örneğin İspanya iç savaşında Frankoyu desteklediler ve iş birlikleri çok uzun süren Franco döneminde de devam etti. Benzer şekilde, Şilide Pinochet'e karşı çıkan askerlere, Nikaragua da Samozaya, Peru da Fujimoro ya arka çıktılar. Fransada Mitterand 'ın değişmesini yürekten istedikleri için, Cemaatin bankalarından Banco Popular Espanol ün sahibinin oğlu desteklendi ki bu Giscard d'Estaign idi.
İnsani ilişkilerde cemaatin yönetim kadrolarında olanların sadece iki anahtar sözcükleri vardı. Hoşgörü ve diyalog, veya başka bir deyişle herşeye olumlu yaklaşmak ve her kararı istişare ile almak.
Doğal olarak, yukarıdaki satırları okuyanlardan bazıları, herşeyin böyle açıkça yazılmasından rahatsız olacaklar, hatta tüyleri diken diken olacaktır. Lütfen telaşa kapılıp yanlış şeyler düşünmeyiniz. Bahsedilen gizli cemiyet atılan uygun adımlar sonucu cemaate dönüşmüş ve bu gün dünyadaki en güçlü siyasal örgütlenmelerden biri haline gelmiştir. Bu Cemiyet, 1928 yılında sıradan bir papaz tarafından İspanyada kurulan Opus Dei dir. Açıktan veya dolaylı olarak içinde veya arkasında oldukları siyasi olayların bazı gizli istihbarat servisleri veya emniyet güçleri ile olan ilişkilerini kanıtlama imkanım yok, ancak Güney Amerika da son 75 yıldır yaşanan siyasi gelişmeler ve Opus Dei nin kuruluş felsefesi birlikte okunduğunda böyle bir ilişkinin olabilecedği yorumu kolaylıkla yapılabilir.
Kurucu lider papaz Belaguer, daha sonra Vatikan'a çağrılmış ve bir daha asla ülkesine dönmemiştir. Olaylarla ilgili başka ülkelerde meydana gelen benzerliklere gelince, tamamen tesadüftür ve hiç bir şeyle doğrudan veya açık bağlantısı bulunmamaktadır...