Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '09

 
Kategori
Deneme
 

Hükümsüz... Dünya batana kadar

Hükümsüz... Dünya batana kadar
 

Ne olacaktı şimdi? Sevdiği adamın ailesi ona hiç iyi yaklaşmamış, bir kenara atılmış çöp gibi davranmıştı. Oysa o seviyordu, sevdiği kişinin ailesinin de kendisini sevmese bile hakkında kötü sözler söylemesini istemiyordu. Ne yapmıştı yani suçmuydu sevmek? Sonra karşılıklıydı sevgi. Ama sevdiği adamın ailesi öyle yukarıdan, öyle yukarıdan bakıyordu ki gören, tüm âlemi bu ailenin yönettiğini, dünyada seçilmiş, üstüne toz kondurulmayacak bir öz geçmişe, geleceğe erdemi taşıyan üstün bir mirasa sahip sanırdı. Konuşmaya geldimi bir numara bu aile idi, ailenin büyükleri rolleri dağıtıyor, rolünü oynayamayanı da dışlıyorlardı. Onlara kendi düşüncelerinde, zengin, köklü bir aileye mensup, biraz inançlı, kıt akıllı bir kız lazımdı. Oysa kendisi öyle değildi. Fakir, altı çocuklu, köyde yaşayan bir ailenin, üniversite de okumuş, üstelik okuduğu süreç içerisinde bir kitapçıda kasiyer, bir muhasebe bürosunda evrak memuru, bir otelde resepsiyon görevlisi olarak çalışmış, çok zeki, tuttuğunu koparabilecek bir karakter yapısına sahip, alevi bir ailenin kızı idi.

Ama Hüseyin’ i seviyordu hem de deliler gibi Hüseyin’ in de kendisini aynı şekilde sevdiğini biliyordu. Yani ne olacaktı şimdi? Kendi ailesi de Hüseyin alevi değil diye kızlarının evlenmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Bu sevgi, aileler istemiyor diye sona mı erecekti? Her şey bir anda bitiverecek miydi? Denedi Hüseyinsiz yaşayabilirmiydi? Telefonla Hüseyin’e bir daha kendisini aramamasını, kendisinin de onu aramayacağını söylemiş ancak daha bunları söylerken bile onun siması gözünün önüne gelivermişti. Neydi bu çile? Dört yıl boyunca birçok şeyi paylaşmıştı Hüseyin’le… Nasıl bir anda bitecekti? Aşmalıydı bu zorlukları. Ama nasıl?

Düşündü günlerce, akılına gelen çözümler; bir süre geçince eski Türk filmlerine benziyordu. Oysa şimdi yaşananlar gerçekti. Başrolde kendisi ve sevdiği vardı. Çevresinde ki samimi arkadaşlarına derdini açıyor ama onların önerileri de yeterli gelmiyordu. Bir gün kaldığı evin karşısında, ölenin aile fertlerinin konuştuklarına istemeden kulak misafiri olana kadar. İşte o zaman bulmuştu. Planını Hüseyin’e anlatmış, Hüseyin önce itiraz etmiş, konu üzerinde tartışınca bu fikri kabul etmişti. Yakın arkadaşları Ahmet, Veli, Hatice, Dündar, Zeynep ve Kazımın yardımları ile bir zehirlenme nedeni ile Hüseyin ve kendisinin ölüm haberlerini ailelerine ulaştırmışlardı.

Her ikisinin ailesi de yakın akrabaları da ölüm haberlerini alınca verilen adrese doluştular. Orada bile birbirleri ile konuşmadan, bir birlerine, başsağlığı dilemeden, ayrı ayrı duruyorlardı. Rollerini iyi ezberlemiş arkadaşları, her iki aileye de başsağlığı diledikten sonra geçici dünya hevesiyle kibirden, dini inançtan, dolayı iki sevdalının, neden evlenmelerine karşı çıktıklarını sorunca; kimsede ses çıkmamıştı. Hüseyin’ in babası ile kendi babası ölülerin nerede olduğunu sormakla yetinmişlerdi. Düşüncelerinde ölüleri alıp memleketlerine götürerek gömmek vardı.

Her ikisi de ortaya çıkıp durumu anlatınca aldıkları cevap daha da büyük bir çözümsüzlük içermiş, işittikleri hakaret de olayın tuzu biberi olmuştu. İki aileden, sadece üç kişi kendilerine hak vermişti. Geriye kalanlar bir daha ölüm haberlerini de alsalar gelmeyeceklerini beyan ederek çok kızgın vaziyette oradan ayrılmışlardı.

Sadece gerçek olan sevgiydi ama hükümsüzdü.

Oysa kibir, başkalarını kendi isteği doğrultusunda yönlendirme, anlayışsızlık yalan ama dünya ya hükmediyordu.

Ne yazık ki yaşam devam edecekti, dünya batana kadar.

 
Toplam blog
: 371
: 835
Kayıt tarihi
: 14.02.09
 
 

Adalet önce kendimizde başlamalı ve haksızlıklar sorgulanmalı  ve hataların, afetlere dönüşmeden ..