​ Hüznün isyan olsun / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '07

 
Kategori
Psikoloji
 

Hüznün isyan olsun

Hüznün isyan olsun
 

Zamansız açmış erik ağaçlarının beyaz çiçekleri bile gülümsetemiyor seni. Ilık kış güneşi içini ısıtamıyor. Denizin dingin maviliği, ruhundaki griliği bastıramıyor. Hüzün sarmış her yanını. Görmüyorsun, duymuyorsun, hissetmiyorsun. Sadece yüreğindeki sıkıntıyı duyumsuyorsun. Boğazını sıkan el, yüreğini sıkıştıran sızıyla yaşıyorsun haftalardır. Anlamaya çalışıyorsun. Nedenini bulmak için beyninin tüm kıvrımlarını yokluyorsun. Herşey olabilir, hiçbir şey olmayabilir. Yılların yorgunluğu mu, umutların tükenişi mi, hayatın yükleri mi, beklenenin gerçekleşmeyişi mi... Belki hepsi, belki hiçbiri. Belki de, yanlış hayatın doğru yaşanamayışı.

Türküleri çok seversin. Sarı Gelin, Fincanın Etrafı Yeşil, Feraye, Kırmızı Buğday, Kütahya' nın Pınarları, Karahisar Kalesi... Hepsi de hüzünlü, iç sıkıntısını dindirmiyor, artırıyor. Yine de dinliyorsun, yüreğinin ağladığını hissediyorsun. Soluksuz kalıncaya kadar haykırmak geliyor içinden. Kendini sokağa atıyorsun, kalabalığa karışıyorsun. İnsanlara çarpa çarpa yürüyorsun, hayır koşturuyorsun. Nereye gittiğini bilmeden, kimlerle selamlaştığını görmeden, kan-ter içinde kalıncaya, bacaklarının ağrıdığını hissedinceye kadar... Sonra aniden duruyor, karşındaki harap binaya anlamsız anlamsız bakıyor, nerede olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Çare yok, boğazını sıkan el, yüreğini sıkıştıran türkülerle umarsız geri dönüyorsun.

Yemek yiyorsun tadını almadan, çayını yudumluyorsun kokusunu hissetmeden. İşini yapıyorsun, insanlarla konuşuyorsun, belki gülüyorsun, onlara akıl veriyorsun, dertlerini dinliyorsun. Hayır, o el boğazını çok sevmiş, bırakmaya niyeti yok. Kitaplar, kitaplara sormalıyım, onlar beni anlarlar, bana yol gösterirler diyor, son bir umutla kütüphanenin raflarına koşuyorsun. Herkes bir şeyler yazmış, şiirler, öyküler, romanlar gözünün önünden geçip gidiyorlar, görmüyorsun bile. Birden raftan bir kitap çıkıyor, sana doğru uzanıyor. Alıyorsun, Ahmet Telli. "Hüznün İsyan Olur". Açıyorsun, başlıyorsun okumaya.

Ne hüzünler kurtarır seni / ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi / ve ne de acının ses duvarındaki / yorgun ve bıkkın bekleyişler

Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını / düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar / hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır / verecektir en olgun meyvelerini mutlaka / yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

Yak sevdanın çırasını türkülerle / barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata / Hüznün isyana dönsün artık / bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu / evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya.

İşte buydu diyorsun, buydu aradığım. Hüznü isyana dönüştürmek... Barajları yıkmak, hayata katılmak yeniden. Umudu yeşertmek, tomurcukların açmasını izlemek, kokusunu ciğerlerinin tüm hücrelerine kadar yaymak, hayatı her gün yeniden keşfetmek gerek. Sağol Ahmet Telli, yüreğine sağlık. Artık hüzünlerimi de seviyorum, hüznümü isyana dönüştürmeyi de biliyorum. Hayat bekle beni, geliyorum.

 
Toplam blog
: 37
: 1503
Kayıt tarihi
: 26.08.06
 
 

1958 doğumluyum, İzmir'de yaşıyorum. 17 yıl gazetecilik yaptım ve emekli oldum. Şimdi babamın kurduğ..