​ Hüzün buğulu bir şehrin akşamüstü hikayesi / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '11

 
Kategori
Deneme
 

Hüzün buğulu bir şehrin akşamüstü hikayesi

Hüzün buğulu bir şehrin akşamüstü hikayesi
 

Ağlayan yaşlı kadın...


Henüz akşam olmamıştı ama güneş batmak üzereydi. Soğuktu, üşüyordu, korkuyordu ve yalnızdı. Ağlamak istiyordu ama nedenini bilmiyordu. Çevresine bir baktı, görünürde kimse yoktu. Önce nerede olduğunu düşündü. Sonra farkına vardı, burası kendi eviydi. Ama bu ev bile yabancıydı ona. Sanki duvarlarını kendi elleriyle boyamamış, sanki şu koltukta rahatça oturmamış, sanki şu televizyonu açıp hiç film izlememiş ve sanki bu evi alabilmek için bütün zahmetlere katlanmamıştı. Bütün odaları gezdi. Topu topu 3 odacığı vardı ama her tarafı dolaşana kadar ayakları ağrımıştı, bedenini zor taşıyordu. 

Etrafta kendine geçmişi hatırlatacak herhangi bir eşya ararken birden karşısında eli yüzü buruşmuş, saçlarına ak düşmüş, biraz endişeli biraz yorgun ve en çokta hüzünlü bir hali olan, tanımadığı bir kadın çıktı karşısına. Birden karşısında görünce ürkmüştü. Ve karşısındakinin de ürktüğü belli oluyordu. Birine benzetiyordu bu yüzü, bir gence, uğraştı ama çıkaramadı. Kim olduğunu sormak için ağzını tam açtığında onunda ağzını açtığını gördü ve konuşması için müsaade verdi. Ama o yaşlı kadında tıpkı kendisi gibi sustu. Elini uzattı, aynı anda o kadında uzattı. Bu durum gitgide korkutuyordu onu. Sonra bu kadını kime benzettiğini hatırladı. Bu ta kendisiydi. Karşısındakinin sıradan bir boy aynası olduğunu fark edince omuzlarına taşıyamayacağı kadar yük bindi. Gözleri dolmuştu, bu, bu kendisi olamazdı! Zaman bu kadar çabuk geçmiş olamazdı. Gençliğini hatırladı, yolda yürürken koca koca adımlar attığını, içinde sürekli bir kıpırtı olduğu zamanları, yaşlılara karşıdan karşıya geçmeleri için yardım ettiği anları, her sabah okula giderken saçlarına nasıl şekil vereceğine ayna karşısında bir türlü karar veremediğini, bir zamanlar sokak ortasında durup dururken koşup zıpladığını hatırladı… Gözlerinden birkaç yaş süzülüyordu şimdi. Peki ya arkadaşları, ailesi, sevdiği? Onlara ne olmuştu? Hatırlamak için kendini zorladı. Zihninde parça parça resimler beliriyordu, şimdi üşümüyor, aksine ter damlacıklarına boğuluyordu. Geçmişi hatırlıyor, hatırladıkça içi daha da parçalanıyordu. Sevdiği kişiler, onu seven kişiler tek tek ölmüştü… Sevdiği kişi hayata gözlerini yumduğunda nasıl ağladığını, onu nasıl özlediğini hatırladı. Omzundaki yük git gide ağırlaşıyordu… 

Yanındaki tekli koltuğa oturdu, artık ayakta durmak çok zordu. Bütün bunların bir rüya olması için dua etti, ama değildi bunu kendiside biliyor yine de umut ediyordu. Tek istediği geçmişe geri dönebilmekti , olmuyordu.. 

Pencereye baktı, güneş artık batmıştı ve hiç olmadığı kadar hüzünlüydü.. 

 
Toplam blog
: 30
: 503
Kayıt tarihi
: 27.02.11
 
 

Hayatı film gibi yaşayan, başından dert eksik olmayan, durup dururken ağlayabilen ama herşeye rağ..