Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '13

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

İçimi acıtan Sensizlik

İçimi acıtan Sensizlik
 

Soğuk rüzgarlar esiyor yüreğimde. Dilim lâl. Ağzımdan düşürmediğim ''sen'' li cümleler bir bir eksilmiş. Dilimin defteri dürülmüş. Gözümün ışığı kayboldu. Renkler cennetinden kovuldum. Dokunduğum tüm nesneler şekilsiz. Ağzımda ''sen'' siz her an artan kekremsilik. En keskin tatların damağımda karşılığı yok. Çünkü sen yoksun.

Bu durumda çaresizleşiyorum. Yapayalnız, kimsesiz kalıyorum. Annesinden zorla alınmış bir yavru, topraktan koparılmış bir bitki gibiyim. Bakıyorum sağıma soluma umut dolu gözlerimle. Sonra fark ediyorum ki yok bir umut, yok bir mutluluk. Eğiyorum başımı önüme. Yine çaresizliğe mahkûm bir adam oluyorum. Kapatıyorum sonra göz kapaklarımı on saniye falan. Karanlığa hapsediyorum kendimi bu kısa zamanda. Belki gözlerimi açarım da her şey eskisi gibi olur umuduyla kapıyorum işte. Açıyorum sonra göz kapaklarımı. Bakıyorum o korku dolu gözlerimle etrafa. Gözüme yerleşen korku büyüyor.

Arıyorum seni duvarların, kapıların, eşyaların arkasında. O zaman dünyanın ne kadar küçük olduğunu anlıyorum. Belki de küçülen insandır, bilemiyorum. Naif bir dilek bu. Biliyorsun; dileklerin,  isteklerin gönle göre gerçekleştiği pek görülmemiştir. İşte böyle bir şeysin sen de. Gerçekleşmiyorsun... Yoksun... Benim gerçeğim olamıyorsun. Aslında gerçek tam olarak ne, onu da bilemiyorum. Dış dünyada sana dair bir şey bulamıyorum. Demek ki sen sadece içimdesin.

Ne çok mutluydum ya da ne çok mutluyduk o zamanlar. Hani erkenden kalkardım; saçlarımı şekillendirirdim. En güzel gömleğimi giyerdim. Sonra o mis gibi kokan omletimi yemek için mutfağa giderdim. Senin o çok sevdiğin şarkıyı mırıldanırdım. Ne güzeldi o günler. Her gün bir mutlulukla uyanır, bir heyecanla başlardım güne.

O heyecanla başlarken güne, senin nedensizce söylediğin o sözleri anlayamazdım. Ben büyük bir mutlulukla çıkarken karşına, binlerce yılın yabancısı bir sesle kulaklarımı tırmalardı sözlerin:

- Uzaklara gitmek istiyorum. Kimsenin olmadığı uzaklara ...

Anlam veremezdim bu sözlere.

Neden, diye sorduğumda koyu bir sessizlik dolardı mutfağa. Cevabı olmazdı bu sorunun. İşte o anda sönerdi mutluluk ışığım. İkimizin de ağzını bıçak açmazdı. İki yabancıydık artık. Sen uzaklara dalardın, ben gözlerine. Sözlerin çınlardı kulağımda tekrar tekrar.

Kolay olan ilişki var mıdır?  Kuş olmadan uçurumun kenarına yuva mı yapmıştım. Hiçbir şeyin,  hiç kimsenin beni üzeceğini düşünemezdim. Hiçbir şeyin beni yıkacağını... Terk edilmemiş erkek var mıdır? Söylediğin her cümle terk etmeye hazırlıkmış. Ben sana bağlandıkça sen pamuk ipliğiyle tutturmuşsun yapbozları. Montajını yaptığın filmin açıklarını da en iyi sen biliyordun. Ben hep ilk filmimin galasında ayaklarım yerden kesilmiş bir beyazperde kahramanıydım.

Karabulutlar çöreklendi üstüme. Sanki kocaman kocaman ağırlıklar üzerimde. Bir karabasan. Gönderemiyorum şu karabulutu, dağıtamıyorum. Çekip gitsin. Ben hayatımda karabulut değil, karabulutun arkasındaki masmavi, saf, berrak gökyüzünü görmek istiyorum. Kalksın istiyorum üzerimdeki kocaman kocaman ağırlıklar. Acıtıyor bedenimi, acıtıyor kalbimi. Dünyayı taşıyor omuzlarım.

Kalkamıyorum yerimden. Kalkmama, doğrulmama engelsin her defasında. Hala aklımda o gün. Her saniyesi yeniden işleyen... Hiç tahmin etmezdim beni o gün acımasızca terk edip gideceğini .

Anlamsızlık girdabında sözlerin de anlamsızlığın kurbanı oluyor. Belki de anlamsızlık senin sözlerinle başlıyor. Oradan yayılıyor tüm dünyama. Bu anlamsızlık içinde bir kelime boy veriyor: Terk etmek...

Güvenmiştim sana. Masumca seviyordum seni. Nedenini bilmiyordum ama hayatımın anlamıydın. İlk göz ağrım, son duamdın. Ama olmadın işte. Yere düşen her bardak kırılır mı, bilmem. Her hayalim yıkıldı benim. Sana tüm odalarını açtığım kalbim kırıldı. Rüyalarım paramparça.

Görünmez bir bastonla duruyorum ayakta. Hayatımın direği gitti. Sen gittin. Sebepsiz gidişinin acısını ben çekiyorum işte. Hep masumlar, gerçekten sevenler çekerler acıyı. Bu bir kanundur aslında. Bu bir gerçektir. Ben çekiyorum acını. Büyük bir aşktan geriye kalan büyük bir acıyı çekiyorum, ödüyorum bu aşkın diyetini. Hayat işte, çok acımasız. Sen idam mahkûmuna sorulan son dilek gibisin. Seni diledim. Ölüm anında bile gerçekleşmeyen dileğimsin.

İlki olay, sonrası kolay olurmuş. Ne yaptım, nasıl yaptım. Düştüğüm denizde neye sarıldım, bilmiyorum. Ama küllerimden doğmayı bildim. Unutmak büyük bir nimetmiş. Yıllardır içinde olduğum bitkisel hayatımdan bir mucize ile çıktım. Tüm yaralarım iyileşti. Sen, varım yoğumdun. Sen, bitmeyen şarkımdın. Sen, dünyaları verseler değişmeyeceğim ay parçam. Sen, aklımı havalara kaldıran. Sen artık benim hiçbir şeyimsin.

 
Toplam blog
: 8
: 260
Kayıt tarihi
: 11.09.13
 
 

28 Şubat 1997 tarihinde Diyarbakır'da doğdum.Hemşireyim.Arkadaşlarım tarafından sevilen, uyumlu, ..