- Kategori
- Gündelik Yaşam
İçimizdeki çocuk

Geçenlerde aile albümlerini karıştırıyordum. Bizim evin balkonunda yeğenimin bir fotoğrafı gözüme çarptı. Sanırım bir veya bir buçuk yaşlarında, ağzında emzik, poposunda kocaman bir bezle, poz vermiş.
Resmin arkasında bir el yazısı gözüme çarptı.
Annemin el yazısıydı bu. Şöyle yazmış resmin arkasına ;
"Sakın ha çocukluk edipte çabuk büyümeyesin! "
Şu an on yaşında olan yeğenimi düşündüm, ne kadar da hızlı geçmişti zaman. Kocaman olmuştu artık, çocukluktan çıkıyordu nerdeyse.
Annemin el yazısıyla yazdığı sözün anlamı, geçen yıllar içinde anlamını derinleştirmişti.
İlginç olan o ki, bu sabah bir arkadaşım, Sabahattin Ali’nin ölümsüz şiiri, “Çocuklar Gibi”yi (Hem Sezen Aksu, hem de Ahmet Kaya yorumlamıştı) dinlememi istemiş.
Dinledim, Sezen Aksu’dan… Hem de üst üste birkaç kez…
Sabahattin Ali’nin bu ölümsüz şiirini, Sezen Aksu müthiş yorumu ile hafızalarımıza kazımıştı. Çok özel bir şarkıdır benim ve eminim sizler için de.
Tesadüflere inanmayan biri olarak, bana verilmek istenen mesajı gördüm. “İçindeki çocuğu çok ihmal ettin, ilgilen onunla.”
Evet, doğruydu. Çok uzun süredir, içimdeki çocukla ilgilenmediğimi, onunla dertleşip, konuşmadığımı ona öğütler vermediğimi fark ettim. Fazlasıyla ihmal etmiştim.
Hayatı yaşanılır kılan, içimdeki çocuktu oysa. En değerli yanımdı belki.
En dayanılmaz zamanlarda ortaya çıkan, muzurluklar yapan, insanı kahkaha krizlerine sokan, siyaha boyadığımız hayatın rengini pembeye boyayan o değil miydi?
Biraz hırçın, biraz asi, biraz sevimli, biraz çekilmez yanımız. Ama asla ölmemesi gereken yanımız, hayatı yaşanır kılan yanımız.
Belki en önemlisi de masumiyetimizi hatırlatan yanımız.
Yaşam bazen hiç büyümemek, büyürken de hep çocuk kalabilmek, içimizdeki o çocuksu coşkuyu, saflığı ve heyecanı hiç kaybetmemekti.
Büyüdükçe sevmeyi öğrenmek, büyüdükçe kendisi gibi sevmeyenleri de sevebileceğini, sevginin bir alışveriş olmadığını, hiç hesapsızca da sevilebileceğini, sevginin "yalın" halinin, en yaşanılması gereken olduğunu öğrenmek.
Dizlerdeki yaralarla, berelerle büyümek, ama her seferinde daha güçlü olarak ayağa kalkabilmek.
Yüz yaşına da gelsen yine bulutları sevdiğin hayvan şekillerine benzetebilmek, geceleri uyumadan önce yıldızların büyüsüne kapılmaya devam etmek.
Gerekirse hiç büyümemektir.
Her ihtimale karşı pembe gözlüklerinizi ve pembe patiklerini kaldırmayın ki, sık sık lazım olsunlar.
Yazının sonunda sizleri, Sabahattin Ali’nin ölümsüz şiiri ile baş başa bırakmak istedim.
Çocuklar Gibi
Bende hiç tükenmez bir hayat vardı
Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Kalbim her dakika hızla çarpardı
Göğsümün içinde ateş var gibi
...
Bazı nur içinde, bazı sisteydim
Bazı beni seven bir göğüsteyim
Kah el üstündeydim, kah hapisteydim
Her yere sokulan bir rüzgar gibi
...
Aşkım iki günlük iptilalardı
Hayatım tükenmez maceralardı
İçimde binlerce istekler vardı
Bir şair yahut bir hükümdar gibi
...
Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi
...
Şimdi şiir bence senin yüzündür
Şimdi benim tahtım senin dizindir
Sevgilim, saadet ikimizindir
Göklerden gelen bir yadigar gibi
...
Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi
...
Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi
Sabahattin ALİ