- Kategori
- Deneme
İçimle konuşmalarım -4-

Üzülme!!! İstediğin Bir Şey Olmuyorsa, ya Daha İyisi Olacağı İçin yâda,Gerçekten de Olmaması Gerek
Attığım taşların yerini bulmamasının sıkıntısıyla düşünüp duruyorum. Bakıyorum ki attığım taş geri kafama gelmiş. Bu sefer de kan revan içinde kalan kafamın, yaralarını temizliyorum.
Güzel sözler bazen amiyane oluyor. Hani hep bildiğimiz ama çoğu kez kendi kendimize sarf ettiklerimizden geçiyor hep aklımdan. Çölde bedeviyi… Kutup ayısı cinsinden. Sözün ehemmiyet ve önemini kavrıyorum ve hak veriyorum.
Düşünce kıvrımlarına Kemal SUNAL’ın repliği geliyor. Bilirsiniz Düttürü Dünyada aynanın karşısına geçip suratına bakıp tükürüp beter ol eşeoğlu cinsinden bir replik. Ben düşüncelerimin mecrasına kapılıp yol alırken aklımın bana hep bunları hatırlatması acı veriyor. Ama elimden gelen bir şeyin de olmadığını görüyorum. Ne yapabilirim. Kessem yerine yenisini koyamayacağım. O da biliyor vazgeçilmez olduğunu, yüklendikçe yükleniyor.
Yine iklimlenmede buzhaneye koyduğu bir fikri ısıtıp önüme koydu.
Bedevilik sonradan edinilen bir olgu mudur?
Bedevilik doğuştan getirilen bir olgu mudur?
Gel de çık işin içinden. Bedevi doğuştansa sonradan düzeltilememesi gerekirdi. Ama örneklemlere baktığımızda bunu değiştirenlerin olduğunu görüyoruz. Sonradan edinilen bir olgu da olsa bu sefer de kıyıda köşede bedevi çok olmazdı.
Düşünce iklimlendirmemde: kara bulutların yağmurunu bırakıncaya kadar vermiş olduğu sıcaklığın etkisiyle oturup 5-6 saat bunu düşünmek zorunda kaldım. En sonunda iki tane parol alarak başımın ağrısının geçmesin bekledim. Ama beni yine rahat bırakmadı kara bulutlar. Bu seferde 40 stil su ile yıkanıp kurşun döktürmeyi akıl etti benim akıldanem. Tamam dedim bu daha kolay. Giderim bir hamama 40 tas su dökerim kırklanırım daha sonrada bir kurşun döken bulurum.
Sonradan farkına vardım ki ben bunu daha önce denemiştim. Kurşun döktüren bulma hevesiyle Rahmetli anama:
- Ana, kurşun döken kim varsa onun yanına gidelim demiştim.
- Tamam oğlum demişti. Gidelim.
- Ben çam sakızı çoban armağanı bir şeyler alayım da gidelim dediğimde.
- Gerek yok gittiğimiz yerde onlara ihtiyaç yok diye bir cevap almıştım
- Neden? diye sorduğumda
- Nüktedanlıkla, , kırmızı bayıra gideceğiz demişti.
Kırmızı bayır bizim köyün mezarlığıydı. Anlamıştım. Kurşun dökende kalmamıştı. Güleyim mi ağlayayım mı karar veremeden apışıp kalmıştım
Yine o güne gittim. Bir anda, kırmızı bayırın son yokuşunda tırmanan, son kurşun döken insanı da almıştı.
İyi de ben nereden bulacaktım kurşun döken. Bir ara gidip parasıyla fal baktırayım dedim. Hani hep çıkıyorlar geleceği okuyorlar. Sorayım benim attığım taş ne zaman yerini bulacak diye. Ne zaman kara bulutlar yağmura dönüşecek diye. Sonradan aklıma geldi. Bunlar sahtekâr diye ondanda vazgeçtim. İyi de ne yapacağıma da karar veremedim. İstiareye yatayım dedim. Farkına vardım ki bu kadar pasakla istiare de sudan ve yıkanmaktan başka bir şeyde göremeyeceğim. Ondan da vazgeçtim.
Bulutlarımı bir yükselteyim bari deyip açtım kitap okumaya başladım.
Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun, Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, Kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır.
***
Üzülme!!! İstediğin Bir Şey Olmuyorsa, ya Daha İyisi Olacağı İçin yâda,
Gerçekten de Olmaması Gerektiği için Olmuyordur...
Hz. Mevlana...
Okudum okudukça da bulutlarım kaybolmadı; ama en azından baskın hava serinledi…