Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
671
 

İçinizdeki kapıları açın [1]

İçinizdeki kapıları açın [1]
 

Mutluluk nerededir, hiç düşündünüz mü?

Hep aradığımız ama bir türlü kendimize sormadığımız o önemli soru, “ mutluluk sorunu ”, büyük bir açmaz olarak duruyor önümüzde.

En son okuduğum bir araştırmaya göre dünyanın en mutsuz üçüncü ülkesi çıkıyoruz.

Aklımızın ve duygularımızın gücü yetmediği dertlerden, genellikle “ gevşekliğimiz ” ve “ tembelliğimiz ” sayesinde kurtulma yolunu seçiyoruz gibi geliyor bana.

“ İş ” çalışmaya ve düşünmeye gelince nedense tembelleşiyor, kendimize en çok sormamız gereken sorulardan kaçıyor, kendimizle yüzleşmeye varamadan ağırlaşıveriyoruz. Zayıf bir irade sergilemeye başlıyoruz. Bu da bizi “ içten ”likten uzaklaştırıyor.

İsteklerimizden uzaklaşıyor, içimizdekileri daha fazla saklamaya başlıyor ve daha fazla mutsuz oluyor, mutlulukla aramızdaki mesafeyi giderek çoğaltıyoruz.

O zaman kendimizi yılgınlıklarla çevrili, mutsuzluk rüzgarlarının yüzümüze yüzümüze estiği bir çölde buluveriyoruz.

Yolumuzu kaybetmiş ve şaşkın bir halde...

Büyük bir yıkılmışlıkla diz çökerek soruyoruz:

“Ben nerede yanlış yaptım? O aradığımı sandığım, hakkım olan mutluluk nerde?!”

Ardından sel gibi gelen “keşke”ler, “ahh”lar, pişmanlıklar ve zamanında kıymetini bilememenin, doya doya yaşayamamanın iç dağlayan acısı...

Adeta bir “keşke koleksiyoneri” oluyoruz, mutsuzluğumuz arttıkça...

“İyi ki”nin mutlu edici coşkusunu ve panzehir etkisini de unutuyoruz giderek...

Mutluluk... Topu topu bir kelime ama bu kelimeyi bütün hücrelerimizde hissedebilmek için yaşamıyor muyuz?

İçine girilmesi imkansız bir kale gibi çıkıyor sanki karşımıza...

“Mutluluk nerededir” diye soruyor, bunun cevabını parada bulmaya çalışıyoruz. Paramız olursa sağlığı, huzuru, saadeti de satın alabileceğimizi sanıyoruz belki.

Evimiz olsa da, iyi bir komşu bulmanın bir ev sahibi olmaktan daha da önemli olduğunu, hastalandığımızda en iyi hastaneye yatıp, en iyi doktorlar tarafından kontrol altına alınsak da sağlığı satın alamayacağımızı unutuyoruz.

Küçük şeylerin güzelliği, paranın “büyüklüğü” karşısında eriyor...

Küçüklerle büyükleri, değerlilerle değersizlerin yer değişmesine tanık oluyoruz çağımızda.

Artık erdem, iyilik ve dürüstlük “out”, para ve bol kazanç, nerden gelirse gelsin güç ve iktidar “in”...

İnişler ve çıkışlar içinde devriliyoruz, kafamız dönüyor, midemiz bulanıyor.

Çağın hızını ancak “günü yakalayanlar” (carpe diem) yaşıyor sanki. Eğer o hızlı sel, onları da mutsuzluğa doğru son sürat sürüklemezse...

İnsanı her gün biraz daha yok eden büyük uluslu şirketlerin, sadece yapacağı kârı düşünen ekonomik sitemin, hızla dönüştürülmeye çalışılan insanın trajedisi her geçen gün büyüyor.

O “vahşi sular” alıp götürüyor içimizdeki en erdemli, en umutlu ve mutluluk dolu şeyleri.

İçimizde bir yerde saklanan, kendimizi keşfettikçe ortaya çıkardığımız hazineleri her gün yağmalıyor, vahşi bir hırsla içimizdeki son huzurlu toprağı da talan ediyor.

Özenle koruduğumuz, herkesten sakladığımız ya da sadece sevdiklerimizle paylaştığımız yaşanan o özel anları, güzellikleri, mutlulukları bizden alıyor... Kuşandığımız, takındığımız, bir yerlere tıkıştırdığımız ne varsa çekip götürüyor. Bir can, bir de ten kalıyor çırılçıplak...

İşte o zaman soruyoruz, göz yaşlarımız yanaklarımızdan süzülürken:

“Neden böyle oldu? Böyle olmamalıydı. Böyle olmamalıydı... Mutluluk nerede?” diye...

Her zor soru karşısında olduğu gibi cevaplar da içimizdeki kırıklarda, göz yaşlarımızda, ağzımızdan bir fısıltı halinde çıkan sözcüklerde.

Ağlayıp ağlayıp susuyoruz yine. Bulduğumuz bir tahta parçasına tutunuyoruz çünkü...

O an, bize uzanan elleri görüyor ve bizi bu vahşi sulara bırakanları soruyor, sorguluyor, onları ve olanları unutmuyoruz hiç...

Her tercihin bize yeni yolar sunduğunu öğrenmeye başlıyoruz.

Oysa varoluşun kendisi büyük bir mutluluk değil mi?... Mutluluğun esas hazineleri içimizde saklı değil mi? Kendimizi daha iyi bilmekte ve gerçekten, yürekten “isteklerimizi” keşfederek, bunlar için çalışmakta değil mi? Mutluluğun esas anahtarı da bunu bilmek değilse nedir?...

Kendimiz mutlu olursak, başkalarını da mutlu etmez miyiz? Bir arkadaşın, bir dostun küçük bir tebessümü bizi de mutlu etmez mi? Ufak bir jest, güzel bir söz, zor anımızda çıkagelen bir dayanışma, elimize uzanan bir el ne zamandır paradan daha değerli oldu?

Bize küçük Amerika hülyasını dayatanlar, enflasyon ve krizler arasında en önemli şeyi ne zaman unutturdu?

Biz birbirimize değer vermeyi, saygı ve sevgi göstermeyi, önce içimizde, sonra birlikte mutlu olabilmeyi, ne zaman ve nasıl unuttuk?!...

Mutluluk nerededir?...

Mutluluk içimizdedir ve biz kendimizi sevdikçe, çalışıp başardıkça, hatalarımızı geleceğin zaferlerine dönüştürebildikçe yükselir, içimizdeki o büyük enerjinin, mutluluğun farkına varabiliriz.

Günümüzün en büyük problemlerinden birisi olan mutsuzluğu, aslında ufak fırça darbeleriyle mutluluğa çevirebilir etrafımızdakilere de mutlu olması için yardımcı olabiliriz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3675
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster