- Kategori
- Blog
İğfal edilmiş bir beynin öğretilerine namus diye sarılmak.

Çoğu kez bir yazıya başlarken bu şekilde düşünmüşümdür:
Bu yazıyı yazmak çok zor...
Gerçekten zor.
Çünkü sadece bir takım sembollerle yazılana hayat veriyorsunuz. Ötesi, anlamlandırmak için özel bir çaba sarf ediyorsunuz. Ama gösterdiğiniz tüm özveri bazen yazının rastgele seçilmiş bir boyutta yer almasını önleyemiyor.
Dolayısıyla bazen bir okuyucu olarak onlara, el yordamıyla ulaşmak gerekebiliyor.
Ulaştığınızda ise, ilkin yorumlanması mümkün olmayan hayat parçacıkları olarak gördüğünüz bu sembol yığınını buruşturup atılması zorunlu bir kâğıda dönüştürebiliyorsunuz.
Emek olduğu kadar düşünce ürünü olan çalışmalarınızı, düşünebiliyor musunuz, fırlatıp atabiliyorsunuz.
Oysa bu yazılar karalama da olsa yanaklara kondurulmak üzere ansızın fışkıran sıcak birer busedir, çoğunlukla hıçkırıklı olmalarına rağmen, özen gösterilenlere göre daha içtendirler.
Kimileri için bir yazı emzirilmekten mutlu olan bir memeden emilen şifa gibidir.
Emdikçe rahatlanır.
Emildikçe, dudaklarda başlayan ve her defasında yenilenen bir tür yaşam yüreklerinizde yeşerir.
Sonuçta o sadece bir yazı değildir çünkü.
Çoğunlukla kraterinizden fışkıran samimiyetinizdir.
Hayatınızdır.
Kimilerine göre ise, her bir yazı zaten başyapıtınızdır.
<ı>Büyüklenmeı> dışında kim ne diyebilir?
İğfal edilmiş bir beynin öğretilerine namus diye sarılmıyorsunuz ya!
Bu yüzden daha önce sildiğim bloglarımı özlüyorum.